(3402 S. K. m. 7) (3303 S. K. m. 1)
Dava: Niyazi ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair, Karadeniz - Ereğli İkinci Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.3.1990 gün ve 188/118 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: 2613 sayılı Kanunun 22/H maddesinde; yapılacak ilanlar ve tahdit üzerine sahibi bulunmayan gayrimenkuller Devlet namına kaydolunur. Bu malların 10 seneye kadar hükmün müstehaddı çıktığı takdirde namına kaydı tashih edilir ve satılmış ise bedeli verilir denilmiştir. Mahkemece, bu hüküm gözönünde tutularak hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddi yönüne gidilmiştir. Oysa, kadastro tutanağının edinme sebebi kısmında, taşınmazın havza-i fahmiye hudutları dahilinde bulunduğu ve 1326 yılından önceki zilyetliğin tevsik edilmediği belirtilmek suretiyle 2613 sayılı Kanunun 22. maddesinin (H) fıkrası uyarınca Maliye Hazinesi adına tahdit ve tespitinin uygun olacağı belirtilerek tutanak komisyona sunulmuştur. Komisyonca da aynı mütalaa tekrarlanmıştır. Az önce de açıklandığı gibi olayın 2613 sayılı Kanunun 22/H maddesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu madde ile yapılan ilan ve araştırmalara rağmen hak sahibinin çıkmaması halinde taşınmazın Hazine adına yazılacağını öngörmüştür. Yoksa zilyetliğin ispat edilemediği veya başkaca sebeplerle Hazine adına yazılma söz konusu değildir. Şu halde olayımızda, posta mütalaasında ve komisyon kararında bahsi geçen tespit sebebinin 2613 sayılı Kanunun 22. maddesinin (H) fıkrasına uygun olmadığı ortadadır. Bu durumda, anılan maddedeki hak düşürücü sürenin uygulaması mümkün değildir. Özellikle komisyon kararında, davacıdan söz edilmekte, ilan üzerine davacının hak iddia ettiği belirtilmekte ve fakat 1326 tarihinden önceki zilyetliğin belgelenmediği, taksimin kanıtlanamadığı belirtilmektedir. Bu durumda, olaya az önce açıklandığı gibi söz konusu madde hükmünün uygulanması mümkün değildir. Davacının, 3303 sayılı Kanun hükümleri de göz önünde tutulmak suretiyle tahdit tarihine kadar murisleriyle birlikte kendisinin zilyetliğinin araştırılması, bunun iktisaba elverişli olup olmadığının belirlenmesi, taksim kanıtlanamadığı takdirde muristen kaldığı belirtildiğine göre dava şartının göz önünde tutulması ve bundan sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bunlardan zühul ve değişik düşüncelerle yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsiz,
Sonuç: Temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 5000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.03.1991 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy