(743 S. K. m. 639, 641) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Mehmet Boğdu ile Hazine ve Çolakoğlu Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Battalgazi Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 09.04.2001 gün ve 162-43 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde ve yargılama oturumunda; mevkii ve hudutlarını belirttiği taşınmazı 1989 tarihinde satın ve devraldığını, para ve emek sarfı ile imar ihya ettiğini, eklemeli olarak 1969 tarihinden beri zilyet olduğunu belirterek adına tescilini talep etmiştir.
Hazine, iktisap nedenlerinin oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece kısmen kabul ile 15.000 m2 yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro Müdürlüğü verdiği cevapta; uyuşmazlık konusu taşınmazın 1968 yılında yapılan tapulama çalışmasında taşlık olarak tespit harici bırakıldığını bildirmiştir. Taşlık bir yer kural olarak MK. nun 641. maddesi kapsamına giren Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden sayılır. Bu tür yerlerin doğal yapısı ve niteliği itibariyle ekonomik amaca uygun tarım arazisi, tasarruf edilebilecek yerlerden bulunmamaları nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Böyle bir yer, ancak 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde açıklanan olumlu ve olumsuz koşulların yerine getirilmesi halinde imar-ihya sonucu kazanılabilir.
Dava, taşınmazın hukuki niteliği itibariyle 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir. MK. nun 639/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerine dayanılarak açılan tescil davalarında ileri sürülen hukuki talebin ve bu maddelerde belirtilen koşulların yerine getirildiğinin kanıtlanması gerekir.
Tescil konusu taşınmaz, tespit dışı bırakılma tarihindeki niteliğine göre ancak imar-ihya yolu ile kazanılabilecek yerlerden olup 3402 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu tür yerlerin kazanılabilmesi için imkan sağlanmıştır. Davacının yeniden getirilen bu imkandan yararlanması için öncelikle davacıya bu yönde iddiasını kanıtlama imkanının tanınması ve 3402 sayılı Kanunun ihyaya ilişkin 17. maddedeki tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılması bu maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesinden sonra ayrıca aynı Kanunun 14. maddesinde belirtilen koşullar altında zilyetliğin geçmiş olması gerekir. 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri hükümleri uyarınca ancak bu maddelerdeki koşulların varlığı halinde ihyanın tamamlanmasından sonra başlayan zilyetlik kazanma sağlar.
Somut olayda da ihya olgusu gereği gibi araştırılmamıştır. 3402 sayılı Kanunun imar-ihya yoluyla mülk edinme olanağı sağlayan 17. maddesine göre, bir yerin imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilebilmesi için bu yerin orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tarıma açılması mümkün yerlerden olması ve tarıma elverişli hale getirilmesi gerekir. Yasaya uygun bir ihya işleminin tamamlandığından bahsedebilmek için de maddede öngörülen arazi ihya işlemi ile ilgili olumlu ve olumsuz şartlarla birlikte 14. maddedeki iktisap ile ilgili şartlar yerine getirilmiş olmalıdır. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları beyanlarında; davacının 1989 tarihinde satın aldıktan sonra para ve emek sarfı ile imar ihya ederek davaya konu taşınmazı bahçe haline getirdiğinin ve satın alma tarihinden itibaren de malik sıfatıyla tasarruf ettiğini belirtmişlerdir. Ziraat Mühendisi Hanifi Ünal ise, mahkemeye sunduğu 12.01.2000 tarihli raporunda; iş makinaları ile taşlar kırılıp teras yapımında kullanıldığını, bahçe tesisine hazır hale getirildiğini, taşınmaz üzerinde 5-12 yaşlarında muhtelif meyve ağaçlarının bulunduğunu belirtmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Yeniden davaya konu taşınmaz başında yerel, teknik ve uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak yukarıda açıklanan bilgiler ışığında araştırma yapılarak taşınmazın evveliyatının, niteliğinin, imar-ihyanın başlangıç ve bitiş tarihinin belirlenmesi, bitiş tarihinden dava tarihine kadar 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde açıklanan biçimde ekonomik amacına uygun zilyetliğin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, Hazine vekili 12.10.1999 havale tarihli dilekçesinde, tanıklarının ad ve adreslerini bildirdiği halde bunların dinlenilmesi yoluna da gidilmemiştir. Bundan ayrı, dava konusu taşınmaza komşu 329, 366, 14 ve 837 parsellere ilişkin tapulama tutanağı ve varsa uygulanan kayıtların da bulunduğu yerden dosya içine getirtilerek mahallinde yapılacak keşifte uygulanması ve uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünü ne olarak okuduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.11.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy