(6831 S. K. m. 1) (3402 S. K. m. 14) (3116 S. K. m. 3, 5) (3083 S. K. m. 5)
Dava: Süleyman Genç ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Sulusaray Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 10.10.2000 gün ve 17-37 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Dava konusu 2283 parsel, 01.08.1988 yılında yapılan kadastro çalışmalarında öncesinin orman olması nedeniyle Maliye Hazinesi adına tescil edilmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın taşınmazın niteliği ile ilgisi bakımından ormanla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının usulüne uygun ve Yargıtay İçtihatlarında belirtildiği ve aşağıda açıklandığı şekilde yapılması ve niteliğinin tespiti gerekir.
Bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı araştırılırken öncelikle o yerde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı Orman İdaresinden sorulmalıdır. Orman kadastrosu yapılan bölgelerde, nizalı taşınmazın bulunduğu bölgeye ait kesinleşmiş sınırlandırma haritası, çalışma ve askı tutanakları getirtilerek bunlar uzman bilirkişi orman yüksek mühendisi ve yerel bilirkişi aracılığı ile mahallinde uygulanmalıdır. Sınırlandırma tutanağı ve haritasında tanımlanan ve gösterilen OTS ve belli sınır noktalarının mahalli bilirkişilerin bilgilerine başvurmak suretiyle yerleri tespit edilmelidir. Sonra harita teknik kurallara göre röper noktaları da belirtilmek suretiyle yerine uygulanmalı ve bu uygulama ayrıntılı şekilde uzman bilirkişi rapor ve krokisinde gerekçeli olarak açıklanmalı ve ayrıca dava konusu yer tahdit haritası üzerinde tasdikli şekilde gösterilerek belirtilmelidir. Açıklanan hususların yerine getirilmesi keşfin ve Yargıtay denetiminin sağlıklı yapılabilmesi yönünden zorunludur. Zira orman tahdidi yapılan yerlerde bir taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının tesbitinin ancak kesinleşmiş orman tahdit haritasına göre yapılacağı Yargıtay'ın yerleşmiş ve kararlılık kazanmış içtihatları gereğidir.
Taşınmazın bulunduğu yerde orman tahdidi yapılmamış ise o yerin öncesinin ne olduğu, orman sayılan yerlerden bulunup bulunmadığı yönünden araştırma yapılması gerekir. Bu araştırma yapılırken dava konusu taşınmazın ne olduğu ve hukuksal niteliğinin belirlenmesi için varsa ilgili yerlerden memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planları getirtilerek bu belgeler orman yüksek mühendisi uzman bilirkişi aracılığı ile mahallinde uygulanmalı ve taşınmazın bu belgelerde ne olarak gösterildiği ve niteliği belirlenmeli ve bu uygulama sonucu kapsamlı şekilde düzenlenecek krokide işaret edilerek denetlenmeye elverişli biçimde ayrıntılı bilgiyi kapsayan rapor düzenlenmelidir. Raporda ayrıca taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü üzerinde durulup, 6831 S.K.nun 1 ve ilgili maddelerindeki ormanla ilgili unsurlar gözönünde tutularak orman sayılan yerlerden olup olmadığı gerekçeli şekilde açıklanmalı, ayrıca taşınmazın 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanun hükümleri karşısında durumu incelenip saptanmalıdır. 3116 sayılı Kanunla sadece Devlet ormanlarının belirlendiği 13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 S.K.nun 1. maddesi gereğince 2.maddede sayılan istisnalar dışında bütün ormanların devletleştirildiği, Devletleştirilen ormanlardan bazılarının sonradan yürürlüğe giren 5658 SK.'la iadeye tabi tutulduğu, iade koşullarının Yasada gösterildiği gözönünde tutulmalıdır.
Öncesi orman olan yerin bitki örtüsü yok edilse dahi salt orman toprağının orman sayılan yerlerden olduğunun kabulü gerektiği de düşünülmelidir. (HGK.16.10.1991 T., 1991/7-388 E., 498 K.; 16.12.1992 T., 1992/20-673-768; 26.4.1995 T., 1995/20-166-423).
Açıklandığı şekilde taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde gerekli ve usulüne uygun şekilde inceleme ve araştırma yapmadan ve hukuksal niteliği belirlenmeden eksik inceleme ve araştırma ile hüküm verilmesi isabetsizdir.
Ayrıca, dava zilyetliğe dayanan tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Bu durumda 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi hükmü uyarınca, davacının belgesizden zilyetlik nedeniyle kazandığı taşınmazların araştırılması ve 3083 sayılı Yasa uyarınca Devletçe sulanan yerlerden bulunup bulunmadığının da tespiti gerekir.
Bundan ayrı, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi hükmüne göre zilyedliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile isbatı yoluna gidilemeyen hallerde zilyedin kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemez. 1617 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 26.7.1972 tarihinden itibaren açılan dava sonunda bu yolla ya da Tapulama veya Kadastro yolu ile davacı zilyed adına tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu, Kadastro ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,
Sonuç: Mahkemece bunlardan zuhul ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsiz, temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy