(3402 S. K. m. 15) (818 S. K. m. 11) (4721 S. K. m. 612, 677)
Nur Esma Y. ve müşterekleri ile Muhsin Y. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair KANDIRA Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 310.2001 gün ve 8-360 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir.Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 30.11.2002 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.Duruşma günü temyiz eden Muhsin Y. ve müşterekleri vekili Avukat Erdan Özdil geldi.Tebligata rağmen başka kimse gelmedi.Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek,dosya incelendi,gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacılar, uyuşmazlık konusu parsellerin tapu kayıtlarının miras payları oranında iptalleri ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, uyuşmazlık konusu taşınmazların kök miras bırakan Mehmet Ali'den kaldığını, mirasının henüz taksim edilmediğini, kadastro çalışmaları sırasında tüm parsellerin davalılar adına tespit edildiğini ileri sürerek miras payları oranında iptal ve tesciline karar verilmesini, davalılar dava konusu parsellerdeki miras paylarının davacıların yakın murisleri Hediye tarafından kendi miras bırakanları Hüseyin Y.'e 1938 yılında satıldığını, o tarihten tespit tarihine kadar taşınmazların tümüne zilyet olduklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, taşınmazların kök miras bırakan Mehmet Ali'den kaldığı, ancak davacıların yakın murisi Hediye'nin miras payının davalıların murisi Hüseyin'e satıp devrettiği kanıtlanmadığı, mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı işlemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu tüm parsellerin tarafların kök miras bırakanı Mehmet A'den kaldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dava konusu parseller kadastro çalışmaları sırasında vergi kaydı ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak davalılar adına tespit edilmiştir.Taşınmazların tarafların ortak miras bırakanı Mehmet Ali'den kaldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığına göre miras payının satış ve devrinin buna dayanarak davalı tarafça kanıtlanması gerekir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 612 ve daha sonra yürürlüğe giren TMK.nun 677.maddesi hükmüne göre; bir mirasçının diğer mirasçıya miras payının devrinin geçerli olabilmesi için, devrin yazılı olması gerekir. Ancak, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 15.maddesinde elbirliğiyle mülkiyet halinde ortaklardan biri veya birkaçının belirli bir taşınmazdaki paylarını diğer ortaklara devir ve temlikini tapulu taşınmaz mallarda yazılı, tapusuzlarda her türlü delille kanıtlanacağı belirtilmiştir.Uyuşmazlık konusu taşınmazlar öncesi itibariyle tapusuz olan yerlerdir. Davalıların dinlettikleri tanıklar Ahmet C., Niyazi C. ve İbrahim Y. davacıların miras bırakanı Hediye'nin dava konusu taşınmazlardaki paylarının davalıların miras bırakanı Hüseyin'e devrettiklerini ve daha sonra Hediye'nin İstanbul'a yerleştiğini,davalılar ve miras bırakanlarının zilyet olduğunu bildirmişlerdir. Tanıklar yaşları itibariyle satış ve devir olgusunu bilebilecek yaşta değil iseler de, her iki tarafa olan yakınlıkları nedeniyle bu hususu diğer aile büyüklerinden naklen anlattıklarını bildirmişlerdir. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre; uzun süreli zilyetlik satış ve devir olgusuna karine teşkil eder. Bu açıklamalar karşısında davacılar miras bırakanı Hediye'nin miras payını 1938 yılında davalıların miras bırakanı Hüseyin'e devrettiği ve adına kayıtlı bulunan 1938/324 ve 324 tahrir numaralı vergi kayıtlarının kapsamında kaldığı belirlenmiştir. Bu açıklamalar karşısında mahkemenin davanın kabulüne ilişkin gerekçesi yerinde bulunmamaktadır. Yukarıdan beri izah edilen maddi ve hukuki olgular gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 97.500.000 lira Avukatlık ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalılara verilmesine ve 17.500.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.04.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy