(765 S. K. m. 473)
Dava: Çocuğu kendi haline terketmekten sanık A'nın yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne dair ( Ç. ) Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 17.07.2002 gün ve 306 Esas, 220 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile 15.05.2003 günü daireye gönderilmekte incelenip gereği düşünüldü:
Karar: 1- Sanığın, mağduru olay sırasında yatsı namazı kılan cemaat tarafından görülebilecek şekilde caminin içerisinde bulunan ayakkabılık bölümüne bırakmaktan ibaret eyleminde atılı suçun "kendi başına terk etme" öğesinin bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı biçimde mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
4806 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile TCK'nun 30. maddesinin 2. fıkrasındaki "bir" sözcüğü "bin" olarak değiştirilmiş bulunması karşısında, sanığa para cezası tayin edilirken her aşamada "bin" Lira küsurunun atılması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 04.10.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE :
Sanık eşinden boşanır. Mahkemece velayeti kendisine verilen 13 aylık çocuğuyla birlikte babasının evinde kalmaktadır. İşi gücü olmadığı gibi, başkaca herhangi bir geliri de bulunmamaktadır.
Anne ve babasının çocuğa daha fazla bakamayacaklarını söylemeleri üzerine oğlunu terk etmeye karar verir.
Olay gecesi saat 22.00 sıralarında, küçük oğlunu Bardakçı Camiisinin kimsenin bulunmadığı ayakkabılık bölümüne bırakarak hadise yerinden uzaklaşır.
Ağlamaya başlayan çocuğun sesini içerde namaz kılmakta olan cemaat işitmiştir. İçlerinden B. kucağına alarak küçük çocuğu polise teslim eder.
İlk derece mahkemesinin eylemin TCK'nun 473/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu kanaati ile sanığın mahkumiyetine ilişkin kararı tamamen yasaya uygun bulunduğu halde, bu karar dairemiz çoğunluğu tarafından "suçun kendi başına terk unsurunun" oluşmadığı gerekçesiyle bozulmuş olup, kanımızca çoğunluğun bozma kararı isabetten yoksun bulunmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, TCK'nun 473. maddesinin genel başlığı ile madde içeriğine göz atıldığında, bu maddenin yaş küçüklüğü veya bedeni yahut akli maluliyet sebepleriyle kendilerini idare edemeyecek durumda olanları koruma altına almak amacını güttüğü, başka bir deyişle, küçüklerin ve malüllerin muhafazasındaki sosyal faydayı himaye etmeyi hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, anılan maddenin güdülen bu amaç doğrultusunda yorumlanması ve uygulamanın da korunmak istenen toplumsal faydayı tehlikeye düşürmeyecek bir seyir izlemesi zorunludur.
Diğer yandan bu suç "zarar" suçu olmayıp "tehlike" suçudur. Oluşması için küçüğün veya malülün terk sebebiyle bir zarara uğramış bulunması aranmadığı gibi, terk yerinin, terk biçiminin, terk süresinin ve nihayet terk saikinin de bir önemi yoktur. Sanığın bakım ve koruma vazifesinin icaplarını yerine getirmeyerek mağdurun sağlık ve sıhhatini, güvenlik ve geleceğini tehlikeye sokması suçun teşekkülüne yeterlidir. Üçüncü bir şahsın davranışıyla, örneğin terk mahallinden geçen bir şahsın mağduru görmesi veya olayda olduğu gibi, tesadüfen ağlamasını işiten birinin yanına gelerek ilgilenmesi sebebiyle tehlikenin gerçekleşmemiş olması, suçun varlığını ortadan kaldırmaz. Zira suç genel teorisine göre, suçu oluşturan ve sonuçlaştıran eylem her zaman failden kaynaklanan bir eylem olmalıdır. Suçun teşekkülünün üçüncü bir şahısın hareketine bağlanması suç genel kuramına uygun düşmez.
Bu açıklamalardan hareketle olaya baktığımızda; sanığın, anne-baba bakım ve şevkatine en fazla muhtaç çağda bulunan henüz 13 aylık bebeğine karşı Medeni Kanunun kendisine yüklediği bakım ve koruma görevini ihmal ve hatta ihlal eyleyerek, hukuken asla bakmak, korumak ve ilgilenmekle mükellef tutulmayacak şahısların insaf ve merhametine terk etmek suretiyle küçük çocuğunun sağlığını ve güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ve bunu da bilinçli olarak ve isteyerek yaptığı, bu nedenle eyleminde isnat edilen suçun tüm unsurlarının toplanmış bulunduğu cihetle, mahkemenin usul ve yasaya uygun düşen mahkumiyet kararının onanması gerekirken, bozulması doğrultusundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy