(743 S. K. m. 603)
Taraflar arasındaki mirasta iade tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Urla Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.3.1981 gün ve 81/123 E. 1986/33 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 5.3.1987 gün ve 1986/11694 E. 1987/1812 K. Sayılı ilamı ile bazı gerekçelerle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davalı vekili Av:
.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Davacılar tarafların ortak miras bırakanı Ferit'in 22.5.1981 gününde öldüğünü sağlığında 1085 sayılı parselin intifa hakkını saklı tutarak çıplak mülkiyetini davalıya hibe ettiğini, bunu diğer mirasçılardan mal kaçırmak kastı ile yaptığını, iddia ile terekeye iadesini olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme olayda miras bırakanın iade edilmeme kaydıyla teberruda bulunduğunu davalı tarafın ispat edemediği, bunun sonucu olarak taşınmaz malın miras payına mahsuben verildiğini kabul icabedeceği gerekçesiyle isteği kabul etmiş; Özel Daire kararı aynen Şu gerekçe ile bozmuştur. Mirasta iade davasında teberru (kazandırma) fürua (altsoya) yapılmış olsa bile davacı kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığını ispatla yükümlüdür. Bu şartın sübuta ermesi halinde, İş bu teberrunun terekeye iade edilmemek kaydı ile yapıldığını ispat etmekle yükümlü tutulmuştur. (MK. 603/2). İfade olunan bu ikili ispat problemi olayımızda söz konusu değildir. Şöyle ki: davalı bile kendisine miras payına mahsuben bir kazandırma yapıldığını ileri sürmemiş, aksine miras bırakana sağlığında yardım sebebi ile minnet borcunu yerine getirmek üzere, dava konusu taşınmazı kendisine bağışladığını ileri sürmüş, toplanan delillerde bu doğrulanmıştır. O halde davanın reddi icabederken az önce açıklanan gerçekler göz önünde tutulmadan iadeye karar verilmesi isabetsizdir. Bir an için azınlıkta kalan görüşün ileri sürdüğü gibi, fürua yapılan kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığı yolunda kanuni bir karinenin varlığı kabul edilse bile, karinelerin aksini ispat etmek mümkündür. Toplanan deliller ise karineyi ortadan kaldırmaya yeterlidir. Öte yandan taşınmazın intifa hakkı saklı tutularak kamu mülkiyetinin devredilmiş olması da miras payına mahsuben bir kazandırma olmadığını göstermektedir. Şu durumda davanın reddi zorunludur. Açıklanan yönler gözetilmeden iadeye karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. Mahkeme ise önceki kararda direnmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle Medeni Kanunun 603. maddesi ile getirilen tüm sistem üzerinde durulmalıdır. Medeni Kanunun 603. maddesi şu hükümleri getirmiştir. Kanuni mirasçılar miras hissesine mahsuben müteveffanın sağlığında almış oldukları bütün teberruları, terekeye iade ile birbirlerine karşı mükelleftirler. Müteveffa tarafından hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça füru lehine bahşedilen cihaz, tesis masrafı, borçtan ibra suretiyle ve bu kabilden sır suretlerle bahşedilen menfaatler iadeye tabidir Medeni Kanunun 6. maddesi ispat yükü konusunda genel bir kural koyarak kanun hilafını emretmedikçe iki taraftan her biri müdeasını ispata mecburdur demiştir. MK. nun 603. maddesi füru yararına yapılan bağış konusunu özel olarak ikinci fıkrada düzenlemiştir. İkinci fıkra hükmünde açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki bu konuda öncelikle miras bırakanın irade beyanına başvurulacaktır. Asıl olan miras bırakanın arzusuna saygı göstermektir. Miras bırakanın açık bir irade beyanında bulunması halinde bu irade esas alınacaktır. Burada miras bırakanın açık irade beyanının mahiyeti üzerinde de durulması gerekir. Az önce de değinildiği üzere 603/2. fıkrada müteveffa hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça füru lehine bahşedilen cihaz tesis masrafı borçtan ibra suretiyle ve bu kabilden sair suretlerde bahşedilen menfaatler iadeye tabidir) denilerek miras bırakanın ferilerine sağlığında verdiği şeylerin ve sağladığı menfaatlerin onların miras paylarından sayılmak üzere verilmiş olacağı, ancak miras bırakanın açık bir irade beyanı ile ferilere sağlanan bu menfaatlerin iade borcunun kapsamı dışında bırakılabilmeyeceği kabul olunmaktadır. Miras bırakanın iade borcunu ortadan kaldırması için açık bir irade beyanına ihtiyaç olması demek, doğrudan doğruya iade borcunu ortadan kaldırmayı hedef tutan söz yazı veya işarete ihtiyaç olması demektir. Fakat bunun için belli bir şekilde yapılmış beyana lüzum yoktur. Bu konuda beyan sahibinin dilediği sözler ve hatta diğer meram anlatma vasıtaları kullanılabilir, yeter ki cümlenin bütününden mesela muhalif merhum yoluyla) iadeyi bertaraf etme niyeti kesin olarak anlaşılabilsin. Mesela (oğluma önceden 10.000 lira vermiş bulunuyorum. Kızımın da terekeden her şeyden 10.000. lira almasını istiyorum) sözlerinden miras bırakanın oğluna bağışladığı paranın iadesini istemediği açıkça anlaşılmaktadır. Beyanın açık olması demek, onun anlamının derhal anlaşılabilmesi demek de değildir. Beyanın başkaca delillere ihtiyaç olmaksızın yorumu ile anlamın anlaşılabilmesi yeterlidir. Buna göre iradenin davanın özelliklerine bakılarak dolayısıyla anlaşılması mesela miras bırakanın diğer beyanlarından yahut onun mirasçılarından bazılarıyla olan münasebetlerinden veya teberruunun niteliğinden anlam çıkarılması diğer deyimle ortada irade gösteren eylemler bulunması, hukuki sonuç doğurmaya yetmez. Bu beyan normal olarak teberru işleminde yapılır; Çünkü teberru kesin seciyesini veren bu işlemdir. Lakin bu beyanın sonradan yapılması da mümkündür. O zaman bu beyan Tuor'a göre muhtevası bakımından iade borçlusu lehine ölüme bağlı bir tasarruf olur ve bundan dolayı ölüme bağlı tasarrufa ilişkin şekillerden birisinde yapılması şarttır. (Tuor- İsviçre Medeni Kanunu- Miras 1929 Almanca Şerh- Mad. 626 N.44, 45 ve 46) Escher, teberru işleminden sonra yapılan ve teberruun iade edilmeyeceği yolunda olan beyanın dahi, hiç bir şekle tabi olmaksızın muteber olacağı görüşündedir. Ona göre kanun bu beyan için (Zaman Ayırımı gözetmeksizin) ancak açık bir beyan olma şartını aramıştır, yoksa başka bir şekil veya şart koymuş değildir. (Escher, madde 626 şerh 49 ve 50 n. 46). Bu söylenilenlerden anlaşılıyor ki, teberruun bağışlama şeklinde yapılması, onun iadeye tabi olmadığını kabul için yeterli değildir. Esasen şerih Eschen de bağışlama şeklindeki teberrularında diğer teberruların da iadeye tabi olduğunu belirtmektedir. (İsviçre Medeni Kanunu miras- almanca- ikinci basılış madde 626 n.19) Bu konuda Tuorda aynı görüştedir. (Tuor, az önce anılan eser ve yer N.18). Birde bağışlama için vekaletname veren miras bırakanın aynı günde yaptığı başka bir beyan ile bağışlanan malın iade edilmeyeceği iradesini açığa vurmasına hiç bir engel yoktur. (Hukuk Genel Kurulunun 17.1.1962 gün ve 61/6 sayılı kararı)
Açık irade beyanında bulunulmaması halinde yasal düzenlemenin getirdiği ilkelerden hareket olunmalıdır. Füru yararına yapılan bağışları düzenleyen 2. fıkra tümü ile değerlendirildiğinde görülecektir ki yasa koyucu ortaya bir karine koymuştur. Füru yararına yapılan bağışlar onun miras payına mahsuben yapılmıştır ve iadeye tabidir. Bu karine aslında bir babanın çocukları arasında eşit davranması yolundaki tabii duyguya da uygun düşmektedir. Yasa koyucu, babanın çocukları arasında bir ayırım yapma gereğinin de hayatın olağan akışı içerisinde belirebileceğini gözeterek miras bırakanın bu yolda hareket edebilme olanağını da getirdiği düzenlemede hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça sözlerini kullanmak suretiyle açmıştır. O halde iade borcunda Medeni kanunun 6. maddesindeki genel kural uyarınca ispat yükü öncelikle iade isteyen fürua düşerse de iade isteyen, iadeye tabi olduğunda uyuşmazlık olmayan mallarda az önce açıklanan yasal karineden yararlanacağından ispat yükü yer değiştirerek karinenin aksini savunan lehine tasarrufta bulunulan füruun bağışın iadeye tabi olmadan yapıldığını ispat zorunda bulunduğunu kabulü gerekir. Bu kurallar bağışın iadeye tabi mallardan bulunduğunun uyuşmazlık konusu olmaması halinde uygulanacaktır.
603. maddenin fıkrası müteveffa tarafından hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça füru lehine bahşedilen cihaz, tesis masrafı borçtan ibra suretiyle ve bu kabilden sair suretlerle bahşedilen menfaatler iadeye tabidir hükmünü getirmiştir. Demek ki burada sayılan menfaatler söz konusu olduğundan asıl olan onların iadeye tabi olduğudur ve yukarıda açıklanan hukuki esaslar uyarınca iadeye tabi olmadan bahşedildiğini yararına tasarrufta bulunan füru ispat zorundadır. Bahşedilen menfaatler 2. fıkrada sayılanlar dışında ise durum ne olacaktır? Bu takdirde tabiatıyla yasal karinenin devreye girmesinden söz edilemiyeceğinden Medeni Kanunun 6. maddesindeki genel kural uyarınca iadeye tabi olarak yapıldığını ispat yükü iade isteğinde bulunan fürua düşecektir. İsviçre Federal Mahkemesi de bu görüştedir. jdt. 1951-1-324; jdt 1951-1-438 (zikreden Prof. Dr. N.Kocayusufpaşaoğlu Miras Hukuku sh.472)
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bazı üyeler füru yararına bahşedilen her türlü menfaatlerde yasal karinenin uygulanacağı, bahşedilen menfaatlerin tahdidi olmadığını bu durumu (gibi) sözcüğünün de gösterdiğini yasa koyucunun bu bakımdan mehaz İsviçre Metninden ayrıldığını ileri sürmüşler ise de çoğunluk şu gerekçelerle bu görüşe katılmamıştır. Yasa koyucu 2. fıkrayı genel bir kural olarak benimsemek gibi bir sayıma girmezdi. Her ne kadar metinde (gibi) sözcüğü kullanılmış ise de yasa koyucu bu sözcükle (nitelik) bir sınırlama getirmiş bu sınırlamadan vazgeçmeksizin (gibi) sözcüğü kullanılmak suretiyle aynı nitelikteki menfaatleri de maddenin kapsamına almıştır. Gerçekten Medeni Kanunun 603/2. maddesi ile mehaz İsviçre metni farklı ise de farklılık hukuki esaslarda değil sadece niteliğe ilişkin kapsamdadır. Mehaz metinde nitelik daha geniş tutulmuştur. Şöyle ki Medeni Kanunun 603. maddesini karşılayan mehaz İsviçre metninin 626/2. maddesinde (Abandons de biens- malvarlığının devri) sözlerine yer verilmiştir. (Hukuk Genel Kurulunun 29.1.1986 gün, 280/58 13.5.1987 gün 796/361 sayılı kararları).
Sorunun mirasta irade esasları açısından mütalaa edilmesi halinde yukarıda açıklanan hukuki esaslar uyarınca iadeye tabii olmadan bağış yapıldığı hususundaki ispat yükü lehine tasarrufta bulunulan davalıya düşer. Ne var ki mirasta iade müessesesi ancak, miras bırakanın yasal mirasçısı yararına yaptığı ölüme bağlı olmayan teberrular hakkında uygulanır; Miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları hakkında mirasta iade hükümleri uygulanmaz. Mahkemece olayda söz konusu edilen hukuki tasarrufun niteliği dikkate alındığında mirasta iade hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümü isabetsizdir. O halde tenkis hükümlerine göre tarafların delilleri toplanıp incelenerek sonucu uyarınca karar verilmek üzere direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 5.10.1988 günü yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için 12.10.1988 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy