(743 S. K. m. 618) (1086 S. K. m. 274)
Dava: Hasan Meydancı ile Hüseyin Meydancı aralarındaki men'i müdahale davasının reddine dair A. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 25.11.1999 gün ve 33/59 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 4.7.2000 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflar ve vekilleri gelmediklerinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Uyulan bozmada açıkça; tekrar yapılacak keşifte taraf tanıkları ile yerel bilirkişilerin yeniden dinlenmesi, nizalı yerin belirlenerek krokisinin çizilmesi ve bundan sonra hüküm kurulması gereğine değinilmiştir. Bozmaya uyulmakla gereğinin yapılması zorunludur. Davacı vekili bu dava nedeniyle dinletmek istedikleri tanıklarını 14.12.1995 tarihli liste ile ve davalı vekili de 4.4.1996 tarihli listeyle bildirmişlerdir. Mahkemece, yapılan itirazlar üzerine üç kez yerel bilirkişi ismi belirlenmiş, 25.6.1996 tarihli keşifte yerel bilirkişiler ile davacı listesinden üç tanık, davalı listesinden bir tanık dinlenmiş, dinlenmeyen tanıklar yönünden 23.7.1996 tarihinde yapılan ikinci keşifte de kalan tanıklar dinlenmiştir. Mahkemece toplanan bu delillere göre hüküm kurulmuş ve hüküm Yargıtay 114. Hukuk Dairesince yalnız yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. H.U.M.K. nun 274. maddesi hükmüne göre bir davada ikinci tanık listesi verilemez. Karşı tarafın açık kabulü veya sessiz kalması dahi bu emredici usul kuralını değiştiremez. Bu nedenle, bozmadan sonra yeniden yerel bilirkişi tesbiti yapılması ve tarafların verdikleri ikinci tanık listesine değer verilerek keşif yapılarak bu kişilerin bilgisine başvurulması usul ve Yasaya aykırılık oluşturur. Şu kadar ki, tarafların bildirdikleri tanıklardan ölenlerin bulunması ve bunun belgelendirilmesi halinde bunların yerine geçmek üzere ikinci tanık listesi verilebilir. Mahkemece yapılan işlemler usul ve Yasaya aykırı olduğu gibi, dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıkları beyanlarının tereddüt yaratması nedeniyle
Sonuç: Davanın reddine karar verilmesi de usul ve Yasaya aykırıdır. Mahkemeler, tereddütlere dayanarak karar veremezler ve verdikleri kararlarla da tereddüt yaratamazlar. Mahkemelerin görevi, önlerine getirilen uyuşmazlıkları usul ve Yasa çerçevesinde çözümlemektir. O halde mahkemece yapılması gereken iş; bozma öncesinde yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarını celbederek taşınmaz başında dinlemek, davaya konu alanı belirlemek, fen elemanına keşfi izlemeye yarayacak şekilde taşınmazın ölçekli krokisini hazırlatmak, davacı iddiası ile davalı savunmalarını tanıklardan sorarak, dava konusu yere davalının bir tecavüzünün bulunup bulunmadığı, tecavüz varsa ne şekilde yapıldığını araştırmak, davalıya ait ahırın saçağının fazlaca uzatılmış olmasının davacının bahçesine ne gibi tecavüz teşkil ettiği hususunda gerektiğinde teknik bilirkişi bilgisine başvurmak suretiyle gerçeği bulmaya çalışmak, beyanlar arasında çelişki çıktığı takdirde gidermeye çalışmak ve toplanacak delillere ve oluşacak vicdani kanaate göre bir hüküm vermektir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmekle kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 2.080.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 04.07.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy