(492 S. K. m. 13)
Dava ve Karar: M. K. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Antalya 6.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.02.2001 gün ve 32-187 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına ve 2588 Sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı harçlar kanununun 13/j maddesi uyarınca hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 28.06.2001 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık konusu olan taşınmaz 1944 tarihli orman tahdit haritasına göre tahdit içindedir. Bu saha, daha sonraki bir tarihte (1950'li yıllarda) makilik alan olarak belirlenmiş, bilahare 6831 Sayılı Orman Yasasının değişik 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman dışına çıkarılmıştır. Makiye tefrik işlemi taşınmazın orman olma niteliğini değiştirmez. Taşınmaz, orman olma özelliğini 2/B işleminin yapıldığı tarihe kadar korur ve korumalıdır. Aksi halde; bu yerin anılan yasanın 2/B maddesi uyarınca orman tahdidi dışına çıkarılmasına gerek kalmazdı.
6831 Sayılı Orman Yasasının 2/B ve aynı Yasanın 11.maddelerine göre yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan yerler Kanunlar uyarınca Hazineye geçer ve Hazine adına tespit ve tescil edilir. 3402 sayılı Kadastro Yasasının 18.maddesinde öngörüldüğü üzere kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerlerdeki zilyetlik kişiye iktisap bahşetmez.
Yukarıda da değinildiği üzere; makiye tefrik işlemi taşınmazın orman olma niteliğini değiştirmez. Taşınmaz bu halde dahi orman toprağı sayılır. Nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemi ilk kez 1744 Sayılı Yasa ile getirilmiştir. Eldeki davada (somut olayda) uyuşmazlık konusu taşınmaz 2/B maddesi uyarınca yapılan işlemin gerçekleştiği tarihe kadar ormandır. 2/B işlemi ile bu yer Hazineye geçer. Kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerlerdeki zilyetlik kişi ya da kişiler yararına iktisap sağlamaz. Bu yerler zilyetlik ya da imar ihya yolu ile de kazanılamaz. Dava reddedilmelidir. Daire çoğunluğunun düşüncelerine bu nedenle katılmıyorum.
KARŞI OY
Davacılar 3763 ve 4127 Sayılı Yasalarla değişik 2924 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tesbiti yapılmak suretiyle oluşan 642 sayılı parselin tapu kaydının MK.nun 639/1, 3402 Sayılı Yasanın 14.maddeleri gereğince, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik hukuksal nedenine dayanılarak iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Dava konusu parselin kadastro tutanağının edinme bölümüne göre, 3116 Sayılı Yasa uyarınca 19 da yapılan orman sınırlandırmasında orman sınırlandırma hattının içinde bırakıldığı, 5653 Sayılı Yasa uyarınca 1953 yılında maki tefrikine ayrıldığı; 1950-1954 yıllarında yapılan Toprak Tevzi çalışmaları sırasında 4753 Sayılı Yasanın uygulama alanı dışında tutulduğu, 1979 yılında 766 sayılı Tapulama Yasası hükümleri uyarınca yapılan Tapulama çalışmaları sırasında orman niteliği ile tespit dışı bırakıldığı, 3302 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uygulaması nedeniyle 1990 yılında,_Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı, 2924 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca 25.8.1993 yılında yapılan kadastro çalışmalarında tutanağın beyanlar hanesinde işgalcisi belirtilmek suretiyle Hazine adına tesbiti yapılmak suretiyle kadastro tutanağının 07.12.1996 tarihinde kesinleşerek Hazine adına tapu kaydının oluştuğu saptanmıştır.
Yerel mahkeme 1953 yılında makiye tefrik edilmek suretiyle taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve imar-ihya yoluyla iktisaba elverişli hale geldiği, ilgili Maki Tefik Komisyonlarınca makilik olarak belirlenen ve bu nedenle orman sayılmayan taşınmazlar için sonraki tarihlerde yapılan orman dışına çıkartma işlemleri geçersiz olup, bunlara değer verilemeyeceği görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ve Sayın Daire çoğunluğunca hüküm onanmıştır.
Dava konusu taşınmazın 1979 yılında 766 sayılı Tapulama Yasası hükümleri uyarınca yapılan tapulama çalışmaları sırasında tespit dışı bırakıldığı saptanmıştır. Tespit dışı bırakılma işleminin bir tapulama (kadastro) işlemi olduğu Yüksek Yargıtay Özel Daire ve Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla süreklilik kazanmış gerçek bir olgu olduğu kuşkusuzdur. Taşınmazın 1953 yılında maki tefrikine ayrılmış olması tapulama(Kadastro Yasalarının öngördüğü anlamda bir tespit dışı bırakma işlemi olmadığı açıktır. Maki tefrikine ayrılan yer koruma makiliği ise orman varlığını sürdürecektir. Ancak, koruma makiliği olmadığı takdirde 3402 Sayılı Yasanın 17.maddesi uyarınca, zilyetlik, imar ve ihya koşullarının varlığı halinde kazanılması mümkün olabilecektir. 766 Sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu Ekim 1987 tarihine kadar imar ve ihya ile taşınmaz edinilmesi olanağı bulunmamaktaydı. Bu olanak, ancak 3402 Sayılı Yasa ile tanındı. 1979 yılında taşınmazın orman niteliğiyle tapulama (tespit) dışı bırakılmış olması makiliğe ayrılan bu yerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu olgusunu ortadan kaldırmayacaktır. 1953 yılında maki tefrikine ayrılan yerin 1979 yılında orman niteliğiyle tespit dışı bırakılması nedeniyle yerin artık orman olmadığı görüşünden hareketle 1979 yılında yapılan tespit dışı bırakılma işleminin geçersiz sayılması yönünden yasal ve hukuki dayanağın bulunmadığı görüşündeyim. Bu nedenle mahkemenin bu konudaki görüşüne katılmak olanaksızdır. Ancak, makilik alanlar için sonradan yapılan 2/B uygulaması ile ilgili işlemlerin yok hükmünde olduğunda kuşku yoktur. 1979 yılında tespit dışı bırakılma işleminin yasal dayanağını 766 Sayılı Yasa ve buna bağlı Yönetmelik hükümleri oluşturmaktadır. Nitelendirmede maddi hata yapılmış olması, tespit dışı bırakılma işleminin sonucuna ve geçersizliğine neden olamaz. Davacıların tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı sırada uyuşmazlık çıkarmadığı gibi bu konuda herhangi bir dava açmadıkları da dosya kapsamıyla sabittir. 1979 yılında yapılan tespit dışı bırakılma işleminin geçersizliğini ya da yokluğunu varsayacak yasal ve hukuki dayanak gösterilmeden davacıların zilyetliğinin 1953 yılında yapılan maki tefrikinden itibaren başladığı ve Hazine adına tapunun oluştuğu 1996 yılına kadar devam ettiği imar ve ihyanın tamamlandığı yolundaki görüşe açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
Uyuşmazlık konusu taşınmazın hukuki niteliğinin belirlendiği ve tespit dışı bırakıldığı 1979 yılında Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, henüz imar-ihya ve zilyetlik yolu ile tasarrufa başlanmadığı, kültür arazisi haline getirilmediği, tespit dışı bırakma işlemine karşıda herhangi bir uyuşmazlık çıkartılmadığı anlaşıldığına göre, zilyetliğin en erken 1979 yılında tespit dışı bırakılma tarihinden sonra başladığının kabulü gerekir. (8.HD., 12.10.2000 gün, 2000/6825-7345)
Dava konusu parselin tespit dışı bırakıldığı 1979 yılından, 2924 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca Hazine adına tapunun oluştuğu (aynı zamanda tutanağın kesinleşme tarihidir.) 07.12.1996 tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap süresi dolmadığı ve böylece MK.nun 639/1, 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17.maddelerinde belirtilen kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleşmediği gözetilerek; yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması Yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerekirken onanması yönündeki Sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy