(743 S. K. m. 639)
Dava ve Karar: A. Atsız ve müşterekleri vekili Avukat E. Kırker-Y. Şahabettin ile Hazine vekili Avukat Z. Urfalıer aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kayseri 1. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 12.6.1984 gün ve 514/127 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dava konusu taşınmazın T.Evvel 1928 tarihli 31 numaralı tapu kaydına dayanılarak 1946 tarihinde Hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davacılar, 60 yıl öncesinden beri taşınmaza zilyed olduklarını ileri sürerek taşınmazın adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Keşifte yerel bilirkişi, dava konusu taşınmazın T.Evvel 1928 tarihli 31 numaralı Hazine adına olan tapu kaydının kapsamında kaldığını ve davacılarına miras bırakanlarının 60 yıl öncesinden beri taşınmazı tasarruf ettiklerini bildirmiştir. Tanıklar ise, 30-40 yıl önce taşınmazın boş ve hali durumunda bulunduğunu bildirmektedirler. Zilyedlik olayları hakkında tanık ifadesine değer verilmesi gerekir. Zira, bu olaylar maddi olaylardır. Maddi olayların isbatı fenni hususlarda bilgi vermekle yükümlü olan bilirkişiye bırakılamaz. O halde, davacıların zilyedliğinin 3040 yıl önce başladığını ve dava tarihine kadar devam ettiğini kabul etmek gerekir. 30-40 yıl önce dava konusu taşınmaz Hazine adına tapulu bulunmaktadır. Hazine adına tapulu bir taşınmazın zilyedlik ve zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Yerel bilirkişinin ifadesine göre, davacıların zilyedliğinin 60 yıl önce başladığı kabul edilse bile, davacıların bu taşınmazı kazandıkları sonucuna varılamaz. Çünkü, bilirkişi 1982 tarihinde yapılan keşifte zilyedliğin 60 yıl önce başladığından söz etmiştir. Buna göre zilyedliğin başladığı 1922 yılına rastlamaktadır. 810 sayılı Kanun'un olaya uygulanabilmesi için arazide Medeni Kanun'un yürürlük tarihi olan 1926 tarihine kadar 10 senelik zilyedlik süresinin geçmiş olması gerekir. 810 sayılı kanun Arazi Kanunu'nun 78. maddesi hükmüne göre hakkı karar yoluyla kazanmayı sağlamaktadır. 810 sayılı kanun Medeni Kanunla birlikte yürürlükten kaldırılmış ise, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 501 sayılı tefsir kararı ve bundan çıkarılan 1515 sayılı kanunlar 810 sayılı Kanun'un hakkı karar müessesesine uygulama imkânı tanımıştır. Ancak, olayımızda bilirkişinin ifadesine göre, zilyedliğin 1922 yılında başladığı kabul edilse bile, Medeni Kanun'un yürürlük tarihi olan 1926 ve tapunun tesis tarihi olan 1928 yılına kadar 10 yıllık süre geçmemiş olduğundan Hazine adına 1928 yılında tesis edilen tapu kaydı değerini muhafaza edecek ve bu kaydın hukukî değerini yitirmiş olduğu iddiası kabul edilemeyecektir. Bütün bu açıklamalara göre davanın reddi gerekmektedir. Aksine düşüncelerle davanın kabulü yolunda hüküm tesisi isabetsizdir.
Sonuç: Hazine'nin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy