MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/80 E., 2016/195 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar birleşen dava dosyasının davacısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro sonucunda, ....... ili ... ilçesi ....... Mahallesi çalışma alanında bulunan 2 58... parsel sayılı 270,76 m² yüzölçümündeki taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine "6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve ........’in fiili kullanımında olduğu" şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir; 2009 yılında yapılan güncelleme çalışmaları sırasında değişiklik yapılmıştır.
2. Davacı ... dava dilekçesinde; dava konusu 2 58... parsel sayılı taşınmazı 1988 yılında satın aldığını, o tarihten bu yana malik sıfatıyla zilyet olduğunu, emlak vergilerini düzenli ödediğini ancak kadastro tespitinde taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, taşınmaz üzerindeki iki katlı binanın kendisi tarafından yapıldığını ve davalının taşınmazda hiçbir hakkı bulunmadığını belirterek, dava konusu taşınmazın adına tespit ve tescilini talep etmiştir.
3. Birleşen dava dosyasının davacısı ... vekili dava dilekçesinde; dava konusu 2 58... parsel sayılı taşınmazın, 1997 yılında yapılan kadastro tespitinde ......... adına 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı kanun ile değişik 2/B maddesi uyarınca hak sahibi olarak tespit edildiğini, kadastro çalışmasının 18.09.1998 tarihinde kesinleştiğini, ........... tespit nedeniyle tapu kaydına dayalı olarak sahip olduğu bütün haklar ile gayrimenkul üzerindeki iki katlı kargir betonarme binayı 20.09.2010 tarihinde şahitler huzurunda davacıya devrettiğini, tapu kaydındaki beyanlar hanesinin düzeltilmesi işlemi gerçekleşmeden ............. 30.01.2011 tarihinde vefat ettiğini belirterek, tapu kaydının beyanlar hanesinde "bu parsel ......... tasarrufundadır, muhdesat hanesinde parsel üzerindeki kargir bina .......... aittir" şeklindeki kayıtların terkini ile beyanlar hanesinin "bu parsel ...'un tasarrufundadır, muhdesat hanesinin bu parsel üzerindeki kargir bina ...'a aittir" şeklinde düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın kendisinin haberi olmadan kardeşi ........ kullanımında olduğunun tespit ettirildiğini, kendisinin bu taşınmazı kardeşinden satın aldığını, davacının davasını kabul etmediğini, kendisinin bu taşınmazı aldığına dair muhtarlık devir sözleşmesinin belediye vergi beyannamesinin bulunduğuna ve taşınmaz üzerindeki kargir binanın kendisine ait olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının kadastro tespitine süresi içerisinde itirazda bulunmadığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 12. maddesinde belirtilen on yıllık sürenin sona ermesi nedeniyle davanın dinlenme olanağının bulunmadığını, taşınmazın zilyedinin Halil olduğunu ve davacı tarafından sunulan devir sözleşmesinin geçersiz olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkilinin amcası olduğunu, dava konusu taşınmazın kullanıcısının müvekkili olduğunu, Halil ile müvekkilinin kardeş olduklarını, müvekilinin taşınmazı 05.06.1988 tarihli arsa satışıyla önceki malik .......... satın aldığını, taşınmazın ........ adına tespit edilmesi nedeniyle müvekkilinin ... Kadastro Mahkemesi 2010/3 Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, davanın derdest olduğunu, taşınmazın mülkiyetinin bu dava ile belirleneceğini, davacının da bu durumdan haberdar olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkiline ait olduğunun ecrimisil düzeltme ihbarnamesi, ikametgah tezkeresi, emlak vergi beyannamesi ile sabit olduğunu, müvekkili tarafından ... Kadastro Mahkemesinde açılan dava ile davacı tarafından açılan bu davanın hukuki sebebinin aynı olduğunu ve davacının davasının derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
4. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 1997 yılında yapılan kadastro çalışmalarına istinaden müteveffa .......... hak sahibi olduğunun anlaşıldığını, kadastro tespitinin 18.09.1998 tarihinde kesinleştiğini, kardeşi ...'un daha sonra bu taşınmazı kendisinin satın aldığı üzerindeki gayrimenkulün tarafından yapıldığı iddiasıyla dava açtığını, diğer kardeşi ...'un ise 20.09.2012 tarihinde muhtarlıkta düzenlenen şeklen geçerli olmayan sözleşmeye dayanarak dava açtığını, dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının 18.09.1998 tarihinde kesinleştiği davacının, on yıllık dava açma süresinin sona erdiğini ve davaya dayanak olan sözleşmenin geçersiz olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
5. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu 2 58... parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tapuda kayıtlı olduğunu, taşınmazın öncesinde Devlet Ormanı iken Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığını ve tesis kadastrosu suretiyle 1998 yılında tapuya tescil edildiğini, davanın görevli mahkemede açılıp açılmadığının resen araştırılması gerektiğini, dava konusu taşınmazın .......... kullanımında olduğunun tespit edildiğini, kullanım durumu ile ilgili olarak davacının dava konusu parseldeki kullanımını ispatlayacak herhangi bir ilgisi ve muhdesatının olup olmadığının araştırılması ile herhangi bir hak sahipliğinin olmadığının anlaşılması halinde taşınmaz üzerine herhangi bir beyan konulmaması gerektiğini, davacının davasını ispatlaması gerektiğini, taşınmaz mahallinde 2008 tarihinde idarece yapılan tahkikatta taşınmazın ... ve............... tarafından kullanıldığının tespit edildiğini ve ilgilerine ecrimisil ihbarnamesi gönderildiğini, Hazinenin davada yasal hasım olması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet vermediğini ve Hazinenin yargılama giderlerinden sorumlu olmayacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.04.2014 tarihli ve 2012/809 Esas, 2014/187 Karar sayılı kararı ile "dava ve birleşen dava, 5831 sayılı Kanun gereği yapılan tespit çalışmaları sonunda oluşan tapu kaydındaki tasarruf şerhinin düzeltilmesine ilişkindir. Yapılan tespitte, “bu parsel üzerindeki kargir bina ........’e aittir” ibaresi ile tasarrufçu hanesi oluşturulmuştur. Her ne kadar ... tanıkları, arsanın ........ onun satın aldığını, üzerindeki binanın da onun tarafından yapıldığını, iki katlı binanın üst katında .... ve ailesinin oturduğunu, alt katını ise kendi rızası ile bekar olan kardeşi ........’i oturttuğunu beyan etmişlerse de, davacı ...’in yeri 1988 tarihinde .......... aldığını iddia etmesi karşısında, 10 yıl sonra yapılan ilk kadastro tespitinde tasarrufçusunun ........ olarak belirlenmesi, bu tespite davacı ...’in itiraz etmemesi, aradan bunca zaman geçtikten sonra 5831 sayılı Kanun'un sonra iş bu davayı açması, kaldı ki dayandığı harici devir senedinde ada- parselin yazılı olmaması, bu yere ait olup- olmadığının bile belli olmadığı, öte yandan ...’un dayandığı devir sözleşmesinin, yerin tasarrufçusu olan ......... ile yapılmış olması, ada- parselinin açıkça bu yere ait olması, 5831 sayılı Kanun'un aradığı koşullarla, muhtar önünde geçerli olarak düzenlenmiş bulunuşu, güncelleme listesinden sonra, geçerli bir biçimde düzenlendiği nazara alınarak ve .........’in bu sözleşmedeki imzasına ya da sözleşmenin sıhhatine de bir itirazın bulunmadığı gözetilerek; ...’un dayandığı bu sözleşme geçerli kabul edilmiş bu sözleşme ile yerin kullanımının ...’a geçtiği" gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne, 2 58... parselin tapu kaydındaki tasarrufçu şerhinin iptali ile ... adına tasarrufçu şerhi oluşturulmasına ve muhtesat şerhinde de davacının adının yazılması suretiyle düzeltilmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi 27.11.2014 tarihli ve 2014/14576 Esas, 2014/14102 Karar sayılı ilamıyla "Somut olayda, 1997 yılında kesinleşen kadastro sonucu çekişmeli taşınmaz, fiili kullanıcısının tarafların kardeşi ........ (.......) olduğu şerhi ile tespit edilmiş ve tespitin kesinleşmesi ile tapuya tescil edilmiştir. Davacı ..., çekişme konusu taşınmazın, kadastro tespitinden önceki tarihten beri kendi kullanımında bulunduğu iddiasıyla dava açtığına göre davası kadastro öncesi nedene dayanmakta olup, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Davacı, çekişmeli taşınmazın fiili kullanımını 1997 yılından sonra kardeşinden devraldığını da iddia etmediğine göre, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler karşısında Mahkemece, davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı ...'un davası yönünden Mahkemece, bu davacının çekişmeli taşınmazı devraldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, davacı ...'un iddiası, 2009 yılında yapılan güncelleme tarihinden sonraki tarihli devralmaya dayanmaktadır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler karşısında, güncelleme çalışmasından sonra devralma iddiası ancak yeni bir güncelleme çalışması sırasında idareye karşı ileri sürülebilir. İdarece güncelleme çalışması yapılmadığı sürece mahkemeden, güncelleme çalışmasından sonraki devir almaya dayanılarak hak talebinde bulunulamaz. Mahkemece, ... davasının da reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi 2014/14576 Esas, 2014/14102 Karar sayılı hükmüyle; davada, ...'un talebinin reddinde; yani esas davanın reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak birleşen dosyanın da reddi gerektiği; zira ...'un iddiasının güncelleme tarihinden sonraki bir tarihte devir almaya dayandığı; artık bu devrin ancak bundan sonra yapılacak yeni bir kadastro çalışmasında ileri sürülebileceği; bu davanında reddi gerektiğinin vurgulandığı" gerekçesiyle asıl dava ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Birleşen dava dosyasının davacısı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin bu davada sadece davalı değil aynı zamanda karşı davacı konumunda olduğunu, davanın ilk olarak Kadastro tesbitine itiraz olarak açıldığı, daha sonra Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini, taraflarınca açılan İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/436 Esas sayılı dosyanın da bu dava ile birleştirildiğini, müvekkilinin bahse konu yerdeki zilyetliği ve tasarrufunun daha önceki zilyet ve tasarrufçu olan ............. zilyetlik devri alması ile ilgili olduğunu ve zilyetlik devri ile ilgili belgenin dosyaya sunulduğunu, davacı ...'un, zilyetlik yönünden bir belge sunmadığı için ilk yargılamada davasının reddedildiğini, müvekkilinin yönünden ise birleşen dava yönünden belge bulunduğu için davasının kabul edildiğini, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi 2014/14576 Esas ve 2014/14102 Karar sayılı kararı neticesinde müvekkilinin davasının reddedildiğini, buna göre ihtilafın ...'un hak sahipliği yönünde değil, bu hak sahipliğini, mahkemede ileri sürüp süremeyeceği yönünde olduğunu, yeni Kadastro güncellemesi üzerine hem Halil Korkut'un hem ...'un hem de Hazinenin taraf olduğu birleşen dava dosyasında hak sahipliğinin kabul edildiği halde hüküm oluşturmaktan kaçınmanın Anayasa'nın 36. maddesi gereği hak arama hürriyetinin ihlalini oluşturduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmaza davacılar yararına kullanıcı şerhi verilmesine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup birleşen dava dosyasının davacısı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Birleşen dava dosyasının davacısı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.