MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili dava dilekçesinde, vekil edenlerinin dava konusu 3366 sayılı parselin maliki olduklarını, kadastro çalışmaları sırasında tespitin tapu maliki belli olmayan hatta nüfusta kaydı bulunmayan kişi adına yapıldığını açıklayarak anılan parselin tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, (ilk kararda) 3366 sayılı parselin tapu kaydının iptaliyle, eşit paylar oranında davacılar Mustafa ve Ekrem adlarına tapuya kayıt ve tescillerine, davalı ... Belediyesi'ne karşı açılan davanın husumetten reddine, karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairece, (özetle) davanın kayıt maliki bulunan Adem oğlu ...'a yöneltilerek taraf teşkilinin sağlanması, daha önce davacı tarafın yararına sonuçlanan ve delil olarak dayanılan 30.12.1991 tarihli ve 1984/232 Esas, 1991/686 Karar sayılı dosya kapsamının eldeki dava bakımından Mahkemece değerlendirilmesi, yapılacak araştırma ve inceleme sonucu kayıt maliki yaşayan ve bilinen ya da ölen kişi ise bu takdirde veraset belgesinin alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması alınacak veraset belgesine göre, davanın mirasçılarına yöneltilmesinin düşünülmesi, zilyetliğin ispatı yönünden sadece yerel bilirkişilerin beyanı ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı gibi tanık ve delil bildirmesi için taraflara süre ve imkan tanınmamasının da doğru olmadığı, kabule göre taşınmaz tapuda kayıtlı olup maliki belli olduğuna göre, davanın köy tüzel kişiliğine yöneltilmesi yerinde görülmediği, Hazinenin TMK'nin 501. maddesi uyarınca mirasçı bırakmadan ölen kişiler bakımından son mirasçı olarak davada yer alması mümkün olduğu ve kayıt malikinin ölü olup olmadığınında bu aşamada bilinmediğine işaret edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu verilen kararda, davanın kabulüne; 3366 sayılı parselin tapu kaydının iptaliyle, eşit hisse ile davacılar Mustafa ve Ekrem adlarına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmesini istemiştir. Davalı hazine vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nin 713/2. fıkrasında yer alan maliki tapu kütüğünde kim olduğu anlaşılamayan ve bu nedenle tapu kütüğünün hukuki değerini yitirdiği sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davası olup davacı, genel zilyetlik nedenine dair tescil davasına dayanmamıştır.
1. Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; vekaletnamesinde temyizden feragat yetkisi bulunan davalı vekili, Mahkemeye sunmuş olduğu 01.06.2020 tarihli dilekçesi ile temyizden feragat ettiğini bildirdiğinden temyiz dilekçesinin vaki feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
2. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya bir payın koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de, TMK'nin 713/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir (Yargıtay HGK'nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar, 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Soyut ve nam-ı mevhum (sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül (el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilmez.
Somut olaya gelince; çekişmeli 3366 sayılı parsel, 24.12.1990 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Adem oğlu ... adına belgesizden tespit edilmiş olup kadastro tutanağının 28.03.1991 tarihinde kesinleşmesiyle ... adına tapu kaydı oluşmuştur. Bozma sonrası, tapu maliki Adem oğlu ... dahili davalı olarak davaya dahil edilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere kayıt malikinin tanınmıyor olması onun bilinmeyen bir kişi olduğu anlamına gelmez. Hal böyle olunca, adı ve soyadı ile baba adı tapu kaydında belli ve yazılı bulunan kayıt malikinin bilinen bir kişi olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (1) numaralı fıkrada açıklanan nedenler ile davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin vaki feragat nedeniyle REDDİNE, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 13.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.