(743 S. K. m. 639) (2510 S. K. m. 30)
Dava ve Karar: Şükrü ve müşterekleri vekili ile Müzeyyen ve müşterekleri vekili, dahili davalı Hazine vekili ve Sultan Çiftliği Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Üsküdar Birinci Asliye Hukuk Hâkimliği'nden verilen 21.1.1985 gün ve 61/4 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dava konusu taşınmazlar Defterdarlığın 12.12.1944 tarihli yazısı ile 22.12.1944 tarihinde 42 numara ile tapuya tescil edildikten sonra, 2510 sayılı İskan Kanunu'nun 30. maddesi hükmü uyarınca davalı gerçek kişilerin miras bırakanı Alâattin adına tapuya tescil edilmiştir. Ne var ki, sonradan dava konusu taşınmaz orman olması sebebi ile devletleştirilmiştir. Yani, dava konusu taşınmaz orman kadastro haritasının kapsamında kalmıştır. Daha sonra ve 1964 yılında bu yerler malik Alâattin tarafından davacılara haricen satılmıştır. Miras bırakan Alâattin 1965 yılında ölmüş ve davalı gerçek kişileri mirasçı olarak terk etmiştir. Dava konusu taşınmazların tapulama tesbitleri yapılmış ancak orman sayılan yerlerde olmaları nedeni ile başlangıçta tapulama dışı bırakılmıştır. 1744 sayılı Yasa'nın yürürlüğünden sonra, bu yerler orman tahdit haritası dışına çıkarılmıştır. Bundan sonra aynı yerlere tapulama girerek dava konusu taşınmazlar ayrı parsel numaraları verilerek davacılar adına tesbit edilmiştir. Hazine tarafından açılan dava sonunda ikinci kez bir yere tapulama giremeyeceğinden bahisle parsel numaraları iptal edilmiştir. Dava konusu taşınmazlar 1744 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre, ilmi ve fen bakımından orman niteliğini yitirmiş yerlerdir. Bunlar açıklanan nedenle tahdit dışına çıkarıldığına göre, bu maddenin (b) bendinin olaya uygulanması gerekir. (b) bendinde bu düzeltme sonucu orman sınırları dışına çıkarılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise, mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder denilmiştir. 6831 sayılı Kanun'un 2896 sayılı Yasayla değişik 1. maddesinin (F) bendiyle de aynı şekilde bir hüküm getirilmiştir. Şu hale göre, bu taşınmazlara ait tapu kaydı geçerliğini saklı tutmakta ise, bu durumda taşınmazın tapu sahiplerine intikal etmesi gerekmektedir. Oysa dava konusu taşınmazlar orman tahdidi dışına çıkarıldıktan sonra aynı yer hakında tapulama tutanakları düzenlenmiş ve birer parsel numarası verilmesi sureti ile davacılar adına tesbit yapılmıştır. Bu durumda, tapu kaydı geçerli bir kayıt olmaktan ziyade bir isbat belgesi niteliğini taşır. O nedenle bundan böyle taşınmazların tapusuz olduğunu kabul etmek gerekir. Dava, davalı gerçek kişiler tarafından davacılar lehine kabul edildiğine göre, bu husus bir sorun yaratmamaktadır. Uyuşmazlığın taşınmazların tapusuz olarak kabulü suretiyle çözümlenmesi gerekir. Tapusuz sayılan bir taşınmazın tescili şartları M.K.'nun 639. maddesinde gösterilmiştir. Bu maddedeki koşulların araştırılması, yerel ve gazete ilanlarının yapılması, ayrıca zilyetlik olaylarının tanık ve benzeri delillerle isbatına olanak sağlanması, tarafların bu husustaki delillerinin toplanması, tanık gösterildiği takdirde bunların HUMK.'nun 259. maddesi hükmüne göre taşınmaz başında dinlenmeleri ve bundan sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Hazine'nin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy