(3402 S. K. m. 14, 17) (1086 S. K. m. 275)
Dava ve Karar: Davacılar Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Ballıkuyumcu Köyünde bulunan 3 parça taşınmazın adlarına te kullanım süresinin belirlenmesi bakımından bilirkişi Prof. Dr. Sadık Usta'nın raporunda da açıkladığı gibi geçmiş yıllardan en az iki ayrı zamana ait hava fotoğraflarının getirtilerek mahallinde harita ve kadastro elemanlarınca dava konusu yerlerin tesbiti, bundan sonra zirai bilirkişi ve teknik bilirkişiler aracılığıyla hava fotoğraflarının çekim tarihleri itibariyle dava konusu yerin kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, tescilini talep amacıyla üç ayrı dava açmışlar, bu dava dosyaları Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/230 esas sayılı dosyası ile birleştirilerek yürütülmüştür.
Davalı Hazine vekili, taşınmazların ekilemez arazi niteliğinde olduğunu, tarıma elverişli bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 3 parça taşınmazın davacılar adına tesciline karar verilmiş, hükmü Hazine vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamına, tanık beyanlarına ve dosyada mevcut dava konusu taşınmazlara komşu 1111 ve 1118 parsel numaralı taşınmazlara ait kadastro paftalarına, Yenimahalle Kadastro Müdürlüğünün yazısına göre dava konusu taşınmazların 1955 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında ekilemez arazi olması nedeniyle tespit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Taşınmazların 1955 yılında yapılan kadastro işlemleri sırasında ekilemez arazi, dere, derin dere, kuzu yatağı gibi isimlerle anıldığı, mahalli bilirkişilerin keşifteki açıklamalarından anlaşılmaktadır. 1111 parselin ifraz edildiği 722 parsele uygulanan 370 tahrir numaralı vergi kaydının hudutları da bu beyanları doğrulamaktadır.
Mahallinde birden fazla keşif yapılmıştır. İlk keşfi müteakip rapor veren ziraatçı bilirkişi Prof. Dr. Sadık Usta; arazi üzerinde ne kadar süre tarım yapıldığını belirlemenin mümkün olmadığını, arazinin kullanım süresinin en uygun belirlenmesi yönteminin hava fotoğrafları olduğunu, bunun da geçmişe ait en az iki ayrı zamana ait hava fotoğrafları olması gerektiğini, ayrıca dava konusu arazinin fotoğraftaki yerinin de haritada kadastro elemanlarınca gösterilmesinin icap ettiğini, ancak bunlardan sonra konu hakkında sağlıklı bir rapor verilebileceğini açıklamıştır. Hazine vekili de birleştirilen Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/262 esas sayılı dosyasında; hava fotoğraflarının zemine uygulanmasını istemiş ve bu delile dayanmıştır. Bilirkişi Sadık Usta taşınmazların yamaç topoğrafyaya sahip bulunduğunu da raporunda ayrıca belirtmiştir. Dava konusu taşınmazlara yönelik hava fotoğraflarının 10.11.1992 tarihinde mahkemeye teslim edildiği Adalet Bakanlığı yazısından anlaşılmakla beraber dosya arasında bulunmamaktadır.
Mahallinde yapılan ikinci keşifte ziraat mühendisi bilirkişi ve jeolog bilirkişi birlikte rapor vermişlerdir. Bu bilirkişiler raporlarının değerlendirme bölümünde; kadastro elemanlarının haritada B harfi ile gösterdikleri kısmın, tarım aletlerinin dahi rahat bir şekilde faaliyet gösteremeyeceği şekilde topoğrafik eğime sahip olup aynı zamanda da çok taşlı olduğunu, taşlı görünümün değişmediğini, erozyona maruz olduğunu açıklamışlardır. Yine aynı bilirkişiler kadastro çalışmaları sırasında ekilemez arazi olarak nitelendirilen ve bilirkişi raporunda C harfi ile gösterilen alanda da, toprak işlemesi sırasında pulluk işlemediğinden derin sürüm yapılamadığı ve başkaca imar ve ihya faaliyetlerinin de bulunmadığından toprak tabakasının 5 cm kadar düştüğünü ve netice olarak her iki taşınmazda da, emek ve masrafı gerektiren imar ihya faaliyetlerinde bulunulmadığını açıklamışlardır. Bu bilirkişiler teknik bilirkişilerin krokilerinde A harfi ile gösterilen alan içinde tam bir kanaat belirtememişler, taşınmazın kuzey sınırında topoğrafya eğiminin çok fazla olduğunu açıklamışlardır.
1- Yukarıda açıklanan teknik bilirkişilerin raporlarından da anlaşıldığı gibi bilirkişilerin krokilerinde B ve C harfi ile gösterdikleri yerlerin 1955 yılında yapılan kadastro işlemi sırasında olduğu gibi ekilemez arazi niteliğini korudukları, tarım arazisi olarak kullanılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddelerine göre bu taşınmazların davacılar adına tescili mümkün değildir. Bu nedenle; kararda B ve C harfleriyle işaretlenen yerler bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bilirkişilerin teknik ve ilmi raporlarına değer verilmeksizin değişik düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve Yasaya aykırıdır.
2- Bilirkişilerin raporlarında ve mahkemenin kararında A harfi ile gösterilen 33500 m2'lik alanın kullanım süresinin belirlenmesi bakımından bilirkişi Prof. Dr. Sadık Usta'nın raporunda da açıkladığı gibi geçmiş yıllardan en az iki ayrı zamana ait hava fotoğraflarının getirtilerek mahallinde harita ve kadastro elemanlarınca dava konusu yerlerin tesbiti, bundan sonra zirai bilirkişi ve teknik bilirkişiler aracılığıyla hava fotoğraflarının çekim tarihleri itibariyle dava konusu yerin kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, bilirkişilerden arazinin topoğrafik yapısının tesbiti bakımından yüzde (%) kaç nispetinde eğime sahip olduğunun belirlenmesini müteakip varılacak sonuca göre karar vermek gerekirken, bundan zuhul edilerek eksik inceleme ile A harfi ile gösterilen bölüm hakkında kabule karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Hüküm fıkrasında B ve C harfleriyle gösterilen yerler için kabul yönünde verilen hükmün yukarıda bir numaralı bentde açıklanan nedenle, A harfi ile gösterilen kısım yönünden ise iki numaralı bentde gösterilen nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 29.04.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy