(4342 S. K. m. 3) (766 S. K. m. 31) (3402 S. K. m. 12) (743 S. K. m. 7)
Dava: Celal Uçar ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Cihanbeyli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 19.9.1997 gün ve 427/809 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 1226 parselin tümünün, 441 parselinde tapu kaydının kısmen iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuş,mahkemece 1226 parselin tümünün, 441 parselin de kısmen iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tapulama tutanağına göre; 1226 parsel 4.3.1963 gün ve 2040 numaralı tapu kaydına dayanılarak Hazine adına tespit edilmiştir. Dayanak tapu kaydına ait belirtmelikte, taşınmazın haliden açıldığı belirtilmiştir. Taşınmazın haliden açıldığı tarihe kadar davacı murisi tarafından 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edildiğine,taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olduğu bildirilmiş bulunduğuna ve komşu parsellerin de aynı nitelikte olduğu yapılan uygulama ile anlaşıldığına göre bu parsele ait davanın kabulüne karar verilmesinde Yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hazine vekilinin bu parsele yönelik ileri sürmüş olduğu temyiz itirazlarının reddi ile 1226 parsele yönelik hüküm bölümünün oybirliği ile ONANMASINA,
Davacı, 441 parselin batı kesiminde yer alan 25 dekarlık bölümünün tapu kaydının iptalini ve adına tescilini istemiştir. Mahkemece kazanma koşullarının gerçekleştiği görüşünden hareketle 14500 m2 yere ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. 441 parsel de 4.3.1963 gün ve 1730 numaralı tapu kaydına dayanılarak Hazine adına tespit edilmiştir. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükmü uyarınca kurulan toprak komisyonu tarafından düzenlenen belirtmelikte taşınmazın mer'adan açıldığının açıklanmıştır. Dava konusu taşınmazın çevresinde yer alan 276, 277, 442 ve 444 parsellerinde mer'adan açıldığı anlaşılması nedeniyle toprak komisyonunca Hazine adına belirtilmiştir. Her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mer'a olmadığını bildirmişler ise de, taşınmazın 3 tarafının mer'a ile çevrili bulunması ve l963 yılında düzenlenen belirtmelik karşısında 35 sene sonra dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilmemesi gerekir. Davacının bu parsel yönünden açmış olduğu davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 441 parsele ilişkin hüküm bölümünün BOZULMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/İ maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 26.06.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, zilyetlik hukuki nedenine dayanarak dava konusu taşınmazlardan 441 parsele ait tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dava konusu 441 parsel numaralı taşınmaz, tapulamaca yapılan tespitte davalı Hazine adına kayıtlı ve 4753-5618 sayılı Kanunların uygulaması sonucu oluşan 4.3.1963 gün 1730 sayılı tapunun revizyonu sonucu Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Revizyon tapusu da, Toprak Tevzi Komisyonunun 4753-5618 sayılı Kanunların uygulanması sonucu, 1207 belirtme parsel numarası ile düzenlenen belirtmelikte taşınmazın 1-15 seneden beri şagilleri tarafından meradan açılmak suretiyle tarla haline getirildiği düşünce ve gerekçesi ve tarla niteliği ile Hazine adına yapılan belirtme sonucu oluşmuş ve Hazine adına tescil edilmiştir.
Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu toplanan delillere göre, komşu köylerden dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar; taşınmazın davacıya murisi ve babası Reşit'den kaldığını 60 seneden beri zilyed olduğunu, mera olmadığını açıklamışlardır. Ziraatçı bilirkişi raporunda; taşınmazın kadim tarım arazisi olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece toplanan deliller sonunda taşınmaz kültür arazisi niteliğinde görülerek ve davacının belirtme tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap koşullarının tamamlandığı ve mülkiyet hakkının doğduğu sonucuna varılarak davanın kabulü ile davalı Hazine tapusunun iptaline ve davacı adına tescile karar verilmiştir. Hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine yerel mahkeme kararı Dairemizin Sayın çoğunluğunun; her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar bu yerin mera olmadığını bildirmiş iseler de, taşınmazın niteliği bakımından toprak komisyonunca düzenlenen belirtmeliklerdeki bilgilerin gözardı edilmemesi gerekir. Belirtme tarihinden 35 sene sonra toplanan yeni delillerin güvenirliğinin değerlendirilmesi çok doğrudur. Taşınmazın meradan açıldığı yerel belirtmelik bilirkişilerinin sözlerine dayanılarak belirtilen bir olgudur. Bu açıklamalar gözönünde tutulduğunda dava konusu ve çevresinin öncesi itibariyle mera olduğunun kabulü gerekir gerekçesi ile karar bozulmuş ve toprak komisyonu ile kadastro ekiplerince düzenlenen tutanak ve paftalara ters düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilmemiştir.
Kesinleşen (belirtme) ve tapulama tutanakları Tapu Sicilinin dayanağı olur ve sicilin yansıttığı hak durumunun belgesidir. Mülga Tapulama Kanununun 31. (3402 sayılı Kanunun 12.) maddesi hükmüne göre, sicilin ve dolayısıyla sicili meydana getiren tapulama tutanağının aksi ispatlanabilir (N. Ozanalp, Tapulama Kanunu Şerhi-1976 Sh:171).
Tutanaklar itiraza uğramış olsa bile kapsamı taktire bağlı ve aksi iddia ve ispat edilebilen bir delil olma niteliğini saklı tutar.
Tapulama ve (belirtme) tutanakları kesinleşince aksi ispatlanması gereken bir belge niteliğini alır ve (Toprak Tevzi veya) tapulama tarafından hakkı çiğnenmiş olan kimselerin genel mahkemeye dava açma hakları vardır (a.g.e. Sh: 195).
MK. nun 7. maddesine göre; resmi sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar münderecatıyla amel olunur. Bu münderecatın doğru olmadığını ispat, bir şekli mahsusa tabi değildir.
Sicilin geçerliliği aksi hükmen sabit oluncaya kadar sürmektedir. Tapu Sicilini sadece mahkeme hükmü güçten düşürebilir. Toprak Tevzi veya Tapulamayla oluşturulmuş tapu sicilinin diğer yollarla meydana gelmiş olan tapu sicillerinden farkı yoktur.
Kesinleşmiş belirtme veya kadastro tutanağına aksi iddia ve ispat edilemeyen kesin delil niteliğinin tanınması hak sahiplerinin hukukunu zedeleyen ve haklarını ortadan kaldıran sonuçlar doğurur. Bu düşüncenin kabulü halinde öncelikle bu tutanakların dayanak teşkil ettiği ve tutanakların oluşturduğu resmi sicillerin münderecatının ve dayanağının doğru olmadığını iddia ve ispat hakkı ortadan kalkar. Ayrıca tapu sicilini güçten düşürme ve ortadan kaldırmanın yegane yol ve aracı olan mahkeme hükmüne karşı tutanaklara üstünlük tanıma gibi bir sonuç doğurur ki, bu durum MK.nun 7. maddesi hükmüne aykırı olduğu gibi zilyedin mülkiyet hak ve iddiasını ortadan kaldırmak gibi çok tehlikeli bir sonuca da sebebiyet verir.
Ayrıca, ister tapuya, ister zilyetliğe dayansın tutanakların aksini iddia ile açılan tapu iptal ve tescil davalarında, tutanaklara aksi ispat edilemeyen kesin delil ve belge niteliğinin tanınması halinde, mahkemelere açılan ve Dairemiz denetiminden geçen sayısız davaların açılmasının ve bu davalara bakılmasının hak arama yönünden anlamı kalmaz. Bu düşünce ve gerekçenin genişletilmesi halinde mera nitelemesinin dışında Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle ilgili her türlü nitelendirmelere karşı dava açmanın anlamı kalmaz. Zira, tutanak taşınmazı ne şekilde hukuki nitelemeye tabi tutmuş ise akside, iddia ve ispat edilemeyeceğine göre tutanağın dosyaya celbinden sonra hemen davanın reddi gerekecektir. Bunun dışında tarafların iddia ve savunmalarını tespit ve araştırmaya, keşfe, delil toplamaya gerek kalmayacaktır. Somut olayımızda olduğu gibi taşınmazın zilyetliğin başladığı tarihteki hukuki niteliğini belirlemek amacıyla kadim ve tahsisli mera araştırmasına da gerek kalmadan tutanaktaki niteleme mera olarak belirtilmiş olduğuna göre hiç bir araştırmaya girmeden hemen davanın reddine karar verilmesi gerekecektir. Bu durumda da, taşınmazın özel mülkiyete konu yerlerden olduğunu ileri sürerek dava açan kişinin dava açmasının ve hak aramasının anlamı kalmaz. Sonuç olarak belirtme veya kadastro tutanakları; gerek taşınmazın hukuki niteliğini gerekse edinme sebebini tespit yönünden kesin, takdiri veya güçlü bir delille doğrulanmadıkça, aksi iddia ve ispat edilemeyen kesin ve mutlak bir delil olarak kabul edilemez. Başka bir ifade ile, bu tutanakların gerek taşınmazın hukuki niteliğini belirleme, gerekse edinme sebebini tespit yönünden aksi her türlü delille iddia ve ispat edilebilir.
Açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun görüş ve bozma gerekçesine hukuken iştirak imkanı bulunmamaktadır.
Toplanan delillerle dava sabit olduğundan hükmün Onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşündeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy