(3402 S. K. m. 16)
Dava: Hikmet P. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Pozantı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 14.9.1999 gün ve 42/239 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş,hükmü davalı Hazine vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazın yapılan tapulama tespitinde; kime ait olduğu ve kimin tarafından kullanılageldiği belirlenemediğinden kargir ev ve arsası niteliği ile Maliye Hazinesi adına tespit gördüğü anlaşılmaktadır. Yapılan yargılama sonucunda mahkeme gerekçesinde; "davaya konu yerin Tekiryaylası hudutları içerisinde bulunduğunu ancak, taşınmazın kullanım şekli itibariyle "Tekiryaylası"nın genel tanımı yapılan yayla tipine uymadığını, burasının Çukurova'ya nazaran daha serin olmasından dolayı halk arasında özel yayla olarak anıldığını" açıklamıştır. Bu tanımlamadan ve dosya kapsamından taşınmazın "Tekiryaylası" şeklinde vasıflandırılan yörede kaldığı kuşkusuzdur.Davacının ve o bölgeye yerleşen diğer insanların arsa niteliği kazandırılan bu yere evler inşa edip yazın mesire yeri (özel yaylaevi) olarak kullanmaları taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden nizalı taşınmaz ve çevresinin öncesinin yaylayeri olduğu ve bu maksatla kullanıldığını kabul etmek gerekir (H.G.K.29.5.1996 gün 1996/7-295-425; 7.4.1999 gün 1999/16-187-184; 1.11.2000 T., 2000/8-1338 E., 1601 K. ve 31.1.2001 T., 2000/8-1836 E., 2001/13 K.) 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16/B maddesi gereğince kamu malı niteliğindeki yaylak yerleri özel mülkiyete konu olan ve dolayısıyla zilyetlikle kazanılan yerlerden sayılamaz.Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken değişik düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve Yasaya aykırı, olup davalı Hazinenin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA 18.10.2001 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Dava konusu 183 ada 4 parsele ait kadastro tutanağında; kime ait olduğu ve kimin tarafından kullanılan geldiği belirlenemediğinden kargir ev ve arsası niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir.Davacı tespitten önceki kazanmayı sağlayan eklemeli zilyedlik nedeniyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.Yerel bilirkişi ve tanıklar davacı ve satıcısının tespit tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile kültür arazisi olarak tasarrufta bulunduklarını ve davacının bina yapmak suretiyle tasarrufunu sürdürdüğünü bildirmişlerdir.
Mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş,Hazinenin temyizi üzerine Dairenin değerli çoğunluğu yaylak niteliğinde bulunan bu tür yerlerin zilyedlik yolu ile kazanılamayacağı gerekçesi ile bozma sevketmiştir.
Yaylak; mer'a ve kışlaklar gibi köy ve belde halkının ortak yararlanmasına terk ve tahsis edilen mülkiyeti Hazineye ait yerlerdendir.3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmüne göre bu tür yerler sınırlandırmaya tabi olup kazandırıcı zamanaşımı ve zilyedlik yolu ile edinilmesi mümkün olmayacağı gibi M.K.nun 912. maddesi hükmüne göre özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilemez.Dosyadaki belgeler yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre dava konusu taşınmaz Tekir Yaylasında olmayıp,Akçatekir beldesinin sınırları içerisinde bulunan bir yerdir.Toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede köy ve belde halkının yaz aylarında hayvanlarını otlatmak için yararlandıkları kadim veya tahsisli yaylak olmayıp,önceleri kültür arazisi olarak,daha sonra da yazlık olarak kullanılan bir yerdir.Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yaygın yapılaşma ve yerleşme olgusu mevcut olup bu yön gözönünde tutularak çevredeki tüm parseller gerçek kişiler ve Hazine adına özel mülkiyet şeklinde tespit ve tapuya tescil edilmişlerdir.Deliller ve belirlenen nitelik karşısında dava konusu yerin gerek Arazi Kanunnamesi ve gerekse 4342 sayılı Mer'a Kanununda düzenlenen,kamunun ortak yararlanmasına terk ve tahsis edilen yaylak türü bir yer değildir. Açıklanan nedenlerle değerli çoğunluğun bozmasına katılmıyorum.
Ancak taşınmazın bulunduğu yörede yaylak ve benzeri yerlerinde bulunduğu,dava konusu parselin bulunduğu yerde yoğun bir yapılaşma ve yerleşme olgusunun olduğu,Belediye teşkilatının kurulmuş bulunduğu gözönünde tutularak sağlıklı bir sonuca ulaşmak için uyuşmazlığın 3194 sayılı İmar Kanun ve 2981 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi hükümleri karşısında da taşınmazın niteliğinin değerlendirilmesi yararlı olacaktır.3194 sayılı İmar Kanununun ll. maddesinin son fıkrası Mer'a Kanununun 35. maddesi ile değiştirilmiş ise de her olay meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan Yasa hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir.Dava konusu parsel ve çevresinin yaylak olduğu bir an kabul edilse bile anılan hükümler karşısında taşınmazın nitelik kaybına uğrayıp uğramadığının araştırılıp belirlenmesi,öncesi itibariyle yaylak niteliğinde bir yer ise bu niteliğini yitirdiği tarihten tespit tarihine kadar zilyedlikle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi icap eder.Yukarıdan beri özet olarak izah etmeye çalıştığım nedenlerden ötürü Dairenin değerli çoğunluğunun bozmasına katılmıyorum. Hükmün açıklanan değişik gerekçe ile bozulması düşüncesindeyim.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy