(765 S. K. m. 312)
Dava: Basın yolu ile halkı ırk, bölge ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmekten sanıklar (E.Ö.), K.G. (Y.K.)'nin yapılan yargılanmaları sonunda; hükümlülüklerine ve ertelemeye dair, İstanbul İki Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden verilen 7.3.1996 gün ve 474 esas, 55 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi C. Savcısı ve sanıklar vekilleri tarafından istenilmiş olduğundan; dava evrakı C. Başsavcılığı'ndan tebliğname ile 4.10.1996 günü Daireye gönderilmekle incelenip, gereği düşünüldü:
Karar: A- Hükmedilen cezanın tür ve tutarına göre sanıklar vekillerinin duruşmalı inceleme isteminin (REDDİNE).
B- Anayasanın 14. maddesi hükmü karşısında; TCK. nun 312. maddesinin hukuksal yapısındaki değişikliğin Anayasaya aykırılığı savı, Anayasanın 152. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde; ciddi görülmediğinden, Anayasa Mahkemesi'ne başvuru isteminin benimsenmemesine oybirliği ile karar verildikten sonra,
Esasın incelenmesinde;
Yerel mahkemece hazırlık ve son soruşturma evrelerinde toplanan kanıtlar, hüküm konusu yazı metni, karar yerinde ayrıntılarıyla incelenip, tartışılarak, sanıklara atılı suçun oluştuğu kabul edilmiş, suç niteliği yasal normuna uygun biçimde belirlenmiş, savunmalar incelenerek inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, ceza yaptırımı doğru bulunmuş, sanıklara hükmedilen cezalar şahsileştirilmiş, takdiri indirim uygulanmış bulunmakla; sanıklar vekillerinin kararın hukuki değerlendirme yönünden çelişkili bulunduğuna, yazının bütünü yerine, bazı bölümlerinin alınıp tartışılarak suç tipine uyarlandığına, suç kastı bulunmadığına, ifade özgürlüğü kapsamında düşünce açıklamanın suç oluşturmayacağına, insan Hakları Sözleşmesi ve yürürlükteki hukuk mevzuatının benimsenmediğine ve eksik incelemeye yönelen C. Savcısının dava konusu yazıda, TCK. nun 312/2. maddesinde yaptırıma bağlanan hukuka aykırılık ve kasıt öğelerinin bulunmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün istek ile ONANMASINA, 18.10.1996 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
(Y.K.) yapıtlarında; toplumsal çelişkileri ve çatışmaları, bunların insanların yaşamlarına yansımalar konu alan, özellikle Çukurova Bölgesi'ndeki feodal yapının doğurduğu insan sorunlarını sergileyen, bu kimliği ile yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyük ün kazanmış olan bir yazardır.
Yazarın bu kimliği ile ülkede yaşanan ya da yaşanması olası bulunan sorunlara ilgisiz kalması düşünülemez. Suça konu edilen ve yayıncısı (E.Ö.) olan .... Yayınları tarafından yayımlanan Düşünceye Özgürlük ve Türkiye adlı Kitapta yer alan Türkiye Üzerinde Kara Gökyüzü başlıklı 14 sayfalık yazısında; Türkiye'de Devletin 1900'lerden bu yana ırkçı bir politika izlediğini, özellikle tek parti dönemini kasdederek 1946 yılına kadar Türkiye'de jandarma ve polis dayağı yememiş hiç bir köylü kalmadığını vurgulayarak, Anadolu insanının böylesine yaklaşımlar yüzünden çok sıkıntı çektiğini, zarar gördüğünü, insan hakları ihlallerinin 12 Eylül dönemi gibi ara rejim dönemlerinde önemli boyutlara ulaştığını, bu dönemde Kürtçe konuşmanın yasaklandığını, dahası Türk Dil Kurumu'nun bile kapatıldığını belirtip, Ülkenin Güneydoğusunda yıllardır süren bölücü terör örgütünün eylemlerine karşı güvenlik güçlerinin yürüttüğü mücadeleyi bir savaş olarak niteleyip, bu uygulamanın yanlış olduğunu, çünkü yanında göç, yoksulluk, sefalet, ormanların ve evlerin yanması gibi birçok sorunu da birlikte getirdiğini vurgulayarak savaşın bölünme tehlikesini de taşıdığını ve bu nedenle durdurulması gerektiğini belirtmiş, yönetimlerin tutumlarının ve bu yöndeki politikalarının ülkeye zarar verdiğini açıklamıştır.
Demokratik bir ülkede yazarların ve düşünürlerin ülke sorunları üzerinde kafa yorması, düşünce üretip bunları yazılarıyla ve söylemleriyle dile getirmeleri kadar doğal bir yaklaşım biçimi düşünülemez. Yazarlar ve düşünürler bu işlevlerini ortaya koyarlarken, yönetimlerin istekleri doğrultusunda düşünmek, yazmak ya da söylemler üretmek zorunda değillerdir. Aksine aykırı düşünmeleri de onların en doğal hakkıdır. Dahası bu düşünceler çoğunluk tarafından paylaşılmayan düşünceler de olabilir. Bunun tek yaptırımı benimsenmemek olmalıdır. Kuşkusuz, özgürlükler sınırsız değildir. Ancak bunların sınırlamaları; çağdaş demokrasilerde olan kurallara göre çizilmelidir. Özetlemek gerekirse; bir ülkenin yazarı, düşünürü ve aydını Devletin iç ve dış güvenliğini tehlikeye sokmak amacıyla somut olarak suç sayılan eylemlere çağrıda bulunmak ve bunları teşvik etmek gibi düşünceler dışında her türlü düşünceyi özgürce ifade edebilmelidir.
Anayasamızın 2. maddesinde Devletimizin demokratik hukuk devleti olduğu yazılıdır. Türkiye, yurttaşlarına Batı ülkelerinde var olan demokratik hak ve özgürlükleri sağlamak ve bunlara işlerlik kazandırmak vaadiyle birçok uluslararası sözleşmelere taraf olmuş ve imza koymuş bir ülkedir. Bu sözleşmelerin öngördüğü doğrultuda iç hukukda, gerekli düzenlemeler yapılmamış olmakla birlikte, Meclislerin onayından geçen sözleşmeler Anayasamıza göre yasa hükmünde bulunduğu gözönüne alındığında, bunların yok sayılamayacağı açıktır.
Kaldı ki, Yazar (Y.K.) hakkında uygulanan TCK. nun 312. maddesinin 2. fıkrasında tanımı yapılan suç tipinin, (Y.K.) nin sözü edilen yazısında oluşmadığını görmekteyiz.
TCK. nun 312. maddesinin 2. fıkrası, Halkı; sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eylemlerinin cezalandırılacağını öngörmektedir. Yazar (Y.K.), yukarıda da açıkladığımız gibi suça konu yapılan yazısında, bir Kürt ve Türk düşmanlığına rastlanmamaktadır. Bu yazıda; gelmiş geçmiş yönetimler suçlanmakta, eleştirilmekte ve kınanmaktadır. Ülkenin bölünmesi yerine kendi nitelemesine göre Güneydoğu'da süren savaşın bölünme tehlikesi doğuracağını dolaylı yoldan vurgulayarak, bölünmeye karşı olduğunu göstermektedir.
Yazı tümüyle incelendiğinde, hiç kuşkusuz birçoğumuzun katılmadığı ve duygusallığın egemen olduğu görüşlere de yer verdiğini görmekteyiz. Dahası, kimi konulara yaklaşımında abartılar da söz konusudur:
Ancak bunlar, maddedeki yazılı suçun tanımı içinde yer alan düşünceler değildir.
Yukarıdan beri açıkladığımız tüm bu nedenlerden dolayı, yazar (Y.K.) ye ve buna bağlı olarak yayıncı (E.Ö.)'ye yüklenen suçun oluşmadığı ve mahkemenin mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiği görüşüyle, çoğunluğun onama düşüncesine karşıyız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy