(743 S. K. m. 639, 641) (3402 S. K. m. 14, 17) (1086 S. K. m. 259)
Dava: Abdullah Okur ile Hazine, Orman İdaresi ve Konyaaltı Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Antalya 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 25.04.2000 gün ve 872-887 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hazine, Orman İdaresi ve Belediye Başkanlığı vekilleri tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı, tapulama tespiti sırasında cander kuzkaya çayı mecrasında kalan taşınmaz olması nedeniyle tespit dışı bırakılan dava konusu yerin adına tescilini istemiştir. Mahkemece yapılan araştırmada yerel bilirkişi ve tanıklar ihya olgusu hakkında bir açıklamada bulunmadan sadece davacının 20 yıldan fazla kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği ile taşınmazı tasarruf ettiğini bildirmişlerdir. Mahkemece bu beyanlarla yetinilerek ihya araştırması yapılmadan davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Hazine, Orman İdaresi ve Belediye Başkanlığı taraflarından temyiz edilmiştir.
Kadastro Müdürlüğü'nün verdiği cevapta uyuşmazlık konusu taşınmazın çay yatağı bir yer olduğu açıklanmıştır. Böyle bir yer kural olarak M.K. nun 641. maddesi kapsamına giren Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden sayılır. Bu tür yerlerin doğal yapısı ve nitelikleri itibariyle ekonomik amaca uygun şekilde tarım arazisi olarak tasarruf edilebilecek yerlerden bulunmamaları nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyedlik yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Böyle bir yer ancak 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde açıklanan olumlu ve olumsuz koşulların yerine getirilmesi halinde imar-ihya sonucu kazanılabilir.
Dava, taşınmazın hukuki niteliği itibariyle 3402 S.K.nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir.MK.nun 639/1ve 3402 S.K.nun 14 ve 17. maddelerine dayanılarak Hazineye karşı açılan tescil davalarında; ileri sürülen hukuki talebin ve bu maddelerde belirtilen koşulların yerine getirildiğinin kanıtlanması gerekir.
Tescil konusu taşınmaz, tespit dışı bırakılma tarihindeki niteliğine göre ancak imar-ihya yolu ile kazanılabilecek yerlerden olup 3402 S.K.nun yürürlüğe girmesinden sonra bu tür yerlerin kazanılabilmesi için imkan sağlanmıştır. Davacının yeniden getirilen bu imkandan yararlanabilmesi için öncelikle davacıya bu yönde iddiasını kanıtlama imkanının tanınması ve 3402 S.K.nun ihyaya ilişkin 17. maddesindeki tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılması bu maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesinden sonra ayrıca aynı kanunun 14. maddesinde belirtilen koşullar altında zilyedliğin geçmiş olması gerekir. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri hükümleri uyarınca ancak bu maddelerdeki koşulların varlığı halinde ihyanın tamamlanmasından sonra başlayan zilyedlik kazanma sağlar.
Somut olayda da ihya olgusu gereği gibi araştırılmamıştır. 3402 S.K.nun imar-ihya yoluyla mülk edinme olanağı sağlayan 17. maddesine göre,bir yerin imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilebilmesi için bu yerin,orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tarıma açılması mümkün yerlerden olması ve tarıma elverişli hale getirilmesi gerekir.Yasaya uygun bir ihya işleminin tamamlandığından bahsedebilmek için de maddede öngörülen arazi ve ihya eylemi ile ilgili olumlu veya olumsuz şartlarla birlikte 14. maddedeki iktisapla ilgili şartlar yerine getirilmiş olmalıdır.
İmar-ihyanın arazi ile ilgili koşullarından olan, tarıma açılan ve tarıma elverişli hale getirilen araziden amaç; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tarıma açılması mümkün olan yerlerdir. Bu tür araziler henüz üzerinde kültür (işlemi) yapılmayan fakat doğal nitelikleri gereği tarıma elverişli olan yerlerdir. Ancak tarım arazisi olarak kazanılması mümkün olan bu tür yerlerin; zor ve zahmetli bir emek sarfıyla bizzat veya işçi kullanmak suretiyle tarıma elverişli hale getirilmesi durumunda kazanılması mümkündür. Üzerinde hiçbir şekilde tarım yapılamıyan veya tarıma elverişli hale getirilemiyen oluşları ve yaradılışları bakımından tarıma elverişli olmayan kayalık, falez ve buzulluk gibi yerlerin ihyası mümkün olmadığı gibi ihya iddiası da dinlenemez. Bu sebeple ihya ve davaya konu taşınmazın açıklanan özelliklere göre niteliğinin tesbiti önem kazanmaktadır. Öncelikle taşınmazın ihyadan önceki niteliği uzman, yerel ve teknik bilirkişiler ile tanıklar taşınmaz başında HUMK. nun 259. maddesi uyarınca keşfen dinlenmek suretiyle ihyadan önceki niteliği yukarıda açıklanan unsurlar gözönünde tutularak araştırılıp tespit edildikten sonra ihyaya uygun yerlerden olduğunun anlaşılması halinde, davacı tarafından emek ve para sarfıyla imar-ihya edilip edilmediği, edilmiş ise ihyanın hangi tarihte tamamlandığı, en önemlisi ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar Yasada belirtilen 20 yıllık zilyedlik süresinin nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyle geçip geçmediği 3402 S.K.nun 17. maddesindeki sair koşullarla, 14. maddesindeki iktisapla ilgili koşulların da araştırılmasından sonra sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.
Sonuç: Eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz Hazine, Orman İdaresi ve Belediye Başkanlığının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 10.000.000 lira peşin harcın istek halinde Orman İdaresine ve 5.000.000 lira peşin harcında istek halinde Belediye Başkanlığına iadesine 14.12.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dosya içeriğine göre nizalı taşınmaz 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında çay yatağı olması nedeniyle tespit dışı bırakılmıştır.1970 yılında DSİ tarafından yapılan ıslah çalışmaları sırasındaki Sedde yapılınca davalı taşınmaz ortaya çıkmıştır. Sedde Sabit bir yapı değildir. Taşkınla her zaman yıkılabilir. Taşınmaz çay yatağıdır. Süresi neye ulaşırsa ulaşsın böyle bir yer zilyedlikle kazanılamaz. Dava reddedilmelidir.
Daire çoğunluğunun araştırmaya yönelik bozma yönündeki görüşlerine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy