(3402 S. K. m. 18) (4071 S. K. m. 3, Geç. m. 1)
Dava: Veysel Karadayı birleşen dosya davacısı Şerife Fatma Yalkı ile Zafer Tunç ve H. Ermehan Tunç aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Karaburun Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.12.1999 gün ve 63-248 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar 1667 parselin tapu kaydının 1/3 'er pay oranında iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, uyuşmazlık konusu parselin kendileri ile davalıların miras bırakanı Ayşe Tunç adına tespit edildiğini, komisyon kararı ile Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, davalıların başvurusu üzerine 4071 sayılı Yasa hükümleri uyarınca adlarına tescil edildiğini ileri sürerek, tapu kaydının 2/3 payının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Uyuşmazlık konusu parsele ait tapulama tutanağında; 28.05.1986 tarihinde belgesizden davacılar Veysel Karadayı, Şerife Fatma Yalkı ve davalıların miras bırakanı Ayşe Tunç adına eşit olarak tespit edilmiş, Hazinenin itirazı üzerine Kadastro Komisyonunun 26.11.1992 tarih ve 376 sayılı kararıyla tespitin iptali ile dava konusu parselin Hazine adına tespit ve tesciline, üzerindeki zeytin ağaçları, müştemilat ve zilyetliğinin itirazda bulunan Ayşe Tunç adına kütüğün beyanlar hanesinde yazılmasına karar verilmiş ve bu karar 05.06.1995 tarihinde kesinleşmek suretiyle aynı tarihte tapuya tescil edilmiş,23.01.1997 tarihinde de satışla davalılara geçmiştir. Mahkemece, Hazine, adına tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazı dilediği koşullarla dilediği kişiye satabileceğini bu nedenle davacıların isteğinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hazine, adına tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazı Yasalarda belirtilen sınırlamalar göz önünde tutulmak kaydıyla dilediği kişiye satabilir. Ne var ki, incelenmekte olan olay tespit şekli itibariyle özellik arz etmektedir. Yukarıda tarihi ve sayılı yazılı kadastro komisyonu kararında da açıklandığı üzere, uyuşmazlık konusu taşınmaz Osmanlı Padişahları adına kayıtlı Kanunievvel 1323 tarih ve 12 numaralı tapu kaydının geldi ve gittilerinin kapsamında kalan bir yer olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 18.maddesi hükmü uyarınca Devlete intikal eden yerlerden bulunması nedeniyle Hazine adına tespit ve tesciline karar verilmiştir. Bu açıklamalara göre, uyuşmazlığın 19.02.1995 tarihinde yürürlüğe giren 4017 sayılı Kanuna göre, çözüme kavuşturulması gerekir. Anılan Kanunun 3. maddesinde Hazinenin itirazı sebebi ile 431 sayılı Hilafetin Ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun hükümleri uyarınca Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaz malların tutanakta belirtilen zilyetleri veya bunların akdi veya Kanun haleflerinin yararlanacağı vurgulandıktan sonra geçici 1.maddesinde de 3.maddede belirtilen hak sahipleri için başvurma süresi bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl olduğu açıklanmıştır.3.maddenin düzenlenmesinde de açıklandığı üzere tutanakta tespit veya tescil maliki veya bunların akdi veya kanuni haleflerinin bu Yasadan yararlanacakları açıklanmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere tespit, davacılar ile davalıların murisi Ayşe adına yapılmış olduğuna göre davacıların bu Yasadan yararlanmaları gerekir. Anılan hüküm karşısında Mahkemenin red gerekçesi Kanuna uygun düşmemektedir. Ne var ki, dava tarihinden önce davacıların bu kanundan yararlanma yönünden Hazineye herhangi bir başvurusu söz konusu değildir. Her ne kadar bu husus temyiz dilekçesinde açıklanmış ise de, Yargıtay uygulamalarına göre yargılamada ileri sürülmeyen bir husus temyiz incelemesi sırasında dikkate alınmaz. 4071 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 19.02.1995 tarihinden itibaren geçici 1. maddede belirtilen 1 yıllık süre içerisinde başvurulmamıştır. Başvuru için öngörülen bu süre hak düşürücü nitelikte olup taraflarca ileri sürülmese bile Mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. Davacıların herhangi bir başvuruları bulunmadığına göre redde ilişkin olan hüküm açıklanan gerekçe karşısında sonucu itibariyle doğru olmaktadır.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 2.080.000 lira peşin harcın onama harcına mahsubuna, 12.06.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy