(765 S. K. m. 455/1, 473, 474)
Dava: Küçük çocuğu terk edip ölümüne sebep olmaktan sanık Reyhan K'nın yapılan yargılanması sonunda; Hükümlülüğüne dair (ZONGULDAK) 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 5.6.2001 gün ve 33 esas, 76 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğ name ile 11.2.2002 günü daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü:
Karar: Hayat kadını olarak yaşamını sürdüren sanık kadının bilinçliği ve içinde bulunduğu toplumsal koşullar nedeniyle önleyemediği hamilelik sonucu doğurmak zorunda kaldığı 4 aylık çocuğunu öteden beri tanıdığı bir ailenin çocuğuna bırakıp gitmesinden ibaret eyleminde TCK. nun 473/1. madde ve fıkrasında, suç tanımında esas alınan çocuğu kendi başına terk etme eyleminin gerçekleşmediği gözetilmeden maddeye yanlış anlam verilerek yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sanık Reyhan K'nın tahliyesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde bu suçtan derhal tahliyesinin mahalline telle bildirilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 06.03.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sanığın gayrı meşru ilişki sonucu dünyaya getirdiği dört aylık çocuğunu, bir arkadaşının yardımıyla çocuğu tut, bez alıp geleceğim diye kandırarak on bir yaşındaki Yılmaz K. isimli çocuğun kollarına teslim etmek suretiyle kaderine terk eylediği, cep telefonuyla irtibat kurulup defalarca çocuğunu alıp götürmesi istenmesine rağmen duyarsız ve ilgisiz kaldığı, anne bakım ve şefkatine muhtaç bir çağda bulunan küçüğün yakalandığı bağırsak hastalığı neticesinde öldüğü, dosyadaki birbirlerini doğrulayıp destekleyen bilgi ve belgelerle sabittir.
TCK. nun 473/1. maddesi uyarınca, anne, çocuğunu bakıp gözetmekle hukuken yükümlüdür. Bu yükümlülük çocuğu hem bedeni ve hem de ruhi tehlikelerden sakınacak biçimde yerine getirilmelidir. Yabancı ve bu yüzden muhafazayla mükellef tutulamayacak kimseler arasına çocuğun bırakılmış olması faili kanuni sorumluluktan kurtaramaz. Terk edilen kimsenin nezaret ve muhafazadan mahrum duruma düşmesi yeterlidir. İnsanların onu görüp zorunlu olarak insani duygularla bakıp ilgilenmeleri olayı suç olmaktan çıkarmaz. Zira TCK. nun 474. maddesi terk olunan yerin insanlardan hali olması durumunu suçun unsuru değil şiddet sebebi saymıştır. Terkin sürekli olması da zorunlu değildir. Geçici olsa bile, küçüğün bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tehlikeye atacak bir süre terk edilmiş olması suçun oluşumuna yeterlidir. Sanık henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve korumasına muhtaç küçük çocuğunu, kan veya sıhri her hangi bir akrabalığı olmadığı için muhafaza sorumluluğu söz konusu edilemeyecek bir şahsa, üstelik hileli davranışlarla teslim eylemekle annelik yükümlülüğünü yerine getirmemiş ve onu kaderine terk etmiştir. Bu yüzden TCK.nun 473/1. maddesinde tanımı yapılan on bir yaşından küçüğü terk suçu bütün unsurlarıyla oluşmuş bulunmaktadır. Sanığın hayat kadını tarzındaki bir yaşamı seçmiş olması eylemini suç olmaktan çıkarmaz ve kendisini kanuni sorumluluktan kurtaramaz. Üstelik fiilin niteliğini algılayamadığından ve hukuki sonuçlarını kavrayamadığından bahisle, suç kastıyla mücehhez olmadığı da ileri sürülemez. Çünkü daha önce değişik tarihlerde yine gayri meşru ilişkiler neticesinde doğurduğu iki çocuğunu da terk etmiş ve bu eylemlerinden ötürü Bolu Ağır Ceza Mahkemesince yirmi ay, Düzce Asliye Ceza Mahkemesince de iki ay on beş gün hapis cezasıyla hükümlendirilmiştir. Sadece bu mahkûmiyetlerin varlığı bile sanığın suç kastının mevcudiyetini kanıtlamaya ve bu suçu alışkanlık haline getirdiğini göstermeye yeterlidir. Bu nedenlerle, sanığın eyleminde isnat edilen suçun kanuni unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle beraatına ilişkin çoğunluk kararına karşıyız.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy