(3402 S. K. m. 14, 17) (743 S. K. m. 641)
Dava: Bekir Demirci ile Hazine ve dahili davalı Şekerpınar Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Gebze 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 31.10.2000 gün ve 594/71l sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine ve Belediye Başkanlığı taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 1574 parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm Hazine ve Belediye Başkanlığı vekilleri taraflarından temyiz edilmiştir.
Sonuç: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, davanın açılmasından sonra dava konusu taşınmazın 1574 parsel numarası ile Hazine adına tescil edilmesi üzerine tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğini tekrarlamıştır. Komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve dava konusu yeri kapsayan paftaya göre dava konusu taşınmaz 1957 yılında taşlık ve çalılık niteliği ile tesbit dışı bırakılmış, davanın açılmasından sonra 17.9.1996 tarihinde idari yoldan ham toprak niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı kazanmayı sağlayan zilyedliğe dayanarak tescil, 4.11.1996 günlü yargılama oturumunda imar ve ihya sebebine dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar imar ve ihya olgusundan söz etmeksizin davacı ve satıcılarının dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile tarım arazisi olarak tasarrufta bulunduklarını bildirmiş olmaları, ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın kültür arazisi niteliğinde, ormancı bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu; taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunu açıklaması üzerine mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında tesbit dışı bırakılan bir yerin davacı adına tapuya tescil edilebilmesi için 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki koşulların Hazineye karşı kanıtlanması ve bu maddelerde yazılı olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmesi gerekir. Taşınmaz ve çevresi 1957 yılında taşlık ve çalılık niteliği ile tesbit dışı bırakılmıştır. Böyle bir yer kural olarak M.K.nun 641. maddesinde belirtilen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Böyle bir yerin kazanılması için taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerlerden olması gerekir. Taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilip edilmediği sorulmadığı gibi aynı maddenin son fıkrası hükmü uyarınca da imar planı kapsamında kalan bir yer olup olmadığı yönü üzerinde de durulmamıştır. Orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen, imar planı kapsamında bulunmayan bir yer ancak yoğun emek ve para sarfedilmek suretiyle tarım arazisi haline getirildiği ve bu olguların tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile aralıksız olarak ekonomik amaca uygun bir şekilde tasarruf edildiği takdirde böyle bir yerin tescili istenebilir. Taşınmazın imar ve ihya edildiği yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edilmemiştir. Taşlık ve çalılık bir yerin ihyası maddi bir olgu olup bu yön ancak yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile ispat edilebilir. Ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın keşif tarihindeki niteliğini ve durumunu belirleyen mütalaası değer taşır. Bir yer 3-5 sene ekilip biçildikten sonra o taşınmazın öncesi itibariyle ne zamandan itibaren ihya edildiğini teknik bilirkişilerin bilmesi mümkün olmaz. Bu bakımdan ziraatçı bilirkişinin 25 sene önce taşınmazın ihya edildiği yönündeki beyanı ihya olgusunu ortaya koymaz. Ormancı bilirkişi heyetinin 19.12.1997 günlü raporu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığını belirleme bakımından yetersiz ise de bilirkişi kurulu raporunda aynen ...Taşınmaz taşlık niteliğinde olup, pek sığ toprak ihtiva etmektedir. Bu niteliği ile de tarıma elverişli değildir... denilmiştir. Yukarıdan beri izah edildiği üzere davacının dayandığı imar ihya olgusu yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile doğrulanmadığı gibi taşınmazın taşlık niteliğinde tarıma elverişli bulunmayan yerlerden olduğu ormancı bilirkişi kurulu tarafından açıklanmış bulunduğuna göre taşınmazın Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi hükmü karşısında ihya edildiği kabul edilemez. Her ne kadar davacı ve önceki satıcıların taşınmazın değişik kesimleri üzerinde bina su kuyusu ve benzeri tesisler yapmışlar ise de Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde bu işlemler ihya sayılmaz. İhyaya dayanılarak bir yerin tesciline karar verilmesi için taşınmazın kültür arazisine dönüştürülmüş olması ve bu işlemin bittiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edilmiş olması gerekir. Davada 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki koşullar kanıtlanmamıştır. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması Yasaya aykırıdır. Hazine ve Belediye vekillerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 5.400.000 lira peşin harcın istek halinde Belediye Başkanlığına iadesine, 19.03.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy