(4721 S. K. m. 973, 982, 983)
Davacı vekili, uyuşmazlık konusu taşınmaza davalıların elatmasının önlenilmesine ve vekil edenine teslimine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu taşınmaz üzerinde vekil edeni tarafından 1993 yılından bu yana ırmağa bot indirmek için iskele ve çardak yapmak suretiyle zilyedliğini sürdürdüğünü, davalıların elattıklarını ileri sürerek vekil edeninin korunmasını ve taşınmazın teslimine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Mustafa B. vekili, dava konusu edilen taşınmazın vekil edeninin miras bırakanları adına kayıtlı Mayıs 1289 tarih ve 23 numaralı tapu kaydının kapsamında kaldığını, taşınmaza zilyed olduğunu, üçüncü kişilerin bu yere elatmalarının önlenilmesi için açmış oldukları davaların lehine sonuçlandığını, diğer vekil edeni Tevfik H.'e kiraya verildiğini, davacının bu yer üzerinde herhangi bir hak ve zilyedliğinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmazın davalı Mustafa'nın ileri sürmüş olduğu tapu kaydının kapsamında kaldığı, davalı Mustafa ile köy tüzel kişiliğinin bu yere zilyed olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, Manavgat İlçesi, Başkonak (Bozyaka) Köyü, Oluklu mevkiinde, Köprü çayı kenarında bulunan bir yerdir. Yerel bilirkişi ve davacı tanığı; davacının, rafting turizminde kullanılmak üzere dava konusu taşınmaz üzerinde çardak ve iskele yaptığını ve kullandığını, davalı tanıkları da; kayalık olan bu yerin davalı Mustafa B.'ın tapu kaydının içerisinde kaldığını, Mustafa ve köy tüzel kişiliğinin zilyedliğinde olduğunu, ancak kayalık olması nedeniyle üzerinde tesis yapılmadığını ve işletilmeye müsait bir yer olmadığını bildirmişler, teknik bilirkişi tarafından düzenlenen 28.05.2001 günlü raporda; taşınmazın kayalık yerlerden olduğu, rafting yapmak için bot koymak ve ırmağa bot indirmekte kullanılan bir yer olduğu açıklanmıştır.
Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmaz, ırmak kenarında yer alan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalık bir yerdir. Davalı Mustafa, tapu kaydına dayanmış ise de, dava konusu yerin kesinleşen Serik Asliye Hukuk Mahkemesinin 1974/471 esas, 1981/683 karar sayılı hükmüne göre, tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı belirlenmiştir. Davacı, ırmak kenarında bulunan kayalık alandan yararlandığını ileri sürerek istekde bulunmuştur. Bu durumda, uyuşmazlığın MK. nun 982 ve devamı maddelerinde düzenlenen zilyedliğin korunması hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekir. Davacının, bu maddede belirtilen korunmadan yararlanması için, dava konusu taşınmazın, özel mülkiyete konu ve üzerinde zilyedlik kurulmasına elverişli yerlerden olması gerekir. Ancak, böyle bir taşınmaz üzerindeki korumaya değer ve üstün zilyedliğin dava yolu ile korunması istenebilir. Kayalık bir yer kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Bu nitelikteki yerler, özel mülkiyete konu olamazlar. Bu tür yerlerin işletilmesi, kullanılması, devri ve denetlenmesi Kamu Hukuku kurallarına tâbi olup, Özel Hukuk kuralları bu tür yerler hakkında uygulanmaz. Daha açık bir anlatımla, böyle bir taşınmaz üzerinde TMK. nun 973. maddesi uyarınca zilyedlik kurulamaz. Kazanılması mümkün olmayan böyle bir yer üzerinde sürdürülen zilyedlik herhangi bir koruma bahşetmez. Bu kabulün doğal sonucu da zilyedin, TMK. nun 983 ve devamı maddelerinde belirtilen zilyedlik davalarını açma hakkı olamaz. Taşınmaz, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bir yer olup, Hazinenin davada taraf durumunu almamış olması bir değişiklik yaratmaz. Bu nedenlerle, gerek davacının gerekse davalıların bu yer üzerinde TMK. nun 973. maddesi uyarınca korunmaya değer zilyetlikleri kabul edilemez. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasında Kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 3.240.000.-lira peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1.720.000.-liranın temyiz edenden alınmasına 14.10.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı vekili, müvekkilinin 1993 yılından beri, ırmağa bot indirmek için iskele ve çardak yapmak suretiyle taşınmaz üzerinde zilyedliğini sürdürdüğünü, davalıların müdahalesi üzerine dava açtıklarını ileri sürmüştür.
Davalı Mustafa B. vekili, taşınmazın müvekkilinin miras bırakanları adına kayıtlı Mayıs 1289 tarih, 23 sıra numaralı tapu kaydının kapsamında kaldığını açıklayarak davanın reddini istemiştir.
Mahalli Mahkeme, dava konusu yerin davalı Mustafa'nın dayandığı tapu kapsamında kaldığını ve davacının davalılara nazaran üstün zilyetliği bulunmadığından bahisle davayı reddetmiştir.
Dairemiz, yerel mahkeme kararını farklı bir gerekçeyle onamıştır. Bu gerekçeye göre; dava konusu yer ırmak kenarında kayalık bir yerdir. ... Kayalık bir yer kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Bu nitelikteki yerler özel mülkiyete konu olamazlar... Daha açık bir anlatımla, böyle bir taşınmaz üzerinde TMK.973.maddesi uyarınca zilyetlik kurulamaz. Kazanılması mümkün olmayan böyle bir yer üzerinde sürdürülen zilyetlik herhangi bir koruma bahşetmez... Dairemizin sayın çoğunluğunun bu gerekçe ile onama kararına katılmak mümkün değildir.
Sayın çoğunluk, zilyetliğin korunması davasını, bir hak davası gibi görmektedir. Oysa MK.896 (TMK.983)'de düzenlenen bu tür davalarda asıl amaç hak sahipliğine değil, doğrudan doğruya zilyetliği korumaktır. Zilyede böyle bir korunma imkânı, onun eşya üzerindeki fiili hakimiyetinin bir hakka dayanıp dayanmadığına bakılmaksızın sağlanır. Hatta davalı, zilyet olma hususunda daha üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile, bu iddiası ilke olarak dinlenmez (Akipek Jale G., Türk Eşya Hukuku 1.Kitap, Zilyetlik ve Tapu Sicili 2. Baskı Ankara 1972, sahife 103). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.10.1946 tarih 1946/6 esas, 1946/12 sayılı kararı da aynen MK. 896. madde uyarınca bir gayrimenkulde zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını ileri sürerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tesbit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar, zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz... denilmektedir. Sayın çoğunluk nitelik itibariyle zilyetlik yoluyla kazanılamayacak böyle bir yerde davacının zilyetliğinin korunması söz konusu olamaz derken, davalının kayalık nitelikteki taşınmazda zilyetliğini sürdürmesine imkan tanımaktadır. Taraflar arasındaki hak ve kurallar dengesi bozulmuş olmaktadır. Zilyetlikle ilgili ihtilaf çözümsüz bırakılmaktadır.
Zilyetliğin fonksiyonlarından biri koruma fonksiyonu olmakla beraber, diğer önemli fonksiyonu da huzur ve sükunu sağlama fonksiyonudur. Zilyetlik davalarında asıl amaç, toplumda daha önce teessüs etmiş fiili durumun bozulmasını önlemek, bozulmuş ise vakit geçirmeden eski hale iadesini sağlamaktır (Tekinay, Selahattin Sulhi, Eşya Hukuku, İstanbul 1978 Sh:104). Dairemiz çoğunluğu zilyedliğin bu fonksiyonunu görmezden gelerek ihtilafın sürgit devamına yol açacak bir gerekçe ile karar vermiştir. Taşınmazın niteliği üzerinde durularak, zilyedliğin huzur ve sükunu sağlama fonksiyonu gözardı edilmiştir.
Zilyedliğin korunması davaları sonucunda verilen kararlar sadece zilyedlik durumu ile ilgili olduğundan hakka dayanan kişiler her zaman dava açabilirler. İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi, zilyetliğin korunmasına ilişkin kararlar kesin hüküm sonuçlarını doğurmayacağı gibi, davada taraf olmayan Hazine ve taşınmazın niteliğine göre diğer kamu kuruluşları bakımından aleyhe kesin delil neticesini de tevlit etmez.
Açıklanan bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Ayrıca somut olaya göre de, davacının zilyetliği kanıtlandığına göre, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, reddine karar verilmesi doğru olmadığından yerel mahkeme kararı bozulmalıdır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy