(4721 S. K. m. 713)
Dava: Gülden ve müşterekleri ile G.Lütfü ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair S Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 29.6.1999 gün ve 151/179 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir.Dosya incelenerek işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 4.6.2002 Salı günü tâyin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.duruşma günü temyiz eden davacılar vekili ve karşı taraftan G.Lütfü bizzat geldiler.Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.Bir kısım eksikliklerden dolayı mahalline iade edilen dosya, tamamlanıp geri çevrilmekle, incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 65 ada 9 parsel kapsamında kalan uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerine ait tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Yargılama oturumlarına katılan davalılar,davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece,davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili,vekil edenlerinin miras bırakanı Hasan ile davalıların ortak miras bırakanı Fatma adına kayıtlı bulunan taşınmazın 10 dönümlük bir bölümünü kayıt malikinin mirascılarından Vesile tarafından Ali, onunda 1949 yılındaki takası ile yakın miras bırakanları Zührey'e ayrıca aynı parsel kapsamında kalan takriben 8 dönümlük yerin kayıt maliki Fatma'nın ölümünden sonra yapılan taksikmle yakın miras bırakanı Hasan a isabet ettiğini, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerine ait tapu kaydının takas ve satış nedeniyle, bu iddiaları yerinde görülmediği takdirde dikmiş olduğu ağaçların değerinin zeminin değerinden fazla olduğunu açıklayarak MK.nun 648 ve devamı maddeleri uyarınca iptal ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece,davacıların yakın miras bırakanı Hasan 'a kayıt maliki Fatma 'nın mirascıları arasında yer aldığını, taksim olgusunun kanıtlanmadığı, ayrıca mirascılar arasında kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağı ve davacıların kötü niyetli oldukları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsayan 65 ada 9 parsel Eylül 1322 tarih ve 1 numaralı tapu kaydı ile 285 ve 287 tahrir numaralı vergi kayıtlarına dayanılarak 1980 yılında ölü Fatma adına tespit edilmiş, tespit 24.6.1987 tarihinde kesinleşmiştir.
Mirascılık belgesine göre; davacıların yakın miras bırakanı ve babaları Hasan, kayıt maliki Fatma 'nın mirascılarından birisidir.Fatma 'nın 1937 tarihinde ölümünden sonra tüm mirascıların katılımı ile yapılmış taksim kanıtlanamamıştır. Yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre; davacıların miras bırakanı Hasan,taşınmaza zilyet ise de, taksim olgusu kanıtlanmadığına göre, Hasan'ın zilyetliği tüm mirascılar adına sürdürülmüş sayılacağına ve mirascılar arasında kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik hükümleri uygulanamayacağına göre, taksimde Hasan'a isabet eden yer bakımından davanın reddine karar verilmiş olması kanuna uygundur.Diğer yandan yapılan inceleme ve bilirkişi raporlarına göre, taşınmazın değeri dikilen ağaçların değerinden fazla olduğu ve mirascılar arasında davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 648 ve devamı maddeleri hükümleri uygulanamayacağına göre Hasan bakımından davanın reddine karar verilmiş olması doğrudur.
Davacıların bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile taksimde Hasan'a isabet ettiği ileri sürülen bölüme ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
Davacıların miras bırakanı Zühre 1949 yılında takasla satın ve devraldığı yere gelince: Zühre,Fatma mirascılarından l995 yılında ölen Hasan 'nın mirascısıdır. Fatma'nın ölüm tarihine göre,Zühre üçüncü kişi durumundadır. Davacılar,teknik bilirkişi tarafından düzenlenen 23.3.l999 günlü krokide kırmızı ile taralı D harfi ile gösterilen 6347 m2 yerin kayıt maliki Vesile tarafından Ali'ye , onunda l949 yılında yapılan takasla Zühre'ye devrettiği,o tarihten bu yana taşınmazın bu bölümünün müstakil bir taşınmaz olarak davacıları ile miras bırakanı Zühre tarafından tasarruf ettiği anlaşılmıştır. Toplanan delillere göre, mirascılardan Vesile'nin bu yeri Ali 'ye onun takası ile de davacıların yakın miras bırakanı Zühre'ye geçtiği kanıtlanmadığına göre olaya 3402 sayılı Kadastro Kanununun l3/B-b maddesinin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.
Mahkemenin redde ilişkin gerekçesi sonucu itibariyle anılan hüküm bakımından doğru olmaktadır. Bu durumda,uyuşmazlığa ayrıca davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 639/2, 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK.nun 713/2. maddesi hükmü karşısında bakılması gerekir.Kural olarak,tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir.Ancak,kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de MK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" denilmiştir.
Somut olayda; davacılar,yakın miras bırakanları Zühre'nin 65 ada 9 parsel kapsamında kalan takriben l0 dönümlük bir yerin l949 yılında yapılan bir takasla kendisine devredildiğini, o tarihten itibaren zilyet olduğunu, bildirmişlerdir. Az öncede açıklandığı üzere; davacıların miras bırakanı Zühre, üçüncü kişi durumundadır. Kayıt maliki Fatma 1937 yılında ölmüş olup, o tarihten kadastro tespit tarihine kadar tapu kaydı intikal görmemiştir. Davacılar ve miras bırakanları Zühre bu yere koşullarına uygun olarak zilyet olukları belirlendiğine göre,bu bölüme ait tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğinin kabulü gerekir. İfraz durumu merciinden sorulmak suretiyle krokide D harfi ile gösterilen 6347 m2 yer hakkında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların miras bırakanları Zühre'nin takasla devraldığı ve zilyet olduğu yere karşı ileri sürmüş oldukları temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu bölümünün BOZULMASINA ve hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret tarifesi hükümleri uyarınca 250.000.000 Avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 1.370.000 lira peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.590.000 liranın temyiz edenden alınmasına 1.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy