(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 259, 275) (YHGK. 30.3.1994 T. 1993/8-939 E. 1994/176 K.)
Dava: M. A. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Ulaş Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.11.1999 gün ve 66-197 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, satınalma ve zilyedliğe dayanarak dava konusu 244 ada, 2 parsel numaralı taşınmaz tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, dava dışı ve davacı ile birlikte diğer müşterek malikler adına kayıtlı 244 ada, 1 parsele uygulanan 01.09.1982 tarih ve 03.06.1947 tarih, 148 sıra numaralı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaz yönünü gayri sabit sınırlı okuması nedeniyle miktar fazlası olarak Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Öncelikle, yukarıda tarih ve numarası yazılı tapu kayıtlarının tesis tapusundan itibaren tüm tedavülleri ile birlikte getirtilip dosyaya konulması, sonra bunların mahallinde usulüne uygun şekilde nizalı taşınmaza uygulanması ve kayıt kapsamının belirlenerek değişebilir sınırın tesbiti ile niteliğinin araştırılması gerekir. Davacı, zilyedlik hukuki nedenine dayandığına göre 3402 sayılı Yasanın 14.maddesi hükmü uyarınca belgesizden zilyedlik nedeniyle edindiği taşınmazların bulunup bulunmadığının Tapu ve Kadastro Müdürlüklerinden sorulması, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden de davacı tarafından aynı nedenle açılmış tescil davasının bulunup bulunmadığının araştırılması ve ayrıca aynı Yasa hükmü uyarınca taşınmazın 3083 sayılı Yasanın tarif ettiği anlamda Devletçe sulanan yerlerden olup olmadığı hususunun da araştırılması gerekir.
Dava, zilyedliğe dayanan tapu iptal ve tescil talebine ilişkin bulunmaktadır. Mahkeme, davada tanık dinlemeksizin keşifte dinlenen yerel bilirkişilerin zilyedlik konusunda verdiği bilgi ile yetinerek taşınmaz malın davacı adına tesciline karar vermiştir. Bu tür davalarda iktisabı sağlayan zilyedliğin isbatı gereklidir. Zilyedlik olayları maddi olaylardandır. Maddi olaylar ancak tanık ve benzeri delillerle ispat edilebilirler. Mahkemece zilyedlik araştırmasında bilirkişinin verdiği bilgi ile yetinilerek hüküm verilmiştir. HUMK. nun 275. maddesinde hangi amaçla bilirkişinin bilgisine başvurulacağı açıklanmıştır. Bunun dışında tanık sözleri ile tesbiti gereken bir yön için tanık dinlenmeden bilirkişinin bilgisi ile yetinilemez. Benimsenen usul ve kanuna uygun olan uygulamaya göre zilyedliğin ilk önce tanık sözleri ile tesbiti şarttır. Bu yapılmadıkça bilirkişi sözleri yalnız başına bir delil olamaz. Taşınmaz malın yer, sınır ve dava tarihindeki değeri konusunda özel bilgisini veren yerli bilirkişinin zilyedlik konusundaki sözleri ancak, zilyedliğin tesbiti maksadı ile dinlenen tanıkların sözlerinin doğruluğunu gösteren tamamlayıcı bir bilgi olarak göz önünde tutulabilir. O halde, zilyedliğe dayanan tescil-tapu iptali ve tescil davalarında tanık dinlenmeden yerel bilirkişinin sözleri ile tescil veya iptal kararı verilemez (HGK., 30.3.1994 T., 1993/8-939 E., 1994/176 K).
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklandığı gibi zilyedlik olaylarının tanık sözleri ile ispat edileceğinin göz önünde tutulması, taraflardan tanık ve benzeri delillerin istenmesi bunların HUMK. nun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenmeleri ve tüm deliller toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken bunlar yerine getirilmeden eksik inceleme ile ve sadece bilirkişi sözleri ile yetinilerek hüküm verilmesi isabetsiz ve temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08.06.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy