(818 S. K. m. 512) (743 S. K. m. 479, 492) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Elmas Yıldız ve müşterekleri ile Muttalip Kaya aralarındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı; bir kısım davacıların davalarının açılmamış sayılmasına, Döndü'nün davasının kabulüne dair Çiftlik Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 25.12.2001 gün ve 115-144 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 145 ada 13 parselin tapu kaydının miras payları oranında iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Muttalip Kaya, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacı Döndü Bay'ın davasının kabulüne, diğer davacıların davasının HUMK. nun 409. maddesi hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine; hükmün kabule ilişkin bölüme davalı Muttalip Kaya vekili tarafından temyiz edilmiştir.
145 ada 13 parsel senetsizden 26.11.1993 tarihinde Rüstem Kaya adına tespit edilmiş, Muttalip Kaya'nın Niğde Kadastro Mahkemesine açtığı tesbite itiraz davası, 23.12.1994 gün, 54-14 esas ve karar sayılı hükümle tesbitin iptali ile davacı Muttalip Kaya adına tapuya tesciline karar verilmiş ve bu hükmün kesinleşmesinden sonra tapuya tescil edilmiştir. Davacılar, dava konusu parselin 08.03.1998 tarihinde vefat eden miras bırakanları Kezban'dan kaldığını, kadastro tesbitinin hatalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesini istemişler, davalı bu yerin 01.01.1991 günlü ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca miras bırakan Kezban tarafından kendisine bağışlandığını ileri sürmüştür. Mahkemece davalının savunmasında ileri sürmüş olduğu senedin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taşınmazın ortak miras bırakan Kezban Kaya'ya ait olduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığına göre taşınmazın ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca kendisine verildiğinin davalı tarafından kanıtlanması gerekir. Davalının dayandığı 01.01.1991 günlü senette miras bırakan Kezban Kaya parmak izi kullanmış olup, senet, iki tanık ve köy muhtarı tarafından onanmış ise de, onama açıklaması 297. maddeye uygun olarak yapılmamıştır. Senet, bu bakımdan ispat hukuku bakımından geçerli değildir. Ne var ki; taşınmaz öncesi itibariyle tapusuz olup, senet tanıklarının anlatımları senedin içeriğini doğrulamaktadır. Borçlar Kanununun 512. maddesi hükmüne göre, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK. nun 492. maddesi hükmüne göre, miras sözleşmesinin resmi vasiyetname, resmi vasiyetnameye ilişkin 479. maddede de, resmi vasiyetin iki tanık huzurunda Sulh hakimi, noter yahut kanunen bu husus ile yetkilendirilmiş memur tarafından düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi belirtilen şekilde düzenlenmemiştir. Ne var ki, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre, kanunda belirtilen şekilde yapılmayan ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca taraflar, daha açık bir deyimle, bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde alacaklı şekil eksikliğini ileri sürerek sözleşmenin iptalini isteyemez. Sözleşme uyarınca bakım borçlusunun bakım alacaklısına karşı görevlerini yerine getirmiş olması halinde sözleşmenin şekil eksikliğinden ötürü iptalini istemek, MK. nun 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu için böyle bir istek korunmamıştır. Somut olayda; davacılar, davalı bakım borçlusunun yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin herhangi bir iddia ileri sürmemişlerdir. Her ne kadar bu husus mahkemece de araştırılamamış ise de, iddia edilmemiş bulunduğuna göre, bakım alacaklısının ölüm gününe dek bakım borçlusu tarafından bakıldığının kabulü gerekmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin davalı tarafından kazanıldığı sonucu ortaya çakmaktadır. Tüm bu açıklamalar göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davayı takip eden davacı Döndü bakımdan yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün kabule ilişkin bölümünün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 26.290.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 12.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy