(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Yaşar Doğanay ile Hazine ve Şehit Ali Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının reddine dair Ankara 18. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.07.2001 tarih ve 9-445 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Köy Temsilcisi, yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazı emek ve para sarfetmek suretiyle imar ve ihya ettiğini, dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile kültür arazisi olarak tasarrufta bulunduğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar, dava konusu taşınmazın davacı tarafından imar ve ihya edilerek kültür arazisi haline getirildiğini, ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın kültür arazisi niteliğinde bulunduğunu açıklamıştır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın Ankara Büyükşehir Belediyesinin mücavir alanı içerisinde kaldığı görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu edilen taşınmaz 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ekilemez arazi niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre; orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen arazilerden masraf ve emek sarfı suretiyle imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz malların 14. maddedeki koşullar altında imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespit edileceği açıklanmış, aynı maddenin son fıkrasında da; il, ilçe ve kasabaların imar planlarını kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallar hakkında bu madde hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Somut olayda; ekilemez arazi niteliğiyle tespit dışı bırakılan dava konusu yerin para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirildiği, 24.06.1998 tarihinde yapılan keşifte; yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından açıklanmış, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edildiği, ziraatçı uzman bilirkişi Ahmet Tekin'in düzenlemiş olduğu 06.07.1998 günlü raporda %2-3 meyilli topografik bir yapı arz eden taşınmazın kumlu, tınlı, az killi, orta ebatta çakıllı bir yapıya sahip olduğu, imar ve ihya edilmiş hububat ve bostan tarımına uygun hale getirilmiş ve halen hububat ekili bir yer olduğu açıklanmıştır. Açıklandığı üzere; gerek taşınmazın niteliğine, gerekse imar ve ihyanın yapılıp tamamlanmasına ilişkin koşullar davacı lehine oluşmuş bulunmaktadır. Dava konusu taşınmazın çevresinde yer alan 51 ve 52 parseller tapu kayıtlarına, 53 parsel de senetsizden tespit edilmiştir. Tüm bu araştırma ve incelemelere göre; dava konusu taşınmazın imar ve ihya yoluyla kazanılan bir yer olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Taşınmazın Büyükşehir Belediyesi mücavir alan sınırı içerisinde kalması sorununa gelince: Az yukarıda izah edildiği üzere; il, ilçe ve kasabaların imar planını kapsadığı taşınmazların ihya yoluyla kazanılması yasaklanmıştır. Dava konusu taşınmaz Yenimahalle İlçesi, Şehit Ali Köyü çalışma alanı içerisinde bulunmaktadır. Davanın kabulüne ilişkin önceki hüküm 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinin son fıkrası hükmü gözönünde tutularak taşınmazın imar planı içerisinde kalıp kalmadığının araştırılması gereğine işaret edilmek suretiyle bozma sevk edilmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın 04.05.2001 günlü karşılık yazısında taşınmazın bulunduğu yerde nazım ve uygulama imar planlarının bulunmadığı, mücavir alan sınırı içerisinde kaldığı açıklanmıştır. Mücavir alan sınırı içerisinde kalmış olması ihya bakımından kazanmaya engel değildir. Zira, 3194 sayılı İmar Kanununa göre; mücavir alan, nazım imar ve uygulama imar alanlarından ayrı bir kavram olup, bu yerin imar planı içerisinde olduğu kabul edilemez. Bu nedenle mahkemenin bu yöne ilişen gerekçesi Yasaya uygun değildir. Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre dava kanıtlanmış bulunduğuna göre, kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün Üye Selamet İlday'ın karşı oyuyla ve oyçokluğuyla HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 3.240.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 11.02.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yenimahalle Kadastro Müdürlüğünün 29.08.1996 tarihli cevabi yazısına ekli harita örneği ve 25.10.1999 tarihli yazısından dava konusu taşınmazın ekilemez arazi niteliğinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bir yer olarak 1953 yılında tesbit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında boş ve ekilemez bir arazi niteliğinde olduğu tanık beyanı ile de açıklanmıştır. Taşınmaz, tespit dışı bırakıldığı tarihteki niteliği ve tabii durumu itibariyle tarım yapılması mümkün olmayan arazi niteliğindeki yerlerdendir. HGK.nun 19.02.1997 tarih 1996/8 - 728 Esas 1997/91 sayılı kararında da açıklandığı gibi Ancak tarım arazisi olarak kullanılması mümkün olan yerlerin zor ve zahmetli bir emek sarfıyla bizzat veya işçi bulmak suretiyle tarıma elverişli bir hale getirilmesi durumunda zilyetlik yoluyla iktisap edilebilir. Dairemizin 26.03.2001 tarih 2001/2228 Esas ve 2301 sayılı kararı da bu yöndedir. Davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçe ile reddi sonucu itibariyle doğru olduğundan hükmün onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına iştirak etmiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy