MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2014/93 E., 2019/11 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı müdahil mirasçıları ... ve ... vekili, davalılar .... İdaresi vekili ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... 27.03.2013 tarihli dava dilekçesinde; sınırlarını bildirdiği toplam yüzölçümleri 88.000 m² olan 7 adet taşınmazın ceddinden intikalen, taksimen ve satın alma sureti ile uzun zamandır kendi zilyetliğinde olduğunu öne sürerek, adına tescilini talep etmiştir.
Dava sırasında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, .... 1 94... parsel sayılı taşınmaz 7.046,95 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla, 1 94... parsel sayılı taşınmaz 1.193,63 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla, 3 24... parsel sayılı taşınmaz 3.043,14 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla, 2 76... parsel sayılı taşınmaz 1.096,12 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla, 3 23... parsel sayılı taşınmaz 8.434,02 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla, 3 24... parsel sayılı taşınmaz 10.719,77 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla ve 3 18... parsel sayılı taşınmaz 21.336,67 m² yüzölçümlü olarak tarla vasfıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı oldukları belirtilerek tespit edilmişlerdir.
Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir.
Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 1 94... ve 40, 2 76... , 3 24... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin açılan davaların kabulüne, davacı ... adına tapuya tesciline, 3 23... ve 3 24... parsel sayılı taşınmazların orman bilirkişisi ve fen bilirkişisi tarafından (A) harfi ile gösterilen kısımlarının davacı adına, (B) harfi ile gösterilen kısımlarının orman vasfıyla Hazine adına, 3 18... parsel sayılı taşınmazın (A1)+(A2) ile gösterilen 16.804,94 m²lik kısmının davacı adına, (B) harfi ile gösterilen 4.561,73 m²lik kısmının orman vasfıyla Hazine adına tapuya tescillerine karar verilmiş; hükmün, davalılar Hazine vekili ve .... İdaresi vekili tarafından 1 94... ve 40, 3 24... , 2 76... parsel sayılı taşınmazlar, 3 23... ve 3 24... parsel sayılı taşınmazların (A) harfli bölümlerine ve 3 18... parsel sayılı taşınmazın (A1) ve (A2) bölümlerine yönelik olarak temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.03.2014 tarihli ve 2013/10252 Esas, 2014/3455 Karar sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.03.2014 tarihli ve 2013/10252 Esas, 2014/3455 Karar sayılı ilamında özetle; "Hazine tarafından 3 18... parsel sayılı taşınmazın 1. derece arkeolojik sit alanında kaldığı iddia edilmiş olmasına rağmen bu konuda araştırma yapılmadığı, üzerinde kalıntı ve korunması gereken kültür varlığı bulunup bulunmadığının belirlenmediği, zilyetlik hususunun olgulara dayandırılmadığı, Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan keşif sonucunda alınan ziraat mühendisi bilirkişisi raporunda taşınmazların 35-40 yıldır tarımsal üretimde kullanıldığının, orman mühendisi bilirkişisi raporunda orman kadastrosuna göre bir kısım taşınmazların (A) harfi ile gösterilen kısımlarının yeşil alanda kaldığının açıklandığı, Kadastro Mahkemesinde yapılan keşiften sonra alınan ziraat mühendisi bilirkişisi raporunda taşınmazların en az 10-15 yıldır tarımsal faaliyet için kullanıldığının, orman mühendisi bilirkişisi raporunda ise taşınmazların tamamının orman kadastrosu dışında kaldığının açıklandığı ve hava fotoğrafları üzerinde de değerlendirme yapılmadığı ve Mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği açıklanarak, bu durumda ilgili Kültür ve Turizm Varlıklarını Koruma Kurulundan 3 18... parsel sayılı taşınmazın arkeolojik sit alınında kalıp kalmadığı sorularak, kalmakta ise buna ilişkin bilgi belge ve sit haritalarının istenmesi, yörede yapılan orman tahdidi, aplikasyon ve 2/B uygulama çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneklerinin, eski tarihli memleket haritası ile 1985 - 1990'lı yıllara ait memleket haritası ile bu haritaların dayanağı hava fotoğrafları dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir orijinal kadastro paftasının komşu parsel tutanak ve varsa dayanak kayıtlarının getirtilmesi, bundan sonra yeniden yapılacak keşifte, dava konusu taşınmazların orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumunun belirlenmesi, sit haritası ile taşınmaz ve geniş çevresini gösterir orjinal kadastro paftası çakıştırılarak, taşınmazın tam olarak yerinin düzenlenecek krokide gösterilmesi, taşınmaz üzerinde kalıntılar ve korunması gerekli kültür varlığı bulunup bulunmadığına ilişkin arkeolog bilirkişiden detaylı rapor alınması, dava konusu taşınmazlar tahdit içinde kalmıyor ise o takdirde, bilirkişiler tarafından hava fotoğrafları ile memleket haritaları dava konusu taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığının belirlenmesi" gereğine değinilmiştir.
Davacı ..., hasım olarak ...'ı gösterdiği 10.06.2014 tarihli birleşen dava dilekçesinde; dava konusu 1 94... parsel sayılı taşınmazın muristen kalan yerlerden olduğunu, taksim edilmediğini öne sürerek, miras hissesi oranında adına tescilini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamanın devamı sırasında da ... asıl dava dosyasına sunduğu 10.10.2017 tarihli müdahale dilekçesi ile de diğer tüm taşınmazların da davacı ve kendisine babalarından intikal ettiğini, taksim edilmediğini öne sürerek miras hissesi oranında adına tescillerini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; hükme esas alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları uyarınca davacı ...'ın davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar vermek gerektiği, birleşen dosya davacısı ve müdahil ...'ın talepleri yönünden ise; birleşen davanın konusu 1 94... parsel sayılı taşınmazın asıl dosya davacısı ...'n kullanımında olduğu, diğer taşınmazlar yönünden ise kadastro mahkemelerinde yargılamaların uzun sürdüğü, yargılanmanın uzun sürmesi nedeniyle tazminatlar ödendiği, müdahil ...'ın karar verilme aşamasına gelindiğinde böyle bir talepte bulunmasının davayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesi ile davacı ... tarafından açılan davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, birleşen dosya davacısı ...'ın davasının reddine, 1 94... , 1 94... , 2 76... ve 3 24... parsel sayılı taşınmazların davacı ... adına tapuya tesciline, 3 23... ve 3 24... parsel sayılı taşınmazların 18.02.2013 tarihli müşterek bilirkişi raporunda (A) ile gösterilen kısımların davacı ... adına tapuya tesciline, (B) ile gösterilen kısımların orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline, 3 18... parsel sayılı taşınmazın (A1+A2) ile gösterilen 16.804.94 m²lik kısmının sit şerhi verilerek davacı ... adına, (B) ile gösterilen 4.561,73m²lik kısmının orman vasfıyla sit şerhi verilerek Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, müdahil davacı ... mirasçıları ... ve ... vekili, davalılar .... İdaresi vekili ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) hükümlerine göre yapılıp 03.06.1991 tarihinde ilan edilen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması ve dava konusu taşınmazlar yönünden 16.03.2009-17.04.2009 tarihleri arasında ilan edilen arazi kadastrosu vardır.
1. Davalılar Hazine vekili ve Orman İdaresi vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hemen belirtmek gerekir ki bozmaya uyulmakla tarafların leh ve aleyhine usuli kazanılmış hak doğar. Ayrıca, Mahkemece bozma kapsamı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak hüküm kurma yükümlülüğü ortaya çıkar. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Öte yandan, 23.07.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun (2863 sayılı Kanun)
11. maddesinin 1. fıkrasının değişiklikten önceki ilk halinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilmiştir.
Daha sonra 14.7.2004 tarihli 5226 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş, maddeye koruma alanlarından sonra gelmek üzere sit alanları sözcüğü ilave edilmiştir. Böylelikle sit alanlarının da olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlikle kazanılması yasaklanmıştır.
Ne var ki, 22.5.2007 tarihinde kabul edilen ve 30.5.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5663 sayılı Kanun'la 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi değiştirilmiş "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca Birinci Grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez" hükmüne yer verilmiştir.
Bunun yanı sıra 5663 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddeye göre de, bu değişikliğin devam eden davalarda da uygulanacağı açıklanmış olmakla halen görülmekte olan davalarda da uyuşmazlığın değişik bu hüküm çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, bozma ilamında ayrıntılı şekilde açıklanmasına rağmen, yörede yapılan orman tahdidi, aplikasyon ve 2/B uygulama çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örnekleri getirtilerek dava konusu taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu tespit edilmemiş, Asliye Hukuk Mahkemesinde 09.03.2007 tarihinde icra edilen keşif neticesinde tanzim edilen orman mühendisi bilirkişisi raporunda taşınmazın bir kısmının kesinleşen orman kadastro çalışmalarında orman olarak sınırlandırıldığı, hükme esas alınan orman mühendisi bilirkişisi raporunda ise taşınmazın kesinleşen orman kadastro çalışmalarında orman sayılmayan alanlar içerisinde kaldığı bildirilmiş olmasına rağmen bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmemiştir. Bu hali ile İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve hükme dayanak alınan bilirkişi raporları taşınmazların niteliğini belirlemede yetersiz olup, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşabilmesi için İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi ve bir fen bilirkişisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, dava konusu taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise dava konusu parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalıdır.
Yukarıda belirtilen araştırma sonunda taşınmazın tahdit içinde kalmadığının tespit edilmesi halinde, hükme esas alınan arkeolog bilirkişisi raporu uyarınca taşınmaz üzerinde 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde gösterilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarından olduğu ve yine aynı Kanun'un 11. maddesinin "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez." amir hükmü uyarınca zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği nazara alınarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre usuli kazanılmış haklara da riayet edilerek bir hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Müdahil davacı ... mirasçıları ... ve ... vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle dava konusu taşınmazın zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği nazara alınarak bu parsele ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3. Müdahil davacı ... mirasçıları ... ve ... vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaz dışındaki dava konusu taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; kadastro tespit tarihinden önce açılan tescil davası bulunduğu, bu nedenle Kadastro Komisyon kararı ile gerçek malikin belirlenmesi için dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderildiği anlaşılmakla davada 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 30/2. maddesi şartları mevcuttur. İlk Derece Mahkemesince, 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi uyarınca gerçek hak sahibi re'sen belirlenecek, davada taraf olmayanlar adına dahi tescile karar verilebilecektir. Bu durumda dava konusu taşınmazların kadastro tespit tutanakları 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi uyarınca gerçek hak sahibi belirlenerek doldurulmalıdır.
Tüm bunlardan ayrı olarak, bilindiği üzere 3402 sayılı Kanun'un 26/D maddesinde "kadastro mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tespitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları" demek suretiyle müdahaleyi kabul etmiştir. Bilindiği üzere müdahale asli veya fer'i müdahaledir. Bir dava sonunda verilen hüküm bir üçüncü kişinin hukuki durumunu etkileyebilir. Bu hallerde, üçüncü kişinin o davaya katılmasında hukuki yararı vardır. Fakat üçüncü kişi davaya bir taraf gibi katılamaz. Bilakis taraflardan birinin yanında ve O'nun yardımcısı olarak katılabilir. İşte bunu sağlayan müesseseye fer'i müdahale denir. İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir kişi bu dava konusu olan şey veya hak üzerinde bir hak sahibi olduğunu iddia ederek aynı Mahkemede bir dava açarsa, bu da asli müdahaledir. 3402 sayılı Kanun'un 26/D maddesinde asli müdahillikten bahsedilmiş ise kadastro davalarında da fer'i müdahil olunabileceği kabul edilmektedir. Kadastro davalarında basit yargılama usulü uygulandığı için, davaya katılma istemi bir dilekçe ile olabileceği gibi 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 474. maddesi uyarınca tutanağa yazdırma suretiyle de olabilir. Harca tabi olanların her iki halde de harcı yatırması zaruridir.
Somut olayda, ...'ın hem birleşen dava dilekçesi hem de asıl davaya ilişkin dosyaya sunduğu harçlandırılmış müdahale dilekçesi ile katılma iradesini ve bu iradenin nedenlerini ortaya koyduğu, kanuna uygun bir katılma ve 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi şartları mevcut olduğu nazara alınmaksızın, dava konusu taşınmazlardan bir tanesinin zilyedi olmadığı, diğerleri yönünden ise talebinin yargılamayı sürüncemede bırakma amacı taşıdığı gerekçesi ile davasının reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
4. Davalılar Hazine vekili ve Orman İdaresi vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaz dışındaki dava konusu taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; hemen belirtmek gerekir ki, bozmaya uyulmakla tarafların leh ve aleyhine usuli kazanılmış hak doğar. Ayrıca, mahkemece bozma kapsamı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak hüküm kurma yükümlülüğü ortaya çıkar. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki, bozma ilamında ayrıntılı şekilde açıklanmasına rağmen, yörede yapılan orman tahdidi, aplikasyon ve 2/B uygulama çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örnekleri getirtilerek dava konusu taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu tespit edilmemiş, Asliye Hukuk Mahkemesinde 09.03.2007 tarihinde icra edilen keşif neticesinde tanzim edilen orman mühendisi bilirkişisi raporunda taşınmazların bir kısmının kesinleşen orman kadastro çalışmalarında orman olarak sınırlandırıldığı, hükme esas alınan orman mühendisi bilirkişisi raporunda ise taşınmazların kesinleşen orman kadastro çalışmalarında orman sayılmayan alanlar içerisinde kaldığı bildirilmiş olmasına rağmen bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmemiş, yine Asliye Hukuk Mahkemesinde 09.03.2007 tarihinde, Kadastro Mahkemesinde ise 04.02.20 13... .02.2022 tarihlerinde icra edilen keşifler neticesinde tanzim edilen bilirkişi raporlarında taşınmazların eylemli durumları ve tarımsal kullanım süresi arasındaki çelişkiler giderilmemiş, komşu taşınmazlara ilişkin tedavüllü tapu kayıtları getirtilerek keşif esnasında uygulanmamış, hava fotoğrafları üzerinde de zilyetlikle kazanma koşulları yönünden değerlendirme yapılmamış, soyut tanık beyanlarına değer verilerek karar verilmiştir.
Bu hali ile İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve hükme dayanak alınan bilirkişi raporları taşınmazların niteliğini belirlemede yetersiz olup, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşabilmesi için İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazların bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile aktarılan dava tarihinden geriye doğru 15-20 yıl öncesine ait memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi, üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen bilirkişisi ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, dava konusu taşınmazların orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise dava konusu parseller yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı, bundan sonra keşifte getirtilen belgeler dava konusu taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 47 85... sayılı Kanunlar karşısındaki durumları saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazların dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak)denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle dava konusu taşınmazların çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazların gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazların niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazlar üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazların imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazların ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını ve dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.
Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, davacı ... tarafından taşınmazların yalnızca kendisi adına tapuya tescili istemiyle dava açılmış olmakla birlikte, davacının zilyetliği babasından kalan taşınmazda tek başına hak sahibi olmasını sağlayan taksim, satış, bağış gibi hukuki işlemler bulunup bulunmadığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişilerinden taşınmazların evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözardı edilerek, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle; müdahil davacı ... mirasçıları ... ve ... vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE,
(1) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle; davalılar Hazine vekili ve Orman İdaresi vekilinin tüm taşınmazlara, (3) numaralı bentte açıklanan sebeplerle; müdahil davacı ... mirasçıları ... ve ... vekilinin 3 18... parsel sayılı taşınmaz dışındaki taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.