(765 S. K. m. 30, 201/A) (2918 S. K. m. 20)
Dava: Göçmen kaçakçılığı yapmaktan sanık A. Kan'ın yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ve zoralıma dair Siirt Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 14.1.2003 gün ve 152 esas, 3 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca zoralım yönünden incelenmesi sanık vekili ve araç sahibi vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile 6.2.2002 günü daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü;
Karar: Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; Ancak,
1- Hükümden sonra yürürlüğe giren 4806 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile TCK. nun 30. maddesinin 2. fıkrasındaki bir sözcüğünün bin olarak değiştirilmiş bulunması karşısında, sanığa para cezası tayin edilirken her aşamada bin lira küsurunun atılması zorunluluğu,
2- Suçta kullanılan 73 .. 682 plakalı aracın trafik kaydında sahibi görünen S. Özdemir vekilinin temyiz aşamasında verdiği dilekçede, bahse konu aracın sanığa sözlü kira sözleşmesiyle teslim edildiğini beyan etmiş bulunması ve dosya içeriği karşısında sanığın aşamalardaki aracın kendisine ait olup devrini henüz üzerine alamadığı yolundaki savunmasının aracın mülkiyetinin kendisine geçtiği konusunda kesin kanıt sayılamayacağı gözetilerek ve Karayolları Trafik Kanunun 20. maddesi hükmü karşısında aracın ruhsat sahibine iadesi gerekirken, oluşa uygun düşmeyen gerekçeyle zoralımına karar verilmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş sanık vekili ve araç sahibi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 24.5.2004 gününde 1 nolu bozma nedeninde oybirliğiyle 2 nolu bozma nedeninde üyeler H. Y. Aktan ve M. H. Özek'in karşı düşüncesiyle ve oyçokluğuyla karar verildi.
KISMEN KARŞI DÜŞÜNCE
Türk Ceza Kanunu'nun 201/a. maddesinin 3. fıkrasının (son) cümlesi ...suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler müsadere edilir. hükmünü getirmektedir. Bu kural, özel olarak konulmuştur. Fer'i ceza hükmü olmasına ve bu yönüyle TCK. nun 36/1. maddesine koşut bulunmasına karşın, ayrıca düzenlenmesinin özel bir nedeni vardır:
Düzenlemeden de anlaşılmaktadır ki suçta kullanılan taşıtlar ile suçtan elde edilen maddi menfaatler de zoralım kapsamındadır.
Suçta kullanılan bir taşıtın fiilde methali olmayan kimselere ait olmamak koşuluyla TCK. nun 36/1. madde-fıkrası uyarınca müsaderesi esasen mümkün bulunmasına karşın 2001/a. maddesinin 3. fıkrasında ayrıca düzenlenmesi karşısında bu düzenlemenin özel düzenleme olduğu düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Taşıtların zoralımlarının yanısıra fiilden elde edilen maddi menfaatlerin de bu kapsamda sayılması bu düşünceye ayrıca kanıt olmaktadır.
Örgütlü suçlarda genişletilmiş müsadere yöntemine başvurulması, bu tür suçlarla mücadele için zorunlu bulunmaktadır. Nitekim 4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinin 4. maddesi de aynı düzenlemeyi getirmiş bulunmaktadır. Öte yandan Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 12 ve 13. maddeleri de aynı kuralları öngörmektedir.
Özel düzenleme gözönüne alındığında taşıtların faile ait olup-olmamasının, ya da taşıt sahibi üçüncü kişinin fiilde methali bulunmamasının önemi yoktur. Ceza sorumluluğu şahsidir. (Ay.m.38/16) ve kusursuz suç ve ceza olmaz şeklindeki evrensel ve temel ceza hukuku ilkeleri gözetilerek suçta kullanılan taşıtlar, fiili bilmeyen üçüncü kişilere ait olsa bile müsadere edilebilecektir. Ceza hukukunda failin ancak kendi fiilinden sorumlu tutulması ve bunun için de en az taksir derecesinde kusurlu olması gerektiğine göre, bu hükmün uygulanmasında da failin fiilinden üçüncü kişilerin en az taksir derecesinde kusurlu olmasını aramak zorunludur... (Dr. Çetin Arslan: Göçmen Kaçakçılığı Suçları, Yargıtay Dairesi 2003, Sayı:3, s.303-305)
Benzer müsadere 6831 Sayılı Yasanın 108/son madde-fıkrasında düzenlendiği gibi mülga 1918 sayılı yasanın 2867 sayılı yasa ile değişik 47. maddesinin 1. fıkrasında da düzenlenmiştir.
Gerçekten de 47/1. maddenin 1. fıkrasında kaçak eşya veya madde naklinde bilerek kullanılan veya buna teşebbüs edilen her türlü kara, deniz ve hava nakil vasıtalarının da müsaderesine hükmolunur. hükmü öngörülmekteydi. Bu hüküm, üçüncü kişilere ait taşıt araçlarının müsaderesi hususunda, Orman Kanunu'nun 108/4. maddesi kadar açık hüküm taşımamasına karşın uygulama, bu kanunun kapsamına giren eylemlerde üçüncü kişilere ait taşıt araçlarının müsadereye tabi tutulacağını kabul etmekteydi. Yargıtay içtihatları da bu yönde olup 5.4.1950 tarih ve 21/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da kaçakçılık suçlarında aracın müsadere edilmesinin en mühim ve kuvvetli yaptırım olduğu düşüncesinden hareketle 47. maddenin, TCK. nun 36. maddesine oranla daha özel hüküm niteliğinde olduğunu belirterek, kaçakçılığa iştirak etmemiş kimselere ait olan nakil aracının da müsadere edileceği ve bunun için mal sahibinin rıza ve muvafakatinin aranmasına gerek bulunmadığı sonucuna varmıştı.(Doğan Gedik, Türk Ceza Hukukunda Müsadere, Ankara, s.97-99)
4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 20. maddesi de aynı düzenlemeyi getirerek kaçak eşya taşınmasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının diğer koşulların olması halinde müsaderesini öngörmektedir.
Türk Ceza Kanunun 201/a maddesinin öngördüğü özel müsadere hükmü de aynı yönde bir düzenlemedir. Bu nedenle burada da üçüncü kişinin, kendisine ait taşıt aracının, en azından genel kullanıma yönelik rızası/bilgisi içinde failin zilyetliğinde olduğunu bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir. Aracın çalınmış olması, zor kullanılarak ele geçirilmesi ya da gerçek bir yanılgıya düşürülerek alınması halleri dışında üçüncü kişinin dahi olsa aracın zoralımına gidilmesi düzenleme kapsamındadır. Üçüncü kişinin iyi niyeti, ancak bu hallerle sınırlıdır. Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 12. maddesinin 8. fıkrası da ancak bu olasılıklar halinde üçüncü kişinin iyi niyetini korumaya cevaz vermektedir.
Dosya içeriğine göre; 73 SL 682 plakalı araç sanık tarafından, sanığın savunmasında da ifade edildiği üzere, malikinden satın alınmıştır. Trafik kaydının devredilmemiş olması teslimin yapılmadığı anlamına gelmemektedir. Trafik kaydının devredilmemiş olması nedeniyle aracın müsaderesine hükmedilemeyeceği sonucuna varılması halinde, sanıkların bu yönteme başvurarak, müsaderenin getireceği caydırıcılık hükmünden kurtulacakları ve dolayısıyla da organize suçlulukla mücadelenin güçleşeceği gözönüne alınmalıdır.
Yargılama sürecinde başvurusu olmayan araç sahibinin, satış olmayıp kiralama ilişkisi olduğunu ileri sürmesi de inandırıcı değildir. Satış yaptığını kabul etmesi halinde zoralımdan kurtulamayacağını anlamış olacak ki, kira ilişkisine dayanmak istemektedir. Ancak; hiçbir belge de ibraz edememektedir. İtirazı inandırıcı değildir.
Bu nedenlerle aracın zoralımına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından 2 nolu bozma düşüncesine katılmamaktayız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy