(6831 S. K. m. 1, 2) (3402 S. K. m. 17) (743 S. K. m. 639, 641)
Dava: Abdullah Bulut ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Antalya 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 30.3.2000 gün ve 912/234 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, uyuşmazlık konusu parselin Hazine üzerindeki kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Hazine davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu parsele ait kadastro tutanağında; dava konusu parselin 1945 yılında yapılan orman sınırlama hattının içerisinde kalması ve 1983 yılında yetkili orman kadastro komisyonu tarafından 6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Yasa ile değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan yerlerden olduğu açıklanmak suretiyle Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacılar, imar ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Dosya içerisindeki belgelere ve uzman bilirkişilerin raporlarındaki açıklamalara göre; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1946 yılında orman kadastro komisyonunca yapılan sınırlama çalışmaları sırasında bu yerin sınırlama haritası içerisine alındığı ve işlemin kesinleştiği, 1952 yılında maki tefrik komisyonunca yapılan çalışmalar sırasında da taşınmazların makiye tefrik edilmek suretiyle tahdit dışında bırakıldığı ve 1981 yılında da 6831 sayılı Orman Kanunu'nun değişik 2/B maddesi uyarınca yapılan çalışmalar sırasında nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarıldığı açıklanmıştır. Her ne kadar dava konusu taşınmaz kesinleşen sınırlama hattının içerisinde kalan bir yer ise de,5653 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan çalışmalar sırasında dava konusu taşınmaz orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Maki Tefrik komisyonunca orman sınırlama hattının dışına çıkarılan bir yer 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılmaz. Böyle bir yer maki işlemi kesinleştiği tarihten itibaren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. ve M.K.nun 639/1. maddesinde belirtilen koşullar altında kazanılması mümkün olabilir.Makiye Tefrik edilen bir yerin ormanla bağlantısı kesilmiş olacağından böyle bir yerin nitelik kaybından söz edilemeyeceği gibi 1981 yılında yetkili orman kadastro komisyonlarınca bu sebeple orman dışına çıkarılmış olması hukuken bir değer taşımaz.Mahkemece taşınmazın makiye tefrik edildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla kazanma süresinin geçtiği görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de,yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.1952 yılında yapılan maki tefrik komisyonu işleminin kesinleşip kesinleşmediğinin, kesinleşme işleminden itibaren kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının göz önünde tutulması gerekir. Makiye tefrik edilen bir yer kural olarak M.K.nun 641. maddesi kapsamında sayılır.Böyle bir yerin kazanılabilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında ihya edilmesi ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile tespit tarihine kadar tasarruf edilmesi gerekir.Yerel bilirkişi ve tanıklar imar ihya olgusu hakkında bir açıklamada bulunmaksızın 30-40 yıllık kazanma süresinden haber vermişlerdir. Uzman ormancı bilirkişi raporunda orman sınırlama, maki tefrik harita ve tutanaklarını araziye tatbik ettiğini bildirmiş ise de, keşif tutanağındaki bilgilere göre bu uygulama yetersizdir. Bu belgelerin yerel ve teknik bilirkişi ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla keşif yerinde sağlıklı olarak yerine uygulanması, bu uygulamanın Yargıtay denetimi sırasında izlenebilmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi ve bu beyanlar göz önünde tutularak raporların düzenlenmesi gerekir. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Hazinenin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.06.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu yerin Maki Tefrik Komisyonunca makiye tefrik edilip orman sınırları dışına çıkartıldığı anlaşılmaktadır.
5653 Sayılı Kanuna göre orman niteliğini kaybeden ve Maki Tefrik Komisyonlarınca sınırları belirtilip haritaya bağlanan ve 5653 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 3.4.1990 tarihinden bu yana adı geçen Yasa maddelerinde belirtilen ayrıcalıklar dışında hiçbir şekilde orman sayılmayan ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler konumunda olan tapusuz maki alanlar, imar-ihya yoluyla özel mülkiyete konu olabilirler. Nizalı taşınmaz da açıklanan hukuksal niteliği nedeniyle imar-ihya yoluyla kazanılabilir. İmar-ihya yoluyla kazanmanın koşulları olan 3402 sayılı Kanunun 17. maddesindeki imar-ihya ile ilgili fiilin tamamlanması ve aynı Yasanın 14. maddesine göre de; ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren tespit tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap süresinin tamamlanması gerekir.Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına ve bu beyanları doğrulayan teknik bilirkişi ziraat mühendisi raporuna göre;taşınmaz 40-50 yılı aşkın süreden beri tarım ve kültür arazisi olarak kullanılmaktadır.Bu ifade ve raporun anlamı; taşınmaz 40-50 yıl önce her türlü ihya işlemi tamamlanarak kültür arazisine dönüştürülmüştür.Başka bir ifade ile Yasanın tarif ve kabul ettiği anlamda imar-ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmiştir.Toplanan deliller ve dosya kapsamı ile ihya olgusu sabit ve kanıtlanmış iken şimdi tekrar 40-50 yıl gerisine dönerek tanıklardan,davacı ihyayı nasıl yaptı,nasıl emek ve para harcadı şeklinde tamamlayıcı bilgi almanın yargılamayı uzatmaktan başka bir amacı olamaz.İhyası tamamlanmayan yerin 40-50 yıldır tarım ve kültür arazisi olarak kullanılması mümkün değildir.İhyanın ne şekilde yapıldığının araştırılması, henüz ihyası yeni tamamlanmış veya tamamlanmak üzere olan yerler için zorunlu olup tamamlanma tarihinden tespit veya dava tarihine kadar henüz 20 yılı doldurmamış veya yenice doldurmuş yerler yönünden zorunlu ve farklıdır.Ama, tespit ve dava tarihine kadar 40-50 yıldır tarla ve kültür arazisi olarak kullanıldığı tanıklar ve teknik bilirkişi tarafından ifade edilen bir yer hakkında 40-50 yıl öncesindeki evreler hakkında bilgi istemek,yargılamayı uzatmaktan öteye bir fayda sağlamaz.
Taşınmazın ihya ile birlikte iktisap koşullarının tamamlandığı toplanan delillerle sabit olduğuna göre, davanın kabulüne dair hükmün onanması gerekirken, kararda belirtilen ve ihya eylemi yönünden yeniden araştırma nedeniyle bozulmasına dair değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy