MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 1987/348 E., 1998/330 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ...'in mirasçısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. ... ilçesi ... Adası çalışma alanında bulunan 1 ada 12... parsel sayılı sırasıyla 8.750,00 m² ve 1.750,00 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na (4753 sayılı Kanun) göre toprak tevzi komisyonunca 22.05.1950 tarihinde, tarla vasfıyla davalı ... adına tescil edilmiştir.
2. Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; ... ilçesi ... Adası 1 ada 12... parsel sayılı taşınmazların, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesine göre 1968 yılında yapılan orman sınırlandırmasında orman sınırları içerisinde kaldığını belirterek, tapu kayıtlarının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tescilini ve taşınmazlara yönelik müdahalenin men'ini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların müvekkili olan davalıya 4753 sayılı Kanun kapsamında ücreti mukabilinde Hazine tarafından satıldığını, taşınmazlar üzerinde ağaç bulunmadığını, tamamen tarım ve otlakiye olarak kullanıldığını, hiçbir zaman taşınmazların orman vasfında bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "dava konusu taşınmazların bulunduğu ... Adası'nın tamamı kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisinde yer aldığı, bu nedenle orman tahdidi içinde yer alan taşınmazlarda özel şahıslar adına olan tapu kayıtlarının kanun gereği hukuki değerlerini yitirdikleri" gerekçesiyle davanın kabulüne ve taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline ve taşınmazlar üzerinde davalının müdahalesinin men'ine karar verilmiş; hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.01.2001 tarihli ve 2000/10864 Esas, 2001/104 Karar sayılı ilamıyla "taşınmazların kesinleşmiş orman tahdidi içerisinde kalan yerlerden olduğu" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... mirasçısı ... vekili temyiz dilekçesinde; davacı ... İdaresi tarafından müvekkilinin dedesi ...'in maliki olduğu dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tescili talebiyle temyize konu davanın ikame edildiğini, müvekkilinin dedesi davalı ...'in 10.12.1996 tarihinde vefat etmesine rağmen mirasçıları davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmadan ve ölüm ile vekalet ilişkisi sona eren vekil aracılığıyla yargılamaya devam olunarak davanın karara bağlandığını, taraf teşkili sağlanmadan ve yetkisiz vekil tarafından takip edilen davada verilen kararın hukuka aykırı olduğu gibi yine yetkisiz vekile yapılan tebligatlarında usule aykırı olduğunu, ayrıca dava konusu taşınmazların müvekkilinin murisi adına dönemin kanunları uyarınca Devlet tarafından verildiğini ve tapuda adına tescil edildiğini, bu haliyle taşınmazların orman olduğunun iddia edilemeyeceğini, tescil edildiği sırada orman vasfına haiz olmayan taşınmazın sonradan yapılan işlemlerle orman niteliği kazandırılmasının mümkün olmadığını belirterek, müvekkilinin temyiz itirazının kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kesinleşen orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazların kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı şekilde karar verilmiş ise de, verilen bu karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; bilindiği üzere savunma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Hukuki Dinlenilme Hakkı" başlıklı 27. maddesinde de, "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir." şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bir davada, davalı tarafa savunma ve ispat hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulması hukuken mümkün bulunmamaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesi gereği dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu nedenle, davaya ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur.
6100 sayılı Kanun'un 55. maddesinde yargılama devam ederken taraflardan birinin ölümü halinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar davanın erteleneceği, 59. Maddesinde, maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığının bulunduğu ve yine 60. Maddesinde ise, mecburi dava arkadaşlarının, ancak birlikte dava açabilecekleri ve birlikte hareket etmek zorunda oldukları düzenlenmiştir.
Yalnızca ölen tarafı değil mirasçılarını da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını da etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından (veya mirasçıları aleyhine) devam edilir. Mirasçıları da ilgilendiren bu davalar, ölen tarafın mirasçılarına geçen alacakları, hakları ve mallarına ilişkin davalardır. Bir başka ifadeyle dava konusunun, ölen tarafın mirasçılarının haklarını etkileyecek nitelikte ve miras yoluyla intikali mümkün bir malvarlığına ilişkin hakkın kapsamı içerisinde olması halinde, tarafın yargılama sırasında vefatı üzerine mirasçıları davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlanmaksızın esas hakkında karar verilemez.
Öte yandan, bilindiği üzere vekil aracılığı ile takip edilen davada müvekkilin ölmesi ile vekalet ilişkisi sona erecektir.
Somut olayda; dosya kapsamında yer alan veraset ilamından anlaşıldığı üzere, davalı ...'in dava devam ederken 10.12.1996 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak eşi ..., kızı ... ve oğlu ... ... kaldığı, ne var ki İlk Derece Mahkemesince, davalının mirasçılarının davadan haberdar edilmeden ve yöntemince taraf teşkili (pasif dava ehliyeti koşulu) sağlanmadan ve ölüm ile vekalet ilişkisi sona eren Avukat ... ...' nin katılımıyla yargılamaya devam olunarak davanın karara bağlandığı ve ölümle yetkisi sona eren Avukat ... ... tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine hükmün Yargıtay tarafından onannarak 27.03.2003 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde, taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, temsil yetkisi sona eren vekile yapılan tebligatlara sonuç bağlanarak hükmün kesinleştiğinden de söz edilemez.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı ... İdaresine davasını, muris ...'in dosya içerisinde bulunan ... 22. Noterliğinin 26.12.2024 tarihli ve ... yevmiye numaralı mirasçılık belgesinde belirlenen mirasçılarına yöneltmek suretiyle taraf teşkilinin sağlaması için süre ve imkan tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde işin esasına girilerek, adı geçen müteveffa davalının mirasçılarının savunma ve delillerinin sorulması, bildirmeleri halinde delillerinin toplanması ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan ve mirasçıların hukuki dinlenilme haklarını kullanma imkanı tanınmadan karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. KARAR
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
İlk Derece Mahkemesinin 05.06.1998 tarihli ve 1987/348 Esas, 1998/330 Karar sayılı kararına ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.01.2001 tarihli ve 2000/10864 Esas, 2001/104 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre esasa yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
10.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.