MAHKEMESİ:Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Kadastro Tespitine İtiraz
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davaların reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
... ili ....,ilçesinde 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında, ...,Mahallesi çalışma alanında bulunan 103 ada 4 parsel sayılı 27.996,17 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ölü olduğu kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, tarla vasfıyla .....,adına tespit edilmiştir.
Davacı ..., irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, kadastro tespitinin iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, davanın askı ilan süresinde açılmadığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin önceki hüküm, davacının temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 21.06.2018 tarih ve 2016/1899 Esas, 2018/4179 Karar sayılı ilamıyla; "davanın askı ilan süresi içerisinde açılmış olması nedeniyle görevli mahkemenin kadastro mahkemesi olduğu açıklanarak, görevsizlik kararı verilmesinin isabetsizliğine" değinilerek bozulmuştur.
Bozma ilamı sonrası davacı Hazine tarafından, aynı taşınmaz hakkında kullanım olmadığı iddiasına dayalı olarak açılan dava, eldeki dosyayla birleştirilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı ve asli müdahil Hazine yönünden davanın reddine, çekişmeli 103 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tespitteki yüzölçümü ve vasfı ile ....., adına tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taraflara keşif giderlerini yatırması için kesin süre verildiği, bu süre içinde keşif giderinin taraflarca yatırılmadığı gerekçesiyle yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 36/1. maddesinin ispat külfeti kendisine düşen taraf aleyhine uygulanabilmesi için, öncelikle dosyanın keşfe hazır hale getirilmiş olması ve yapılması öngörülen keşfin gün ve saatinin belirlenmesi zorunludur. Bundan sonra belirlenen keşif günü ile ilgili ara kararında hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayları, taraf tanıkları, uzman bilirkişilere verilecek ücretler, vasıta parası ve yapılacak tebligatlarla ilgili masraflar kalemler halinde gösterilip, bu ücretlerin temini ve yatırılması için ilgililere makul bir süre tanınmalı, ilgiliye tanınacak süre ile keşif günü arasında da, bilirkişi adayları, taraf tanıkları ve uzman bilirkişilere çıkarılacak davetiyelerin muhatabına ulaşabilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmasına özen gösterilmeli, bu ara kararına uymamanın sonuçları, hazır bulunan davacıya ihtar edilip, hazır bulunmayanlara usulen tebliğ edilmelidir.
Somut olayda; Mahkemece, 16.07.2020 tarihli celsede kurulan ara kararı ile ücret kalemleri belirtilmiş ve toplam keşif gideri olan 1.584,90 TL'yi davacıların yatırması için süre verilmiş ise de, asıl dava ve birleşen davanın davacılarından her birinin keşif masraflarının ne kadarından sorumlu olduğu, keşif giderinin tamamını mı yoksa bir kısmını mı ödemeleri gerektiği açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle keşfe ilişkin ara kararın usul ve yasaya uygun olduğundan söz edilemez. Yasada öngörülen şekle uygun kurulmayan ara kararına sonuç bağlanılarak, davacı Hazine'nin keşif deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece, davacı Hazine'ye keşif giderlerini yatırması için 3402 sayılı Kanun'un 36. maddesi uyarınca yeniden yöntemine uygun, keşif gün ve saatinin de belirlendiği makul bir süre verilmeli, ara kararı gereklerinin yerine getirilmesi durumunda mahallinde keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin kanun hükmünün hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi; kabule göre de, davacı Hazine'nin hüküm yerinde asli müdahil olarak gösterilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.