MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2024/24 E., 2025/4 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar ... ve arkadaşları vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve duruşma isteminin kabulüne karar verildikten sonra 31.03.2026 Salı gününde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Duruşma için tayin edilen günde temyiz eden davacılar ... ve arkadaşları vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı Hazine vekili geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında, ........ ili ..... ilçesi ....... Mahallesi çalışma alanında bulunan 135, 153, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 335, 3 36... parsel sayılı taşınmazlar 18.12.1961 tarihli toprak tevzi tapuları uyarınca 1973 yılında Hazine adına tespit edilmiştir. 1978 yılında çıkan yangın nedeniyle 1992 yılında yeniden kısmi kadastro yapılmıştır.
Davacı İbrahim Songül mirasçıları, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetlik sebebine dayalı olarak dava açmışlardır.
İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin ilamıyla bozulmuş olup, uyulan bozma ilamında özetle; "Mahkemece her ne kadar davacılar murisinin tablendikatif tutanaklarında işgalci olarak adı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de davacıların adına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla zilyetlik sebebine dayalı olarak tescil hükmü kurulabilmesi için dava konusu taşınmazlar üzerinde toprak tevzi çalışmalarının yapıldığı 1960 yılından geriye doğru 20 yıl süresince davasız ve aralıksız malik sıfatıyla zilyet olduklarını ispatlamaları gerektiği, dosya kapsamında toprak tevzi çalışmaları öncesine ilişkin olarak miras bırakanlarının taşınmazlar üzerinde zilyet olduğunu ispatlayamadıkları; dava konusu taşınmazlar hakkında düzenlenen belirtmelik tutanaklarında davacılar murisi İbrahim Songül ya da atalarının işgalci olduğuna dair belirtme bulunmadığı, 02.08.1999 tarihli keşifte dinlenen 1341 doğumlu mahalli bilirkişinin Hazine adına oluşturulan toprak tevzi tapularının içeriğinin doğru olup taşınmazların kaçak yitik şahıslardan kaldığını beyan etmesi karşısında davacı taraf tanıklarının taşınmazların davacılar murisi tarafından kullanıldığına ilişkin beyanına değer verilerek zilyetlik şartlarının oluştuğunun kabul edilemeyeceği, ayrıca komşu parseller de kaçak yitik şahıstan kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edilip kesinleştiğinin anlaşıldığı; hal böyle olunca tüm bu bilgi ve belgeler dikkate alınarak davacıların davasını ispatlayamadıklarının kabulüne ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği" gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "Dava konusu taşınmazlara ilişkin dosyada mevcut belirtmelik tutanakları incelendiğinde, davacı ve asli müdahillerin miras bırakanları olan İbrahim Songül ya da atalarının işgalci olduğuna dair herhangi bir belirtme bulunmadığının anlaşıldığı, 02.08.1998 tarihli keşifte dinlenen 1341 doğumlu mahalli bilirkişi, Hazine adına oluşturulan toprak tevzi tapularının içeriğinin doğru olduğunu, taşınmazların kaçak yitik şahıslardan kaldığını beyan ettiği, yine komşu parsel kayıtları incelendiğinde, komşu parsellerin kaçak yitik şahıslardan kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edildiği ve tespitlerin kesinleştiği, dosyada mevcut belirtmelik tutanakları, 1341 doğumlu mahalli bilirkişi beyanları, komşu parsel kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay bozma ilamında ve yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle davanın reddine, 135, 153, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 335, 3 36... parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, bozma ilamına karşı davacılar veya vekilleri tarafından karar düzeltme yoluna gidilmediğine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 40.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazineye verilmesine,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.