(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713) (6831 S. K. m. 1)
Dava: Gürdrama Beton Yapı El. İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile Hazine ve Kışlaçay Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasından dolayı; mülkiyetin tesbitine dair Geyve Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 19.07.2001 gün ve 106-228 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine Temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Şirket vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine Temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Köy Temsilcisi bir diyeceği olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, tescil konusu taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tesbitine karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı şirketin ana sözleşmesi dosya arasında bulunmamaktadır. Bu nedenle, şirketin taşınmaz mal edinmeye ehil olup olmadığı belirlenmemiştir.
Davacı, eklemeli 20 yıldan fazla kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar, davacı şirket ve satıcısının daha önceleri dava konusu taşınmazı kültür arazisi olarak kullandıklarını, davacı şirketin satın ve devraldıktan sonra kum ocağı olarak işlettiğini, ziraatçi, jeolog ve orman mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulunun ortaklaşa vermiş oldukları raporda taşınmazın orman sayılmayan yerlerden, Sakarya Nehrinin kıyı kenar çizgisi, nehrin aktif yatağı ve etki alanı dışında bulunan, ancak kum ve çakıl alınması nedeniyle tamamına yakın kısmının üzerinde göletler oluştuğunu, kalan küçük parçalar üzerinde tarımsal faaliyette bulunamayacağı, taşınmazın kültür arazisi niteliğini yitirdiğini bildirmişlerdir. Mahkemece kazanma koşullarının oluşmuş olmasına karşın, taşınmazın kültür arazisi niteliğini yitirmiş olması nedeniyle tesciline karar verilemeyeceği gerekçesiyle davacının mülkiyetinin tesbitine karar verilmiştir.
Bir yerin yürürlükten kaldırılan MK.nun 639/1 ve 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK.nun 713/1. fıkrası hükümleri uyarınca, tapuya tesciline karar verilebilmesi için, kanunda belirtilen diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerden olması gerekir. Davacı şirket vekilinin dava dilekçesinde açıkladığı 02.07.1998 günlü satın ve devir sözleşmesinin şirketle ilgisi bulunmamaktadır. Salih Gürdrama isimli bir kişinin Ali Yıldız ve müştereklerinden satın ve devrine ilişkin bir belgedir. Bu belgeye dayanılarak davacı şirketin tescil konusu taşınmazı satın ve devraldığı kabul edilemez. Bilirkişi kurulu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunu bildirmiş ise de, taşınmazın ormanla olan ilgisinin belirlenmesi bakımından yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Orman sınırlandırma çalışmalarına ait harita ve tutanaklar yöntemine uygun bir biçimde uygulanmadan taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanununun 1.maddesi hükmü uyarınca orman sayılmayan yerlerden olduğu sonucuna varılmış olması doğru değildir. Tescil konusu taşınmaz üzerinde kum ve çakıl alınması nedeniyle yukarıda açıklandığı üzere göletler oluşmuştur. Gölet haline gelen bir yer kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında sayılan yerlerden olup, hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Tescil konusu taşınmaz ve çevresindeki diğer taşınmazların konumunu gösteren dosya arasındaki haritada, taşınmazların tamamı da Sakarya Nehrinin etkisi nedeniyle gölet haline gelmiş ve göletlerin arasında yer yer adacıklar oluştuğu belirtilmiştir. Taşınmaz öncesi itibariyle kültür arazisi olarak tasarruf edilen bir yer olsa bile, kum ve çakıl alınması nedeniyle Sakarya Nehrinin suları etkisi altında kalarak gölet haline gelmiş olması nedeniyle kültür arazisi niteliğini yitirmiş olmaktadır. Bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda da; taşınmazın üzerinde tarımsal faaliyette bulunulmayacağı vurgulanmıştır. Böyle bir yerin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilmesi veya tapuya tescili mümkün olmadığı gibi, davacı şirketin gölet suları altında kalan böyle bir yerin mülkiyetinin tesbitinde de hukuki bir yararı bulunmamaktadır. Taşınmazın uzman bilirkişilerce belirlenen bu niteliği göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalı Hazine Temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.04.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy