(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14, 16) (1580 S. K. m. 159) (3234 S. K. m. 2) (YHGK. 16.09.1992 T. 1992/1-395 E. 1992/467 K.)
Dava: Orman İdaresi ile Hazine, Değirmendere Köyü Muhtarlığı, Mehmet Ali Tok ve Yusuf Karakuş aralarındaki tescil ve meni müdahale davasının reddine dair Kadirli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 27.01.2000 gün ve 632-34 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Orman İdaresi vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Orman Genel Müdürlüğü vekili, mevki ve hudutları dava dilekçesinde yazılı Hizmet binası ve arsadan ibaret taşınmazın 50-60 yıldır çekişmesiz ve aralıksız malik sıfatıyla davacı idare tarafından kullanıldığını, ancak taşınmazın bir kısmının davalı gerçek kişiler Mehmet Ali Tok ve Yusuf Karakuş'un işgalinde bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın davacı Orman Genel Müdürlüğü adına tesciline ve davalı gerçek kişilerin müdahalelerinin men'ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuş, davalı Köy Tüzel kişiliği savunmada bulunmamıştır. Davalı gerçek kişiler ise taşınmaza müdahalelerinin söz konusu olmadıklarını savunmuşlardır. Mahkemece, taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit haritasının kapsamı dışında bulunması nedeniyle davacı İdarenin tescil davası açamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığı ve üzerinde davacı idareye ait iki katlı ahşap hizmet binası mevcut olduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Keşfen yapılan uygulamada taşınmazın orman tahdidi dışında olduğu belirlenmiştir. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar; dava konusu taşınmazın davacı Orman İdaresine ait olduğunu, davalı gerçek kişilerden Mehmet Ali Tok'un tel çekmek suretiyle nizalı taşınmaza müdahale ettiğini, diğer davalı Yusuf Karakuş'un herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını bildirmişlerdir.
Yerel mahkeme; davayı, taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit kapsamı dışında bulunması nedeniyle reddetmiştir. Mahkemenin bu red gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Orman tahdidi dışında bulunma tescil talebinin ve davasının reddi için sebep ve gerekçe olamaz. Burada çözümlenmesi gereken husus; davacı idarenin MK. nun 639/1.maddesi ve 3402 sayılı yasanın 14. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunup bulunamayacağı ve dava açıp açamayacağıdır. Mahkeme, kararında bu hususu irdelemeden davayı reddetmiştir. Dava konusu taşınmazın davacı idare tarafından hizmet bina ve arsası olarak kullanıldığı sabit olup bu husus taraflar arasında tartışma konusu değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/a maddesinde; kamu hizmetinde kullanılan hizmet mallarının Hazine, kamu kurum ve kuruluşları ile İl, Belediye, Köy ve mahalli idare birlikleri tüzel kişilikleri adlarına tespit olunacağı ifade edilmiştir. Taşınmaz mal tapuda kayıtlı değil ise veya bir belgeye dayanmıyor fakat özel kanunlar gereği Hazine İl, Belediye Özel İdare veya herhangi kamu kurum ve kuruluşu, köy ve mahalli idare birliklerine ait ise bu kamu tüzel kişileri adına tescil olunur. Örneğin 1580 sayılı Belediyeler Kanununun 159. maddesi hükmü gereğince Belediyelere geçen aynı nitelikteki bir taşınmaz tapuda kayıtlı olmasa dahi Belediye adına tespit edilebilir. Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkındaki 31.10.1985 tarih 3234 sayılı Yasanın 2/k bendinde; Genel Müdürlüğün görevleri arasında, Ormana ilişkin hizmetlerin daha süratli ve verimli yürütülebilmesi için her türlü malzeme, arsa, arazi, bina, tesis, tesisat satın almanın dahil olduğu açıklanmıştır. Aynı Yasanın mal ve kıymetlerin hukuki durumu başlığını taşıyan 33. maddesinde de, Genel Müdürlüğün katma döner sermaye bütçesi ile diğer kanuni ve kazai yollardan temin edilmiş bu tür taşınır veya taşınmaz mal varlığının hiçbir vergi resim harca tabi olmaksızın Genel Müdürlük adına tescil işlemi göreceği açıklanmıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan 3402 sayılı Yasanın 16/a ve davacı Genel Müdürlüğün özel Yasasının ilgili madde hükümlerine göre; arsa, arazi, bina gibi taşınmazları satın alma ve kazai yollardan edinme ve bunları tescil ettirme hakkı tanındığına göre davacı idarenin dava konusu hizmet binası ve arsası ile ilgili olarak MK. nun 639/1 ve 3402 sayılı Yasanın ilgili hükümleri uyarınca tescil davası açma ve yasal koşulların oluşması halinde tescil talep etme hakkının bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu talebin dayanağını 3402 sayılı Yasanın 16/a maddesi teşkil etmekte olup taşınmazın bulunduğu Kadirli İlçesinde kentsel alanda 11.08.1980, kırsal alanda da 27.10.1952 tarihinde kadastronun başladığı Kadastro Genel Müdürlüğünden edinilen Dairede mevcut belge ve bilgilerden anlaşılmıştır. Bu durumda Kadastro çalışmalarına başlanılan ancak henüz tespit görmemiş ve dava konusu yerin bulunduğu çalışma alanına sıra gelmemiş olsa dahi Kadastro Kanununun mülk edinmede zilyet lehine tanıdığı haklar iddia ile bir davaya dayanak yapılabileceği gibi aleyhe açılan davalarda da zilyet tarafından def'an ileri sürülebileceği HGK. nun 16.09.1992 tarih 1992/1-391 467 sayılı kararı gereği bulunduğundan dava konusu taşınmaz hakkında da 3402 sayılı Yasanın 16/a maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu kuşkusuzdur. Ancak, yukarıda açıklandığı gibi iddia ve savunmaların tespiti ile taraf delillerinin davanın mahiyetine göre toplanmasından sonra bir karar verilmesi gerekir. Dava tescil talebine ilişkin bulunduğuna göre MK. 639/3. maddesi uyarınca taşınmazla ilgili olarak yerel ve gazete ilanları yapılmalı, zilyetlik araştırması usulüne uygun olarak yerine getirilmelidir. Zilyetlik araştırması yapılırken, taşınmazın niteliği ve öncesinin kime ait olduğu ilk zilyetliğin ne zaman başladığı yani malik sıfatıyla zilyetliğin tesis tarihi, ne şekilde sürdürüldüğü tanıklardan sorulmalıdır. Taşınmaz el değiştirmiş ise zilyetliğin kimden kime devrolunduğu, satış, bağış gibi bir temlik söz konusu ise satış veya bağışlayanın yetkilerinin bulunup bulunmadığı, satış ve bağışın yasal olup olmadığı, kimin ne zamandan beri taşınmaza zilyet olduğu araştırılmalı ve zilyetliğin taşınmazın ekonomik amaca uygun biçimde nizasız ve fasılasız ve malik sıfatıyla sürdürülüp sürdürülmediği tanıklardan sorulup, bu yönler üzerinde durulmalı ve sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar yerine getirilmeden sadece tanıkların evveliyattan beri taşınmazı davacı idarenin kullandığını açıklamaları ile yetinilerek yeterli zilyetlik araştırması yapılmadan karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi davacı idarenin davalı gerçek kişiler hakkında men'i müdahale isteği bulunduğu halde bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsiz temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 2.080.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 25.09.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy