(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 12, 13, 14)
Mehmet Doğan ile Hazine ve Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Elbistan 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 3.12.1999 gün ve 60/351 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın M.K.nun 639/1. maddesi uyarınca adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dilekçesinde, dava konusu taşınmazın 1.11.1967 tarihinde davalı Belediye tarafından Hasan Tunç'a ihale ile satılıp devredildiğini, adı geçen kişi tarafından 17.11.1977 tarihinde Mustafa Doğan'a satıldığını, Mustafa'nın da 31.1.1997 günlü belge ile kendisine satıp devrettiğini, kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar davacı ve satıcılarının dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile ekonomik amacına uygun olarak tasarruf edildiğini bildirmişlerdir. Mahkemece dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakıldığı, komşu parsellere ait tutanakların 21.9.1984 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme tarihinden 23.3.1999 dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürenin geçmediği, ayrıca davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, taşınmazın hangi tarihte tespit dışı bırakıldığı sorulmamakla beraber bitişik 398 ada 2 parsel 23.10.1978,398 ada 1 parsel yine aynı tarihte, 397 ada 16 parselin de 19.10.1978 tarihinde tespit edildiği, her üç parsele ait tutanakların 21.9.1984 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava konusu taşınmaz hakkında herhangi bir tutanak düzenlenmediği için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması söz konusu olmaz. Mahkemenin davanın süresinde açılmadığı yönündeki görüşü bu bakımdan Yasaya uygun değildir. Komşu parsellere ait tutanaklar ve paftadaki açıklamadan açıkça anlaşılacağı üzere tespitlerin yapıldığı 1978 yılında dava konusu taşınmazında tespit dışı bırakıldığının kabulü gerekir. Kadastro Kanunundaki sistem özellikle tapulu taşınmazların tespiti ile ilgili 13, tapusuz taşınmazların tespiti ile ilgili 14. maddesindeki açıklamalar gözönünde tutulduğunda esas olan tespit tarihidir. Tespitlerin İdarenin tarafların veya üçüncü kişilerin itiraz ve karşı koymaları nedeniyle daha sonraki bir tarihte kesinleşmiş olması, tespit dışı bırakılan bir taşınmaz üzerindeki zilyedliğin daha sonraki bir tarihte başladığını gerektirmez. Kazanmayı sağlayan zilyedlik tespit ve sınırlandırma işlemidir. Bu işlemin yapılmasından sonra yeniden süre başlar. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere tespit dışı bırakılan bir taşınmaz üzerindeki kazanmayı sağlayan zilyedliğin başlangıç tarihinin tespit tarihi olarak kabulü gerekir. Uyuşmazlığın niteliğine göre Yasal ilanlar ve incelemeler yapılmış bulunduğuna, davacının eklemeli 20 yıldan fazla süre ile ekonomik amacına uygun olarak tasarrufta bulunduğu belirlenmiş bulunduğuna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmada oybirliği, sebebinde oyçokluğuyla 12.09.2000 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dosya arasındaki bilgi ve belgelere göre davaya konu olan taşınmazın hangi tarihte tespit dışı bırakıldığı belli değildir.
Hukuk Genel Kurulunun ve Dairemizin istikrarlı uygulamalarına göre,bu nitelikte bir yerin kazanılabilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine kadar Yasada öngörülen 20 yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Eldeki dosyada uyuşmazlık konusu taşınmazın hangi tarihte tespit dışı bırakıldığı merciinden sorulup belirlenmemiştir. Öncelikle bu noksanlık giderilmeli, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenle bozulması görüşündeyim. Daire çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy