(743 S. K. m .639,640) (818 S. K. m .134,135)
Tescil davaları kanuni prosedür olarak birer tespit davası niteliğindedirler. Bu davalarda Hazine zorunlu hasım olarak bulunur. Bu itibarla Hazinenin, tescili istenen taşınmazın niteliğine bir itirazı bulunmadığı takdirde klişeleşmiş cevap dilekçeleriyle def'i ileri sürüp işleyen müruruzamanı kestiğinin kabulü davanın niteliği itibariyle doğru olmaz.
Dava: İsmail Küre ile Hazine, Karapürçek Köyü Muhtarlığı ve Orman Genel Müdürlüğü aralarındaki tescil davasının reddine dair Kargı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 16.5.2000 gün ve 24/34 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş. Hazine Karapürçek Köyü ve Orman İdaresi davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dosyadaki bilgilere göre, dava konusu taşınmaz 1979 yılında tespit dışı bırakılmıştır. Davacının daha önce 20.01.1997 tarihinde aynı yer hakkında Kargı Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu 1997/12 E, 1997/94 karar sayılı tescil davasının reddi nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesintiye uğradığı ve bu hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren kazanmayı sağlayan bağımsız 20 yıllık sürenin geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten davacı daha önce açtığı dava ile dava konusu taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, mahkemece toplanan deliller gözönünde tutularak davacının zilyedliğinin 1979 yılında başladığı, bu tarihten 20.01.1997 dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan sürenin geçmediği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ve bu hüküm Yargıtay 8.Hukuk Dairesince onanmış, karar düzeltme yoluna gidilmediğinden kesinleşmiştir. Davacı bu defa açmış olduğu dava ile süre yönünden de kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur. Yukarıda tarihi ve sayısı yazılı kesinleşen dava dosyası ile davacının dava konusu taşınmazı 1979 yılından itibaren Yasada belirtilen koşullara ve ekonomik amacına uygun olarak tasarrufta bulunduğu belirlenmiş, uyuşmazlığın niteliğine göre yasal ilanlar ve incelemeler yapılmıştır. Az önce de açıklandığı üzere, daha önce açılan dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiştir.
Dairenin yerleşmiş uygulamalarına göre bu nedenle reddedilen bir dava çekişme sayılmayacağı gibi kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesilmesine de sebep olmaz.Gerçekten 29.11.1969 tarihli 7-656 esas 852 karar sayılı HGK. Kararında da belirtildiği gibi davanın hak kazandırıcı zamanaşımını kesebilmesi ya da nizasızlık durumuna son verebilmesi için davanın hak kazandırıcı zamanaşımı zilyedine karşı açılmış olması ve aynı zamanda olumlu bir şekilde sonuçlanmış bulunması gerekir. Aynı esaslar Yüksek 17.Hukuk Dairesinin 23.11.1992 tarih, 2498/10615 sayılı kararında, keza, Yüksek 16.Hukuk Dairesinin 17.09.1990 T.1989/16076 E, 1990/11850 K; Yine Yüksek 8.Hukuk Dairesinin 17.02.1987 T. 1868 E.1442 K sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Bunun gibi HGK.nun 12.05.1973 T.1969/8-808 E. 1973/403 sayılı ilamında da değinildiği gibi " MK.nun 640 ve BK.nun 134, 135. maddeleri borç ve niza ile ilgilidir. Önceki tescil davasında taşınmazlar hakkında niza doğuracak surette bir def'i ileri sürülmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı kesilebilir"
Tescil davaları kanuni prosedür olarak birer tespit davası niteliğindedirler. Bu davalarda Hazine zorunlu hasım olarak bulunur. Bu itibarla Hazinenin, tescili istenen taşınmazın niteliğine bir itirazı bulunmadığı takdirde klişeleşmiş cevap dilekçeleriyle def'i ileri sürüp işleyen müruruzamanı kestiğinin kabulü davanın niteliği itibariyle doğru olmaz. Elbette davacı MK.nun 639/1' de yer alan 20 yıla ulaşan zilyedliğini ispat edecektir, edememişse davası red edilecektir. Henüz 20 yıl dolmadan Hazine bu yerin adına tescilini dava edebilir. Somut olayımızda Hazine bu yola gitmemiştir. Esasen taşınmazın nitelik itibariyle Hazine ile ilgisi olmayan yerlerden olduğu önceki kararla da kesinleşmiştir. Bu konuda Yüksek 7.Hukuk Dairesinin 20.12.1990 T;12149/15575 sayılı kararında "... tescil davasının davacısının taşınmazda sürdürdüğü zilyetlik üzerine niza çıkarılmadığı, zilyet tarafından kazandırıcı zamanaşımı hükümlerine göre açılan tescil davasının ...zilyedliğin iktisaba yeterli süreye ulaşmaması sebebiyle red edilmiş olması halinin zilyedliği kesmeyeceği gözönünde tutularak karar verilmesi" gereğine değinilmiştir.
Dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiş olduğuna ve bu davanın açıldığı 04.04.2000 tarihine kadar da kazanma süresi ve koşulları oluştuğu belirlenmiş bulunduğuna göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve 3.160.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 2.11.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
Dava, MK.nun 639/1. maddesine istinaden açılan bir tescil davasıdır. Böyle bir davada zilyetliğin fasılasız ( kesintisiz ) devam etmesi gerekir. Davacının açmış olduğu ilk tescil davası, aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.10.1999 tarih, 1998/70 E.1999/71 sayılı kararı ile aleyhine sonuçlanmış ve bu ilam Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir. Bahsi geçen dava sırasında davalı Hazine vekili de 01.04.1997 tarihli cevap dilekçesinde davacının dava konusu yerde zilyetliğinin bulunmadığı yolunda def'ide bulunmuştur.
MK.nun 640. maddesi: "Yukarıdaki maddelerde beyan olunan iktisabî müruru zaman müddetinin gerek hesabında, gerek inkıta ve tatilinde, alacak müruru zamanında cari olan hükümler tatbik olunur" hükmünü getirmiştir. Bu maddenin atıf yaptığı BK.nun 133/2. maddesine göre, davalıların def'i yoluyla iktisabi zaman aşımı süresinin ( zilyetlik ) dolmadığı yolundaki savunmaları müruru zamanı kateder. BK.nun 135. maddesine göre de "...müruru zaman kat'edilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet cereyan etmeye başlar". Bu konuda Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 10.2.1967 tarih, 8580 E., 915 sayılı kararında aynen: "... Tescil davasında hasım olan Hazine davanın reddini istemiş ve bu istek, iktisap şartlarının gerçekleşmediği def'ini, dolayısıyla kapsamış bulunmaktadır. Def'ide bulunulan 1960 tarihine kadar yirmi yıllık süre dolmamıştır. Medeni Kanunun 640 ve Borçlar Kanununun 133/2. maddeleri hükmü gereğince def'i tarihinde zamanaşımı kesilmiş demektir ..." denildiği gibi, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 18.10.1963 tarih, 6011 E., 5315 sayılı kararında da; "... Evvelce sulh hukuk mahkemesince tarafların yüzlerine karşı verilip kesinleşen 2.6.1958 tarih, Esas 1957/494, karar 1958/232 sayılı ilamiyla müddeabih ihtilafa konu olmuş bulunduğundan, o kararın kesinleşmesinden itibaren 20 sene geçmedikçe ahiren ikame edilmiş bulunan işbu tescil davasında müddeabihi 20 sene müddetle yedinde nizasız olarak bulundurduğunun kabulüne cevaz olmadığı halde, karar yerinde gösterilen sebep ve düşüncelerle tescil kararı verilmesi yolsuzdur ..." şeklindeki görüşe yer verilmiştir ( M.R.Karahasan, Türk Medeni Kanunu Eşya Hukuku 1977 Baskı, sh.750, 751 ).Kaldı ki, sayın çoğunluğun kararlarına mesnet yaptıkları HGK.nun 12.05.1973 tarih, 1969/8-808 E, 1973/403 sayılı ilamında değinildiği gibi "MK.nun 640 ve BK.nun 134, 135. maddeleri borç ve niza ile ilgilidir. Önceki tescil davasında taşınmazlar hakkında niza doğuracak surette bir def'i ileri sürülmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı kesilebilir."
Sayın çoğunluğun görüşünün kabulü halinde MK.nun 639. maddesi ile 640. maddesini ve dolayısıyla BK.nun 133/2 ve 135. maddelerini birlikte değerlendirmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Bu düşünce MK.nun 5. maddesinde anlamını bulan "Borçlar Kanununun genel kuralları, niteliklerine uygun düştüğü ölçüde diğer medeni hukuk ilişkilerine de uygulanır" ilkesine de ters düşmektedir. Zilyedlik süresi kesilmiş ve MK.nun 639. maddesinin aradığı fasılasız devam etme ilkesi ihlal edilmiş olduğundan dolayı mahkemenin red kararı doğrudur.
Bu nedenlerle hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy