(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 259, 261, 264, 267)
Dava: Tereke Mümessili Mustafa Dağdelen ile Halil Dağdelen aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Buldan Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.02.2001 gün ve 86-18 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı ve tereke temsilcisi Mustafa Dağdelen, 101 ada 90 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile muris Kadir Dağdelen'in mirasçıları adına veraset ilamındaki payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Halil Dağdelen ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; kadastro öncesi hukuki sebeplere dayalı MK'nun 639/1, 3402 sayılı Kanunun 14. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Sonuç: Davacı vekili, dava dilekçesinde taşınmazın muris Kadir Dağdelen'den geldiğini, Kadir'in 1979 yılında ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, taşınmazı davalıya satan Mehmet oğlu Ali Dağdelen ve mirasçıları ile davalının taşınmazda zilyet ve tasarrufta bulunmadıklarını, parselin kadastro çalışmaları sırasında Ali Dağdelen adına hatalı olarak 07.06.1995 tarihinde tespit edildiğini bildirmiştir. Davalı Halil Dağdelen ise dava dilekçesinin aksine, Kadir ve mirasçılarının taşınmazda zilyet ve tasarrufta bulunmadıklarını, murisi Mehmet oğlu Ali Dağdelen'in mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucu kendisi ile Fatma'ya düştüğünü, 1998 yılında Fatma'nın payını da tapuda satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Uyuşmazlık Kadir'in babası Ali Dağdelen'den gelen terekeye dahil taşınmazların mirasçıları arasında, özellikle tanık Mehmet Dağdelen ile Mehmet Döken'in açıkladığı biçimde rızai taksime konu olup olmadığı, taksim yapılmış ise taşınmazın kime düştüğü, davalının dayandığı vergi kaydının 90 nolu parsele gerçekten uyup uymadığı, iddia edildiği şekilde taksimen Kadir'e düşen bu taşınmazın Kadir tarafından Ali Dağdelen'e icara verilip verilmediği veya taraflar arasında bir icar olayının olup olmadığı noktalarında düğümlenmektedir. Yapılan iki keşifte ve yargılama oturumlarında bu yönde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında uyumun bulunduğunu söyleme olanağı bulunmadığı gibi, beyanlar arasında ve beyanların kendi içinde çelişkili olduğu dosya kapsamıyla sabittir. Bu tür çelişkili beyanlardan birini diğerinden üstün tutmak, birine değer vermek güç olduğu gibi, vergi kaydının anılan taşınmaza uyduğu da söylenemez. Diğer yandan, icar konusu üzerinde de durulmamıştır. Bu bakımlardan, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Mahkemece yapılacak iş; HUMK'nun 259, 261, 264 ve 267. maddeleri göz önünde bulundurularak, yeniden mahallinde keşif yapılmak suretiyle yerel bilirkişi ve tanıkların taşınmazın başında dinlenilmesi, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması, kendi içinde çelişkili görülen beyanlar ile birbirleriyle çelişkili bulunan beyanlar arasındaki aykırılığın usul hükümleri elverdiği ölçüde giderilmeye çalışılması, muris Kadir'in kendisine düşen taşınmazı gerçekten icar yoluyla kullanılması için Ali Dağdelen'e verip vermediği olgusu üzerinde durulması gerekir. Her ne kadar Mehmet oğlu Ali Dağdelen adına görülen 1947 tarih, 159 tahrir nolu vergi kaydının 90 nolu parsele uyduğu son keşifte açıklanmış ve mahkemece de böyle kabul edilmiş ise de, anılan parselin doğusunda vergi kaydında görüldüğü şekilde Kadir Dağdelen değil, kuzeyi de kapsayacak şekilde 185 sayılı orman parseli bulunduğuna, ondan sonra kuzeyde Ali Baş'a ait 87 nolu parselin geldiğine, güneyde Mustafa Döken'in taşınmazı dava konusu parselin değil, muris Kadir Dağdelen'e ait 118 nolu parselin güneyinde yer aldığına göre, vergi kaydı sadece bir yönüyle taşınmaza uyduğu söylenebilir. Bu nedenlerle, vergi kaydının keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla sağlıklı bir şekilde uygulanmasına çalışılması ve ayrıca aynı vergi kaydının kadastro çalışmaları sırasında başka parsellere revizyon görüp görmediğinin Kadastro Müdürlüğünden sorulması, toplanacak deliller çerçevesinde sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 3.240.000. lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.12.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy