MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2013/50 E., 2022/39 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı duruşma istemli olarak davacı-davalılar ... ve arkadaşları vekili, ... ve arkadaşları vekili, Hazine vekili ve .... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin masraf yokluğu nedeniyle reddine, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, Şanlıurfa . ilçesi .... köyü çalışma alanında bulunan 63, 78, 80, 81, 85, 86, 87... parsel sayılı muhtelif yüzölçümlerindeki taşınmazlar komşu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtlarının miktar fazlaları olmaları nedeniyle Hazine, 72, 73, 74, 75, 76, 77... parsel sayılı muhtelif yüzölçümlerindeki taşınmazlar ise tapu kayıtları, vergi kayıtları ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... ve arkadaşları adına tespit edilmiştir.
İtirazları kadastro komisyonunca reddedilen Hazine ile bir kısım muterizler tarafından, dava konusu taşınmazların adlarına tescili istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin usule ilişkin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "2011 yılında yapılan keşifte alınan....'ın 23.06.2011 tarihli raporunda dava konusu taşınmazlara dayanak yapılan Aralık 1957 tarihli ve 13... , Aralık 1958 tarihli ve 21... , Nisan 1960 tarihli ve 3 ila 7, Mayıs 1971 tarihli ve 2 ila 4, Nisan 1971 tarihli ve 17 ve Ekim 1944 tarihli ve 7 sıra numaralı kayıtların hudutlarının sabit sınırlı olmadığı ve 72 parselin kuzey ve batı tarafının bir kısmını kapsadığı, kalan kısmın da 1 numaralı vergi kaydına istinaden zemine uyduğu, 73 parselin ise dayanak yapılan 2 ve 3 numaralı vergi kayıt kapsamında kaldığı, 74 parselin yine dayanak yapılan 4 numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığı, 75... parsellerin 5 numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığı, 76... parsellerin de 6 numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığı, bunun dışında kalan 63, 78, 80... parsellerle ilgili herhangi bir kayıt ibraz edilmediğinden ve vergi kaydına göre zilyetlikten yer verildiğinden Hazine adına, 85 parselin 73 parsele uygulanan 2 ve 3 numaralı vergi kayıtları sabit sınırlı olmadığından miktar fazlası olarak Hazine adına, 86 parselin 74 parsele uygulanan 4 numaralı vergi kayıtları sabit sınırlı olmadığından miktar fazlası olarak Hazine adına, 87 parselin 77 parsele uygulanan 6 numaralı vergi kayıtları sabit sınırlı olmadığından miktar fazlası olarak Hazine adına ve 88 parselin 79 parsele uygulanan 5 numaralı vergi kayıtları sabit sınırlı olmadığından miktar fazlası olarak Hazine adına tescili gerekmiş olup komisyon tespitinin doğru olduğu" gerekçesiyle davanın reddine dava konusu Şanlıurfa ili .... ilçesi .... (...) köyü çalışma alanında bulunan 63, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 85, 86, 87... parsel sayılı taşınmazların komisyon tespit tutanaklarındaki gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı-davalılar Hazine vekili, ... ve arkadaşları vekili, ... ve arkadaşları vekili ve.... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiştir. Ne var ki, tespit maliklerinden .... oğlu ...'in tapu kaydı ile malik olduğu payı, 13.09.1976 tarihli ve 1, 2, 3 sıra numaralı tapu kayıtları ile cebren satılmış olup buna göre, dava konusu taşınmazlarda tespit tarihi itibarıyla bir hakkı bulunmadığı anlaşıldığı halde, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümde tespit gibi tesciline karar verilmek suretiyle tüm taşınmazlarda yeniden pay verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan bu durum karşısında, davacı-davalılar ....ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir. Diğer tarafların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Dava konusu 72 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; İlk Derece Mahkemesince dava konusu 72 sayılı parselin bir bölümünün dayanak tapu kaydı, bir bölümünün ise vergi kaydı kapsamında kaldığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de varılan sonuç kanuni düzenlemelere ve dosya kapsamına uygun bulunmadığı gibi yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.
Tapu kaydı ve vergi kaydının aynı sınırları ihtiva etmesi halinde, bunlardan yüzölçümü büyük olana değer verilmesi gerekir. Somut olayda T.Evvel 1326 tarihli ve 58 sıra numaralı tapu kaydı ve 1938 tarihli ve 1 numaralı vergi kaydı aynı yere ait olup, miktar itibarıyla vergi kaydının, tapu kaydı kapsamında kaldığı, başka bir ifade ile tapu kaydının yüzölçümünün daha büyük olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda tapu kaydı miktarına itibar edilerek hüküm kurulması gerekirken, her iki kaydın da uygulanması hatalı olmuştur. Dayanak tapu kaydının uygulaması İlk Derece Mahkemesince doğru olarak saptandığına göre, İlk Derece Mahkemesince fen bilirkişisinden, tapu kaydının miktarı itibarıyla kapsadığı bölüm ile taşınmazın kalan bölümünün ayrı ayrı krokisinde gösterilmesinin istenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, tapu kayıt miktar fazlası yönünden yapılan zilyetlik araştırması da hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki, İlk Derece Mahkemesince tek ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen soyut içerikli raporla yetinilmiş, bir arazinin niteliğini ve üzerindeki zilyetliğin başlangıç ve sürdürülüş biçimini en iyi belirleme yöntemi olan hava fotoğraflarından yararlanılmamış, taşınmazların niteliği ve üzerinde sürdürülen zilyetlik durumu net olarak belirlenmeden karar verilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak hüküm verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları Harita Genel Müdürlüğünden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulu, 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve teknik fen bilirkişisinin katılımıyla dava konusu taşınmaz üzerinde yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın sınırında mera niteliği ile sınırlandırılan taşınmazlar da olduğu dikkate alınarak taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazda imar-ihya işlemi yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı hususlarında olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı; yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle yöntemince giderilmeli; teknik bilirkişiden keşfi takibe elverişli krokili rapor alınmalı; ziraat bilirkişi kurulundan dava konusu taşınmazın toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, taşınmazın imar-ihyaya konu olabilecek yerlerden olması halinde imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, komşu mera taşınmazlarıyla nasıl ayrıldığı, aralarında ayırıcı sınır bulunup bulunmadığı ve taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarını da içerir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazın sınırlarını ve niteliğini, taşınmazda imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcı, şekli ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı; bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek taraflar lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, taşınmazların sulu ya da kuru arazi niteliğinde mi olduğu belirlenmeli ve bunun sonucunda da 40/100 dönüm kısıtlamalarının aşılıp aşılmadığı değerlendirilmeli, gerekiyorsa seçimlik hakları tanınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Dava konusu 73, 74, 75... parsel sayılı taşınmazlar yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazların tespite esas alınan vergi kayıtları kapsamında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.
Vergi kaydı mülkiyet belgesi olmayıp, zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydı hukukça bir değer taşımayacaktır. Hukuki durum böyle olduğu halde, tek ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen soyut içerikli raporla yetinilmiş, bir arazinin niteliğini ve üzerindeki zilyetliğin başlangıç ve sürdürülüş biçimini en iyi belirleme yöntemi olan hava fotoğraflarından yararlanılmamış, taşınmazların niteliği ve üzerinde sürdürülen zilyetlik durumu net olarak belirlenmeden karar verilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak hüküm verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazların tespit tarihi olan 1987 yılından 15-20-25 yıl öncesine ait farklı tarihlere ilişkin en az 3 stereoskopik hava fotoğrafı Harita Genel Müdürlüğünden tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulmalı, bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile 3 kişilik ziraat mühendisleri bilirkişi kurulu, 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve teknik fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif icra edilmelidir. Keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların kime ait olduğu, öncesinde kim tarafından kullanıldığı, kimden kime ne şekilde intikal ettiği, öncesinin ne olduğu, taşınmazlar üzerindeki zilyetliğin başlangıcı, sürdürülüş biçimi etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; ziraat bilirkişi kurulundan, taşınmazların toprak yapısı, bitki örtüsü, kullanım durumu komşu taşınmazlarla mukayeseli olarak ayrıntılı ve fotoğraflarla desteklenmiş gerekçeli rapor alınmalı; teknik bilirkişiye keşfi takibe imkan verir ayrıntılı rapor düzenlettirilmeli; dosyaya getirtilen hava fotoğrafları 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğrafları üzerinde inceleme yaptırılmalı, dava konusu taşınmazların önceki ve şimdiki niteliğinin, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığının, imar-ihyaya muhtaç olup olmadığının ve zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine ve böylece vergi kaydının zilyetlikle birleşip birleşmediği belirlenmeye çalışılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3. Dava konusu 63, 76, 78, 79, 80, 81, 85, 86, 87... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
İlk Derece Mahkemesince, 76... parsel sayılı taşınmazların tutanağına dayanak yapılan 1938 tarihli 5 ve 6 tahrir numaralı vergi kayıtlarının kapsamında kaldığı kabul edilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamı ile kanuni düzenlemelere uygun bulunmamaktadır. Anılan vergi kayıtlarından 5 tahrir numaralı vergi kaydı, 79 sayılı parsel ile aynı zamanda dava ve temyize konu 75 sayılı parsele de uygulanmış olup, her iki taşınmaz arasında dava konusu olmayan ve kadastro tespitinde mera olarak sınırlandırılan, kesinleşerek özel siciline kaydedilen mera niteliğinde 72 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yine dava konusu 76 parsel sayılı taşınmazın tespiti sırasında uygulanan 6 tahrir numaralı vergi kaydı aynı zamanda dava ve temyize konu 77 sayılı parsele de uygulanmış olup, her iki taşınmaz arasında dava konusu olmayan ve kadastro tespitinde mera olarak sınırlandırılan, kesinleşerek özel siciline kaydedilen mera niteliğinde 64 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu anlaşılmaktadır. Tapu veya vergi kaydının bir taşınmaza aidiyeti belirlenirken, sınırların birbirini takip eder nitelikte bulunması gerekmektedir. Somut olayda bu kurala riayet edilmeksizin uygulama yapılarak aynı vergi kayıtları, arasında mera parseli bulunan iki ayrı taşınmaza uygulanmış olup, bu durum karşısında vergi kayıtlarının sınırları itibarıyla dava konusu 76... parsel sayılı taşınmazlara ait olmadığı dosya kapsamı ile sabittir.
O halde dava konusu 76... parsel sayılı taşınmazlarla birlikte, bu madde numarası (3) altında yer alan diğer dava konusu taşınmazlar yönünden yapılan temyiz incelemesine gelince; İlk Derece Mahkemesince, tek ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen soyut içerikli raporla yetinilmiş, bir arazinin niteliğini ve üzerindeki zilyetliğin başlangıç ve sürdürülüş biçimini en iyi belirleme yöntemi olan hava fotoğraflarından yararlanılmamış, taşınmazların niteliği ve üzerinde sürdürülen zilyetlik durumu net olarak belirlenmeden karar verilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak hüküm verilemez.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazların tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları Harita Genel Müdürlüğünden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulu, 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve teknik fen bilirkişisinin katılımıyla dava konusu taşınmazlar üzerinde yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların sınırında mera niteliği ile sınırlandırılan taşınmazların da olduğu dikkate alınarak taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazlarda imar-ihya işlemi yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı hususlarında olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı; yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle yöntemince giderilmeli; teknik bilirkişisinden keşfi takibe elverişli krokili rapor alınmalı; ziraat bilirkişi kurulundan dava konusu taşınmazların toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini, taşınmazlar üzerindeki bitki örtüsünü, taşınmazların imar-ihyaya konu olabilecek yerlerden olması halinde imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, komşu mera taşınmazlarıyla nasıl ayrıldığı, aralarında ayırıcı sınır bulunup bulunmadığı ve taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarını da içerir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazların sınırlarını ve niteliğini, taşınmazlarda imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcı, şekli ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı; bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek taraflar lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, taşınmazların sulu ya da kuru arazi niteliğinde mi olduğu belirlenmeli ve bunun sonucunda da 40/100 dönüm kısıtlamalarının aşılıp aşılmadığı değerlendirilmeli, gerekiyorsa seçimlik hakları tanınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
23.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.