MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2104 E., 2024/1455 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/95 E., 2021/629 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ....... ili ....... ilçesi ......... Mahallesinde bulunan eski 229 parsel yeni 133 22... parsel sayılı taşınmazın 29.700 metrekaresinin 1 82... sahife 11, 12, 13, sıra numaralı tapularıyla maliki olduğunu, müvekkilinin ait tapunun geldisi olan Mayıs 1325 tarihli ve 71... sıra numaralı ve Nisan 1.330 tarihli ve 1 36... sıra numaralı ve K. Sani 1928 tarihli ve 59-61, 64-68 sıra numaralı tapuların ait olduğu 1983 dönüm olan taşınmazın Antalya Sulh Hukuk Mahkemesi'nin deracaattan geçerek kesinleşen 1940 tarihli 15/1 sayılı ortaklığın satış yoluyla giderilmesine ilişkin kesinleşmiş kararı gereğince 22.201.202 metrekare olarak 1944 yılında ihaleyle satıldığını, 1944 tarihli 118 sıra numaralı tapu kaydıyla alıcılar ............. ve ............. adına tescil edildiğini, taşınmazın bir kısmının satış suretiyle ifraz edildiğini, kalan kısmının 30.07.1968 tarihli rızai taksim sözleşmesiyle paylaşıldığını, taksim sözleşmesinin idarece kabul edilerek tapuya işlendiğini, müvekkilinin dayandığı tapunun Antalya Kadastro Mahkemesi'nin 1988/3 02... /2476 Karar sayılı kararında belirtilen 34/7 parsel, 34/18 parsel ve 34/23 parsel sayılı toplamda 30.195 metrekarelik bölüme ilişkin olduğunu, daha sonra yapılan kadastro çalışmaları sırasında diğer parsellerle birlikte 229 parsel numarasını aldığını, tespite yapılan itiraz sonucunda Kadastro Mahkemesinin söz konusu kararıyla bir kısmının 590 parsel olarak Hazine adına tescil edilen taşınmazın 229 parsel numarasıyla adlandırılan kısmın tapu sahipleri adına tesciline karar verildiğini, kararın bozulmasıyla 229 parselin Hazine adına tapuya tescil edildiğini, bozma gerekçesinde dava konusu taşınmazın geldi tapu kaydının 1.838 dönüm olduğunu ve ortaklığın giderilmesine karar veren Sulh Hukuk Mahkemesi'nin taşınmazın alanını genişletme yetkisinin bulunmadığını, 1.838 dönümden daha fazla yer tahsis edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin ve diğer hak sahiplerinin 1.838 dönümlük ilk tapu kaydıyla hiç bir ilgisinin bulunmadığını, müvekkilinin ve diğer hak sahiplerinin taşınmazı 1944 yılındaki ihalede satın alanlardan aldığını, devletin yaptığı ihaleye güvenerek ve parasını ödeyerek satın alan kişilerin halefi olarak ilk tapu miktarı ile sınırlı olmayıp elindeki tapu miktarı kadar taşınmazı talep etme hakkının bulunduğunu, Kadastro Mahkemesindeki yargılama sırasında taşınmazın ifraz edilerek bir kısmının 590 sayılı 2/B parseli olarak Hazine adına tescil edildiğini ve kullanım kadastrosuna açıldığını, 229 parsele 2/B şerhi verilmediğinden makilik alan olarak tapuda Hazine adına kayıtlı olduğunu, taşınmazın orman yada makilik alan sıfatı taşımadığını, tamamının devasa bir yerleşim alanı haline geldiğini, 6292 sayılı Kanun ile 2/A ve 2/B belirtmesiyle Hazine adına tesciline karar verilen taşınmazların tapu maliklerine iadesinin düzenlendiğini, taşınmazın bu kanun gereğince müvekkiline tesliminin gerektiği, yaptığı başvurunun olumlu cevaplanmadığını ileri sürerek taşınmazın, 2/B vasfında bulunması nedeniyle 30.195,00 metrekaresinin Hazine adına olan tapusunun iptaliyle 6292 sayılı Kanun çerçevesinde bedelsiz olarak müvekkili adına tesciline, mümkün olmaması durumunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007. maddesi çerçevesinde taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu 229 parselin ifraz edilerek çok sayıda yeni taşınmaz oluştuğunu, mahkeme kararı ile doğrudan Hazine adına tescil edilen bir taşınmaz olduğunu, davanın süresi içerisinde açılmadığını, hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacının izaleyi şuyu kararından sonra oluşturulan 13.04.1944 tarihli ve 118 numaralı tapu kaydında miktarın izaleyi şuyu kararına belirtilen miktara çıkarıldığından yapılan tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi anlamında tapu sicilinin tutulmasında yapılan bir yanlışlıktan veya tapu siciline güven prensibinden bahsedilebilmesinin mümkün olmadığını, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararın anlamının bu sicilin tutulmasında görevlilerin bilerek veya bilmeyerek uygulanması gereken mevzuat hükümlerine aykırı işlemleri veya ihmalleri sonucu bir hakkın kaybına sebep olmaları olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ''davacının dayandığı tapu kaydının miktarının izaleyi şuyu davası sonucu arttırıldığı, izaleyi şuyu davası sonucu tapu miktarının arttırılmasının yolsuz tescil niteliği taşıdığı, dava konusu parselin kök tapu kapsamı dışında kaldığı, davacının dayandığı tapu kaydının kök kayıtların miktar itibari ile geçerli olduğu, miktar itibari ile geçerli olan kayıtların dava konusu taşınmazı kapsadığının kanıtlanamadığı, aynı kök tapu kaydına dayalı olarak başka hak sahipleri tarafından açılan davalarda Devletin 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca sorumlu olduğu kabul edilerek kararlar verilmiş ise de; her taşınmaz bakımından revizyon gören tapu kayıtlarının ve taşınmazdaki zilyetlik durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekeceğinden aynı nitelikte dava olmadıkları, aynı taşınmaz hakkında başka bir paydaş tarafından aynı konuya ilişkin açılan davada verilen kararın diğer paydaş yönünden güçlü takdiri delil niteliğinde sayılabilecek ise de, eldeki davada, bu olgular karşısında takdiri delile itibar etmenin mümkün olmadığı gözetilerek davacının dayandığı yolsuz şekilde oluşan tapuların kök tapu kapsamı dışında kaldığı, dolayısıyla yolsuz şekilde oluşan bu tapu kayıtlarına dayalı eldeki davanın dinlenme olanağı bulunmadığı'' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin aynı taşınmaz yönünden verdiği 10.05.20 18... /10080 - 2018/1754 E.K.; 10.05.20 18... /7915-2018/3621 E.K.; 13.03.20 18... /6530-1749 E.K.; 01.03.20 18... /6272-2018/1625 E.K.;15.02.20 18... /7369-2018/1036 E.K. sayılı emsal kararları nazara alınarak taşınmazlara dayanak eski tapu kayıtlarının miktarıyla geçerli olduğu halde buna itibar edilmeden Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin kararına göre miktarının çok üzerinde yüzölçümleri belirlenerek izale-i şuyu davası sonucunda satış yapıldığı ve buna göre tapuda infaz yapıldığı, bu davanın yüzölçümün arttırılması davası olmadığı, yapılan kadastro çalışmasında 5 90... parsel sayısında tesbit gördüğü, vaki itiraz üzerine tesbite dayanak alınan tapu kaydının miktarıyla geçerli olduğu ve tapu miktarı kadar kısmın başka parsellerde tapu maliklari adına tesbit ve tescil edildiği kabul edilmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verildiği ve hükmün derecattan geçerek kesinleştiği, tapu iptali ve tescil davası yönünden davacının kayda dayalı haklarının bulunmadığı, tazminat talebi yönünden ise tapu memurunun kusurundan bahsedilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince açılan davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücreti yönünden yapılan incelemede, yargılama sırasında ıslah dilekçesi içeriğine göre tamamlama harcının tazminat talebine ilişkin olduğunu, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/4. maddesine göre maddi tazminat istemli davaların tamamen reddi halinde avukatlık ücretinin maktuen belirleneceği belirlenmiş olmasına rağmen davacı aleyhine nisbi tarifeden vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın esası ile yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararın bir çok yönden usul ve kanuna, Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile teminat altına alınmış olan adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin mülkiyet hakkının ve hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil etmek suretiyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali niteliğinde karar verdiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı ve Hazinenin objektif sorumluluğa dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca
ONANMASINA,
427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.