(3402 S. K. m. 12) (766 S. K. m. 31)
Dava: Enver ve müşterekleri ile İlknur ve müşterekleri aralarındaki tescil davasının reddine dair, Eyüp İkinci Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 8.5.1991 gün ve 55/290 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, İzzet adına tespit ve tescil edilmiş olan 1/2 payı mirasçılarından 1967 yılında haricen devraldıklarından bahisle dava konusu taşınmazdaki İzzet payının iptali ile kendileri adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Tapu kaydında 1/2 malik olarak gözüken İzzet 1966 yılında ölmüş olup Vehbiye, Recep ve Ayet adında mirasçılarını terk etmiştir. Dava, İzzet'e ait payın iptali istemine ilişkin bulunduğuna göre, davanın İzzet'in mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Vehbiye'nin ölüp ölmediği bilinememektedir. Recep 1969 yılında ölmüş ise de Ayet'in hangi tarihte öldüğü keza anlaşılamamaktadır. Bunlar kaydın iptali istenilen malik İzzet'in mirasçıları olduğuna göre, öncelikle Vehbiye ile Ayet'e ait mirasçılık belgelerinin istenmesi ve İzzet'in Vehbiye ile Ayet bakımından mirasçılarının belirlenmesi, davanın bunlara da yöneltilmesi gerekmektedir. Öncelikle taraf teşkili yönünden mahkemece yapılan inceleme noksandır. İşin esasına gelince: Davacılar az önce açıklandığı gibi İzzet'in payını 1967 yılında devraldıklarını ileri sürmüşlerdir. Oysa bu taşınmaz 1966 yılında İzzet ve Ayet adına tespit edilmiş ve tespit 1969 yılında kesinleşmiştir. 766 sayılı Tapulama Kanununun 31/2. maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesine göre kadastroya takaddüm eden sebeplere dayanılması halinde kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde bu tür davaların açılması gerekir. 10 yıl içinde açılmayan davalar hak düşürücü süreye maruz kalır. Ancak, olayımızda taşınmazın haricen devir tarihi tespitten sonra yani 1967 yılıdır. Hal böyle olunca olaya hak düşürücü süre bakımından 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin uygulanması mümkün olmaz. Zira devir tespitten sonra vaki olmuştur ve davacılar bu işleme dayanmaktadırlar. Mahkemece kanun hükmü yanlış yorumlanmak suretiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş olması isabetsizdir. Az önce açıklanan hususlar taraf teşkili bakımından tamamlandıktan sonra iddia ve savunmanın incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 8000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.09.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy