MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 173 ada 9 parsel sayılı taşınmazın malikinin vekil edeni olduğunu, taşınmazın davalı kuruma bağlı Tabur Komutanlığı tarafından 13 yıldır atış ve eğitim alanı olarak kullanıldığını, bu nedenle hiç kimsenin bu alana girmesine izin verilmediğini, 13 yıldan bu yana taşınmazın kullanılamadığını belirterek, vekil edeninin yoksun kaldığı 2003-2004-2005-2006 ve 2007 yıllarına ait son 5 yıllık 40.000,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, taşınmaza bir müdahalede bulunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ilk hükümle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 25.09.2013 tarihli ve 2013/10086 Esas, 2013/13383 Karar sayılı ilamı ile, "…Somut olaya gelince; her ne kadar mahkemece yerinde keşif yapılmış ise de; bilirkişi raporunun hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Davalı kuruma ait atış poligonunun neresi olduğu, çekişme konusu taşınmaza ne gibi bir müdahale olduğu, olası bir engelin taşınmazın ne kadarını etkilediği hususları denetime olanak verecek şekilde rapor ve krokide gösterilmediği gibi silahlı eğitim alanında atış mesafesi ve olası etkileri üzerinde rapor verecek uzman bir bilirkişi bulundurulmaksızın keşif yapılmak suretiyle sonuca gidildiği görülmektedir. Hal böyle olunca, ileri sürülen iddianın içeriği gözetilerek eğitim amaçlı silah atışı, mesafesi ve zararları yönünden alanında uzman bilirkişinin de bulunacağı heyet ile yeniden keşif yapılarak denetime olanak verecek şekilde rapor ve kroki hazırlatılması, davacıya ne şekilde zarar verildiğinin açıklığa kavuşturulması, iddia edildiği anlamda bir zararın varlığının saptanması halinde davacının ecrimisile hak kazanıp kazanamayacağının da değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildi..." gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 9 parsel sayılı taşınmazın dava açıldığı tarihte kayden davacıya ait olduğu, dava tarihinden sonra 05.05.2015 tarihli satış işlemi ile dava dışı ...’e satıldığı, davalı Kurumun dava konusu taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
Somut olayda, Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Bozma ilamında, ileri sürülen iddianın içeriği gözetilerek eğitim amaçlı silah atışı, mesafesi ve zararları yönünden alanında uzman bilirkişinin de bulunacağı heyet ile yeniden keşif yapılarak denetime olanak verecek şekilde rapor ve kroki hazırlatılması, davacıya ne şekilde zarar verildiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiş, Mahkemece, yeniden keşifler yapılarak uzman bilirkişiden rapor alınmış ise de, davalının dava konusu taşınmazın kullanımına engel olup olmadığı, davacıya zarar verilip verilmediği veya verildi ise ne şekilde zarar verildiği hususu her türlü şüpheden uzak olarak ortaya konulamamıştır. Şöyle ki, Mahkemece, bozmadan önce yapılan 11.04.2012 tarihli keşifte yapılan gözlemde, dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir ürünün ekili olmadığı, üzerinde ağaç olmadığı, sınırlarının hafif toprak yükseltisi ile belirlenmiş olduğu ve çok belirgin olmadığı, üzerinde yer yer atış yapıldığını gösterir boş kovanların olduğu birkaç kum torbasının olduğu ancak bir adet yıkılmış kullanılmaz halde kulübe kalıntısı olduğu, herhangi bir atış talimi yapıldığını gösterir hedef vesaire olmadığı, taşınmaz üzerinde panzer gibi geniş araç izlerinin olduğu belirtilmiş, dinlenen mahalli bilirkişiler, dava konusu taşınmazın atış yapılan tarafta hedef olarak kaldığından kimsenin girmesine izin verilmediğini belirtmişler, bozmadan sonra yapılan 12.11.2015 tarihli keşifte, dava konusu yerin atış poligonu olarak kullanılmadığı, 02.11.2018 tarihli keşifte ise, taşınmazın kuzeyinde bir yerde bir grup askerin atış yaptığı ve dava konusu taşınmazın üzerinde herhangi bir baraka vs olmadığı gözlemlenmiştir. Görüleceği üzere, Mahkemece, yapılan keşiflerle, davalı Kurumun davacının taşınmazı kullanmasına engel olup olmadığı hususu açıklığa kavuşmamıştır. O halde, davacı tarafından, dava dilekçesinde tanık deliline dayanıldığı ve davacının iddiasını ispat için davacı tanıklarının dinlenmesi gerektiği hususu göz önüne alınarak, dava konusu taşınmazın kullanımına davalının engel olup olmadığının belirlenerek, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir. Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi yanlış olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy