(743 S. K. m. 581) (4753 S. K. m. 8) (3402 S. K. m. 14) (HGK. 30.10.1991 T. 1991/8-427 E. 1991/544 K.)
Dava ve Karar: Elif ve A.Gazi Sertkaya ile Hazine ve Aksütlü Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Hekimhan Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 26.l.2001 gün ve 228/16 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacılar öncesi 1289 tarih, no:16'da kayıtlı olan ve satın alma, miras ve taksimen zilyet oldukları 600 parsel sayılı taşınmazın adlarına tescilini istemişler, davalı Hazine davanın reddini savunmuş, dava reddedilmekle hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dayanılan kayıt gayrisabit sınırlı ve miktarı başka parselle davacılara bırakıldığına göre davanın zilyetlik hukuksal nedenine göre çözümü gerekmektedir. Mahkemece 3-4 yıldır taşınmazın kullanılmamış olması terk sayılarak dava reddedilmiş ise de, bu kabul usul, Yasa ve Yargıtay uygulamasına aykırıdır.
1- Nizalı taşınmazın davacılara miras bırakanları Hakkı'dan kaldığı bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edilmiş ve taksim hakkında bir açıklama yapılmamış olduğuna göre, davacıdan miras bırakanına ait mirasçılık belgesi istenmesi, tereke iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olup da davacılardan başka mirasçı var ise bunların da davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun biçimde muvafakatlarının alınması ya da MK.nun 581. maddesi uyarınca miras ortaklığına bir mümessil tayin ettirilerek onun huzuru ile yargılamaya devam edilmesi ve böylece kamu düzenine ilişkin olan dava şartı yerine getirildikten sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekir.
2- Taşınmaz tapulamada mera olarak tespit gördüğüne göre dava konusu taşınmazın öncesinin mera niteliğindeki yerlerden olup olmadığı hususunun araştırılması gerekir.
Bir yerin öncesinin veya halihazır durumunun tahsisli veya kadim meralardan olup olmadığı ayrı usul ve şekilde araştırılmaya tabidir. Zira tahsisli ve kadim meraların oluşumu itibariyle farklılıkları vardır. Tahsisli meralar, yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu halde, kadim meralar, başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliğini kazanırlar. HGK. nun 30.10.1991 tarih 1991/8-427-544 ve 3.5.1995 tarih ve 1995/17-149-502 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir yerin yetkili bir merci tarafından mera olarak tahsis edilmesi, evveliyatı itibariyle o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyedlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel değildir. Ne var ki,yetkili merci tarafından bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyedliği sona ereceğinden mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması halinde her halükarda kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; tahsisli veya kadim mera olup olmadığının usulüne uygun şekilde araştırılmasıdır.
Taşınmazın tahsisli meralardan olup olmadığı hususu araştırılırken, öncelikle bu yerde mera tahsisinin bulunup bulunmadığının Köy Hizmetlerinden sorulması, varsa mera norm kararı ile tahsis tutanağı ve paftası getirtilerek mahallinde uygulanıp nizalı taşınmazın bu belgeler kapsamında kalıp kalmadığı, mera norm kararına göre tahsis edilen meranın menşei norm kararından araştırılarak tahsisin mevcut kadim meradan mı, yoksa 4753 S.K.nun 8. maddesine göre Bakanlık emrine geçen yerlerden mi yapıldığı tahkik ve tespit edilmelidir. Taşınmazın öncesinin kadim mera niteliğinde olup olmadığı hususu araştırılırken yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre, komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ve tanık ifadeleri ve uzman bilirkişi ziraat yüksek mühendisi aracılığı ile tesbiti, toprak tevzi komisyonu veya tapulamaca-kadastroca işlem gören yerlerde komşu parsellere ait tutanak ve dayanağı belgeler getirtilerek mahalline uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmaz yönünün ne şekilde gösterildiği tespit edilerek nizalı taşınmaz ve çevreleyen komşu taşınmazın mera niteliğinde olup olmadığı araştırılarak belirlenecek niteliğe göre yukarıda açıklanan hususlarda düşünülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
3- Bunlardan ayrı ziraatçi bilirkişi raporu gerekçeli ve kesin ifadeler taşımadığı gibi tanıklardan dahi yeterli bilgi alınmamıştır. Taşınmazın öncesinin kimden kaldığı, ne zaman ve ne şekilde kullanılageldiği yönleri üzerinde de durulmamıştır.
4- Davacılar kayıt miktar fazlası olan taşınmazın adlarına tescilini istediklerine, 3402 Sayılı Kanunun 14. maddesi hükmüne göre zilyedliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile isbatı yoluna gidilemeyen hallerde zilyedin kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir. 1617 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 26.7.1972 tarihinden itibaren açılan dava sonunda zilyed adına bu yolla ya da Tapulama veya Kadastro yolu ile tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu, Kadastro ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden sorulup belirlenmesi ve ayrıca bu maddenin 2. fıkrası hükmüne göre sulu ve kuru toprak ayırımının 3083 sayılı kanun hükümlerine göre araştırılıp belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece bunlardan zuhul ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsiz, davacıların temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 3.240.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 04.10.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy