(3402 S. K. m. 14, 17) (743 S. K. m. 641) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Mehmet Yılmaz, Ali Yılmaz, Meral Karaeminoğulları ile Hazine ve Tuluntaş Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Ankara-Gölbaşı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.02.1998 gün ve 386-142 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar Mehmet ve Ali Yılmaz vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dava dilekçesinde mevkii ve hudutları yazılı taşınmazın müvekkilleri tarafından kaya ve taşları temizlenmek suretiyle emek ve para sarfedilip kültür arazisi haline dönüştürüldüğünü ve 30 yıldan beri nizasız, fasılasız malik sıfatıyla zilyed olduklarını ileri sürerek taşınmazın 9/10 hissesinin davacılardan Mehmet ve Ali Yılmaz adına 1/10 hissesinin de Meral Karaeminoğulları adına tapuya tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılardan Mehmet ve Ali Yılmaz vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme; karar gerekçesinde, ihya işlemlerinin yapıldığı ameliyeler için işçi veya işverene ödenen ücretlerin belgelendirilmediği, taşınmazın özel olarak canlandırılması için gübrelendirilmesi gerekli olup, bu hususla ilgili bilirkişi raporu, belge, senet ve makbuzların ibraz edilmesi, taşınmazın sulanması için su kanalı yapılarak su getirilmesi veya taşınmazın içinde uygun bir yerine sondaj makinesi ile su kuyusu açılması gibi taşınmazın ekilir hale getirilip onun yeniden canlandırılması, kuvvetlendirilerek diriltilmesi, bayındır edilmesi ... gibi işlemlerin yerine getirilmesi gerekli olup, davacı tarafından böyle bir işlem ve faaliyette bulunulmadığından ve masraf belgesi ibraz edilmediğinden sadece taşınmazın içindeki taşların ayıklanması da imar ihya sayılamayacağından bahisle davanın reddine karar vermiştir.
Dava konusu taşınmazın bu yörede yapılan tapulama faaliyetleri sırasında taşlık olması nedeniyle tespit dışı bırakılan yerlerden olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Taşlık niteliğindeki yerler MK. nun 641. maddesinde ifadesini bulan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olup zilyedlik yoluyla kazanılması mümkün değil ise de, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Yasanın 17. maddesi hükmü ile getirilen olanaklar ile bu tür yerlerin imar ihya yolu ile kazanılması mümkün hale gelmiştir. Anılan Yasanın ilgili maddesi hükmüne göre orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziler masraf ve emek sarfı ile imar ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartların mevcut olması halinde imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespit ve tescil olunabilir. Keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına, teknik bilirkişi ziraat mühendisi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın 1952 yıllarında yapılan kadastro faaliyetleri sırasında taşlık yapısı nedeniyle ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunması sonucu tahdit dışı bırakıldığı, davacıların taşınmazdaki taşları ayıklamak ve bunun için emek ve bedel sarfı yaparak toprağı işler hale getirip kültür arazisi niteliğine dönüştürmek suretiyle imar ihya ettikleri ve 25 yıldan beri kültür arazisi olarak davacılardan Mehmet ve Ali Yılmaz'ın birlikte tasarruflarını sürdürdükleri açıklanmıştır. Bu delillere göre; dava konusu taşınmaz öncesi imar ihyaya muhtaç Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden iken 25 yıl önce ihyası tamamlanmak suretiyle kültür arazisine dönüştürülerek tarıma elverişli hale getirilmiş ve 25 yıldır nizasız, fasılasız malik sıfatıyla tasarruf edilmiştir. Mahkeme red gerekçesinde imar ihyanın emek ve para harcama unsuruna kendine göre Yasada ve İçtihatlarda öngörülmeyen anlamlar vermek ve açıklama yapmak suretiyle davanın reddine karar vermiştir. Yasanın öngördüğü imar ihya için emek ve para harcamaktan amaç; kolayca tarım yapılması mümkün olmayan toprakta oldukça zor ve zahmetli ve gider gerektiren bir uğraşın verilmiş olmasıdır. Kanun koyucu, burada normalin dışında bir emek ve masraf harcanması ile kültür arazisi haline getirilecek taşınmazları amaçlamıştır. İhya işlemi doğrudan doğruya ihya eden kişi tarafından yerine getirilebileceği gibi işçi tutmak ve para harcamak yoluyla aynı sonuca varabilir. Ancak; emek ve para harcanması zor ve zahmetli bir ihya işlemi gerektirdiği ölçüde olmalıdır. Buradaki ihya için yapılan masraftan amaç; yapılan para harcamalarını, emek için insan gücü sarfını, teknik harcamalar için de satın alma, kiralama veya çalıştırılan her türlü teknik araç ve gereçlere ödenen paradan ibarettir. Zilyed ihya fiilini kendi araç ve gereçleriyle ve aile işgücüyle yapabileceği gibi bunları kiralamak veya çalıştırma yoluyla sağlayabilir. Ancak; yapılan bu masrafların ve sarfedilen emeğin herhangi bir belge makbuz veya fatura ile isbatı gibi bir zorunluluk söz konusu olmayıp bu işlemlerin isbatı her türlü delille mümkündür. Nitekim somut olayda; yukarıda açıklandığı gibi, tanıklar ve teknik bilirkişi davacıların kendi işgüçleri ve mesaileri ile dava konusu taşınmazdaki taşların temizlenmesi ve ayıklanması suretiyle taşınmazı tarıma elverişli hale getirdiklerini ve ihya fiilini 25 yıl önce tamamlayarak 25 yıldır taşınmazı kültür arazisi olarak kullandıklarını nizasız, fasılasız malik sıfatıyla da zilyedliklerini devam ettirdiklerini açıkladıklarına ve davacılardan Mehmet ve Ali Yılmaz'ın iktisap koşulları tamamlanıp bu husus kanıtlandığına ve taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerlerden olduğu ve imar planı kapsamında bulunmadığı araştırılarak belirlendiğine göre ve davacılar Mehmet ve Ali Yılmaz adına taşınmazın 9/10 hissesinin tescili talep edildiğine göre bu hisse oranında bu davacılar adına tescile karar verilmesi gerekirken, değişik düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olmasında isabet bulunmamaktadır.
Davacılardan Meral Karaeminoğulları; dava dilekçesi ile birlikte sunduğu 30.07.1991 tarihli zilyedliğin devri ve zilyedliğe ortak senedi ile dava konusu taşınmazdaki zilyedliğinin 1/10 hissesini diğer davacılar Mehmet ve Ali Yılmaz'dan devraldığına dair senet ibraz etmiş ve bu senede dayanarak taşınmazın 1/10 hissesinin adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Bu davacının, dosyaya sunulan 4 Temmuz 1991 tarih, 25654 sayılı vekaletnameye göre diğer davacılar vekili Emin Karaeminoğulları'nın kızı olduğu anlaşılmaktadır. Bu davacının diğer davacıların vekili olan babası Emin Karaeminoğulları ile olan akrabalık ilişkisi düşünülerek Avukatlık Yasasının 164/3. maddesi hükmüne göre taşınmazın 1/10 payının adına tescilini isteme hakkının anılan Yasa hükmü uyarınca Yasal olup olmadığı mahkemece tartışılmamış ise de, davanın reddine dair hükmün davacı Meral tarafından temyiz edilmemiş olması ve Meral yönünden kesinleşmiş bulunması karşısında bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.
Sonuç: Sonuç olarak Mehmet ve Ali Yılmaz vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davacılar yönünden yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 2.080.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 12.09.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy