(3402 S. K. m. 14) (766 S. K. m. 33)
Dava: Hasan Aydın ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne dair Cihanbeyli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 8.9.1998 gün ve 69/680 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 201 ada 33 parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu parsele ait kadastro tutanağında, Yusuf oğlu Hasan Aydın adına aynı çalışma alanı içerisinde tespit edilen 199 ada 4,201 ada 13 ve 203 ada 16 nolu parsellerin toplam yüzölçümünün 100 dönüm kuru toprağı doldurduğu açıklanarak, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca miktar fazlası olarak Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı, kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, daha sonra Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 1986/631 esas numaralı dava dosyasına dayandığını bildirmiştir. Mahkemece, hiçbir inceleme yapılmadan esas numarası anılan dava dosyası göz önünde tutularak davanın kabulüne karar verilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/631 esas numaralı dosyasında şimdiki davanın davacısı Hasan Aydın'ın Mal Müdürlüğü ve Belediye Başkanlığı aleyhine açmış olduğu tescil davası sonunda diğer taşınmazlar yanında hüküm fıkrasının 3. bendinde yazılı 37500 m2 yerin 8.9.1989 gün 631/351 esas ve karar sayılı hükümle davacı adına tesciline karar verilmiş ve Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince onanarak karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmazın dava önce davacı adına tescil edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyedin aynı çalışma alanı içerisinde vergi kaydı gibi bir belgeye dayanmaksızın kazanabileceği miktar sulu toprak 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Kadastro tutanağındaki açıklamalara göre; davacı adına, aynı çalışma alanı içerisinde 100 dönüm kuru toprağın tespit edildiği açıklanmıştır. Davacı adına tespit edilen 199 ada 4, 201 ada 13 ve 213 ada 16 nolu parsellere ait kadastro tutanakları getirilip uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulmamıştır. Daha açık bir deyimle; bu parsellerin tespitlerinin Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen belgelere dayanılarak yapılıp yapılmadığı araştırılmamıştır. Diğer yönden, edinme bakımından nazara alınacak belgeler Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilmiştir. Bu belgeler arasında tespitten önceki mahkeme ilamları yer almamıştır. 766 sayılı Tapulama Kanununun 33. maddesinde yer alan Zilyet lehine kesinleşmiş mahkeme ilamları bu madde kapsamına alınmamıştır. Bu tür ilamlar zilyetliğin ispatı vasıtası olmayıp, oluşmuş kazanma koşulları karşısında mülkiyet hakkını belirleyen hükümlerdir. Davacının dayandığı ve mahkemece edinme bakımından yeterli görülen tescile ilişkin yukarıda esas numarası yazılı dosyanın incelenmesinde, herhangi bir belgeye dayanılmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar dava konusu parselin tespit tarihinden önce hükmen davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş ise de, aynı çalışma alanı içerisinde 26.7.1972 tarihinden sonra 100 dönümlük yer tespit ve tescil edilmiş ise, ayrıca ileri sürülen tescil ilamı kapsamında kalan yerin belgeli sayılarak tesciline karar verilemez. Ne var ki; önceki tespitlerin belgeye dayanıp dayanmadığı mahkemece araştırılmamıştır. Bu husus üzerinde durulması, önceki tespitler belgesiz ise Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki miktarlar göz önünde tutularak davanın reddinin düşünülmesi, tespitler vergi kaydı gibi bir belgeye dayanılarak yapılmış ise, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki sınırlamalar göz önünde tutularak hüküm kurulması gerekmektedir. Bu hususlar göz önünde tutulmaksızın, dava konusu taşınmazın tescil ilamının kapsamında kaldığı kabul edilerek, davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.05.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy