(6831 S. K. m. 17) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Nazif Güre ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Gönen Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 6.7.2000 gün ve 258-239 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 103 ada 4 parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı Nazif tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tutanağına göre dava konusu parselin Ali Mısır isimli kişi adına 262 tahrir numarasında vergide kayıtlı bulunduğu,1973 yılında davacıya satıp devrettiği, davacının 1989 yılında bu yer üzerindeki zilyetliğini terkettiği ve orman kadastro komisyonunca tarım arazisi olarak belirlendiği açıklanmak suretiyle 5.9.1994 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı, tesbitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar; taşınmazın öncesi itibariyle kültür arazisi olduğunu, davacı ve satıcısının tesbit tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece dava konusu parselin orman sınırlandırmasının yapıldığı tarihe kadar memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planına göre orman sayılan yerlerden olduğunu, bu nedenle kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı belirlemesinin Orman Kanunu hükümlerine göre yapılması gerekir. Ormancı bilirkişi tarafından raporunda uygulandığı açıklanan orman sınırlandırma harita ve tutanaklarına göre dava konusu taşınmaz kesinleşmiş tahtit hattının dışında kalan bir yerdir. Taşınmaz kesinleşmiş tahdit hattının dışında kalmış bulunduğuna göre bu yer artık orman sayılmayan bir yerdir. Tahditten önceki belgelere dayanılarak tahdit tarihine kadar orman olduğu kabul edilemez. Bu bakımdan mahkemenin ret gerekçesini paylaşmak mümkün bulunmamaktadır. Ne var ki, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Orman sınırlandırma harita ve tutanaklarının Orman İdaresinden, komşu parsellere ait kadastro tutanağı ve mevcutsa dayanak belgelerin Tapu Sicil Müdürlüğünden, eksiksiz olarak getirtilerek dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla bu belgelerin yerlerine uygulanması, taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit haritasının içinde kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi, orman tahdit haritası dışında kalan bir yer ise bilim ve fen bakımından nitelik kaybı sebebi ile orman dışına çıkarılan yerlerden olup olmadığının gözönünde tutulması, kesinleşmiş tahdit haritasının dışında kalmakla beraber 6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesi kapsamında kalan yerlerden olup olmadığının araştırılması, ayrıca komşu belgelere göre taşınmazın ne suretle gösterildiğinin belirlenmesine çalışılması, taşınmazın orman sayılmasa bile kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlikle edinilecek yerlerden olup olmadığının gözönünde tutulması ayrıca, davacı davada 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde belirtilen hiçbir belgeye dayanmadığına göre bu madde uyarınca davacı adına aynı çalışma alanında belgesizden tesbit ve tescil edilmiş taşınmazlar bulunup bulunmadığının Tapu Sicil Müdürlüğünden dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, taşınmazın 3083 sayılı Kanun'a göre devletçe sulanan yerlerden olup olmadığının merciinden sorulması, tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.04.2001 tarihinde Üye Cafer Şat'ın karşı oyu ile oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dosya arasındaki bilgi ve belgelere ve özellikle Orman Yüksek Mühendisi Osman Akgüntekin tarafından düzenlenen rapora göre, dava konusu taşınmaz 6831 sayılı Yasanın değişik 1. maddesi uyarınca orman sayılan yerlerdendir. Dava tarihinde nizalı taşınmaz tahdit dışında kalmakta ise de orman tahdidinin yapıldığı 1995 tarihine kadar bu yer devlet ormanı olarak gözükmektedir. Tahdidin yapıldığı tarihten dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre geçmemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetlidir. Yerel mahkemenin ret hükmünün onanması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy