(4721 S.K. m.713,714) (3402 m.14)
Dava: Rıza Gülsoy ve müşterekleri ile Hazine ve Mezra Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Birecik Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.05.2002 gün ve 87-214 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava konusu taşınmazın adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, aynı yer hakkında davacıların daha önce açmış oldukları tescil davasının reddine ilişkin 18.07.2000 gün ve 2000/1502, 2000/2655 Esas ve Karar sayılı hükmün kesinleştiği tarihten itibaren kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürenin geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar bu kez 20 yıllık kazanma süresinin dolduğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuşlardır. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK.nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde mülkiyet hakkı bu maddenin 1. fıkrasında öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur denilmiştir. Aynı kanunun 714. maddesinde de kazandırıcı zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir. Tapusuz bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasını düzenleyen 713. maddesinin 1. fıkrasında diğer kazanma koşulları yanında zilyetliğin davasız olarak geçmesi öngörülmüştür. Yürürlükten kaldırılan MK.nun 639/1. maddesindeki "nizasız" sözcüğü yerine "davasız" sözcüğüne yer verilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde aynın "...oysa amaç, İsviçre Medeni Kanununun şerh ve tefsir eden bütün hukuk bilginlerinin birleştikleri gibi zilyede karşı bir istihkak veya müdahalenin önlenilmesi davası açılmış olmasını niza ( çekişme ) sayılacağıdır. .." denilmiştir. Gerekçede de açıkça belirtildiği üzere; davadan söz edilmek için davacı zilyede karşı açılmış olan bir davanın olması gerekir. Zilyedin aynı yerin tescili için daha önce açmış olduğu tescil davası aleyhine yorumlanıp uyuşmazlığın çözümünde niza yaratan bir unsur olarak kabul edilemez. Bu nedenle, mahkemenin redde ilişkin gerekçesi kanuna uygun düşmemektedir. İddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması Dairenin çoğunluğu tarafından doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün oyçokluğuyla BOZULMASINA ve 4.960.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 24.10.2002 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
Temyiz incelemesine konu olan ve davacı tarafından açılan iş bu tescil davası, aynı mahkemede görülen ilk tescil davasının reddine ilişkin kararın 16.01.2001 günü kesinleşmesini müteakip açılmıştır. Mahalli Mahkeme, böyle bir davada olağanüstü zamanaşımı süresinin redle sonuçlanan ilk davanın kesinleşme tarihinden başlayacağı ve bu nedenle de davacının zilyetlikle iktisap süresi yeterli olmadığından dolayı davayı reddetmiştir.
Dava, TMK.nun 713/1 ( MK.639/1 ) maddesine istinaden açılan bir tescil davasıdır. Böyle bir davada zilyetliğin davasız ( nizasız ), fasılasız ( aralıksız ) devam etmesi gerekir. Davacının açmış olduğu ilk tescil davası; Yargıtay Sekizinci Hukuk Dairesinin 27.05.1999 tarih, 1999/3817 E., 1999/5017 karar sayılı bozma ilamına uyulduktan sonra aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.07.2000 tarih, 2000/1502 E., 2000/2655 sayılı kararı ile zamanaşımı süresi dolmadığından bahisle redle sonuçlanmış ve bilahare temyiz edilmeyerek 16.01.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Bahsi geçen dava sırasında davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuş, davanın kabulüne ilişkin kararları temyiz ederek davanın reddini sağlamıştır. Bu durumda, davacının zilyetliği nizalı ( davalı ) hale gelmiştir. Zilyetliğin çekişmeli hale gelmesi için mutlaka karşı tarafın dava açması şart değildir. Önemli olan, taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğu ve zilyetliğin nizalı ( davalı ) duruma gelmesidir. Davacı tarafından açılan tescil davası sırasında zilyetlik süresi, taşınmazın niteliği, iktisap için gerekli diğer unsurlar enine ve boyuna tartışılmaktadır. Açılan bu davanın reddi elbette zilyet aleyhine ve fakat davalı durumdaki arzın sahibi Hazine lehine yeni bir durum doğuracaktır. Zamanın geçmesi ile hak kaybedecek olan Hazinenin davanın reddini sağlaması, iktisap için gerekli "davasız"lık unsurunu ortadan kaldıracaktır. Artık zilyetlik "davalı" hale gelmiştir ( HGK.nun 12.05.1973 T., 1969/8-808 E., 403 sayılı kararı ve 30.4.1975 T., 1972/7-1468 E., 586 sayılı kararı ).
MK.nun 640. maddesi hükmüne göre, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresinin hesabında kesilme ve durdurulmasında alacak zamanaşımının hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Bazı olaylar gerçekleştikleri ana kadar işleyen zamanaşımını etkisiz bırakırlar. Öyle ki, bu olayların gerçekleştikleri tarihten itibaren yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır. İşte böyle hallerde zamanaşımının durmasından değil, kesilmesinden söz edilir. Durma ile kesilme arasındaki hüküm farkı şu noktada görülür; zamanaşımı kesildiği takdirde daha önce işlemiş olan süre silinmiş, yeniden bir süre işlemeğe başlamış olur. Durma ise, evvelce işlemiş zamanaşımı hükmüne hiçbir etki yapmaz. BK.133/2. maddesine göre alacaklı borçluya karşı mahkemede veya hakem önünde dava açarak ya da karşılık bir iddia ileri sürerek alacağını dermeyen ettiği takdirde zamanaşımı kesilir. Dava konusu olayda da Hazinenin karşı koyması, anılan maddedeki def'i anlamındadır. BK.135. maddesinde ise zamanaşımının kesilmesi ( Kat edilmiş olması ) halinde yeni bir müddetin işlemesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, yukarıda değinilen mahkeme kararından sonra; Hazinenin def'i ile kesilen olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresi yeniden işlemeğe başlamış, henüz dolmamıştır. HGK.07.11.2001 T., 2001/8-946 E, 2001/773 K. HGK.13.06.2001 T., 2001/8-480 E, 2001/519 K. HGK.10.04.2002 T.2002/8-161 E, 2002/301 K, sayılı kararları bu yöndedir. Sayın çoğunluğun, Hukuk Genel Kurulunun istikrar bulan ve Dairemizce de benimsenerek verilen 20.11.2001 tarih 2001/5761 E., 2002/8139 K. sayılı ve 12.09.2002 tarih 2002/5171 E., 2002/6015 K. sayılı ilamı gibi diğer bir çok kararlarıyla mahal mahkeme kararları bozulmuşken, bu defa yeni Türk Medeni Kanunun "davasızlık" şartını getirdiği ileri sürülerek yerel mahkeme kararının bozulması yanlış olmuştur.
Yüce Genel Kurul ve diğer gayrimenkul daireleri ve özellikle dairemiz hiçbir zaman "niza"yı "dava" dışında anlamamıştır. Medeni Kanunun 639. maddesinde yer alan "nizasızlık" unsuru Yargıtay'ın kararlılık kazanan içtihatlarıyla hep "davasız"lık olarak anlaşılmış ve kanun koyucu da yeni TMK.da kararlılık kazanan bu durumu "davasız"lık şeklinde metne geçirmiştir. Bu hale göre yeni bir düzenleme söz konusu değildir. Uygulama hep bu yöndedir. Medeni Kanunun aradığı "niza" unsurunun gerçekleşmesi için zilyedin açtığı veya aleyhine açılan bir davanın varlığı aranmıştır. Yapılan iş, yargı kararlarıyla belirlenen durumu kanunun yeni şekline adapte etmektir. Esasen yeni TMK.; Eski Medeni Kanunun, Yargıtay kararlarıyla yorumlanması sonucunda oluşmuştur. Yargıtay'ımızın tuttuğu ışık, bu düzenlemenin başlıca kaynağı olmuştur. Sayın Çoğunluğun yargı kararlarıyla belirlenen somut bir durum ortada iken kanun metni ile hiçbir bağlantı ve uyumu olmayan hükümet gerekçesine tutunması tarafımızdan doğru bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece davanın reddi yönünde kurulan hüküm doğrudur. Karar onanmalıdır.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy