(743 S. K. m. 639/2) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Davacılar, 260 parselin tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı gerçek kişiler yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Uyuşmazlık konusu parselin kayıt maliklerinin mirasçıları belirlenmiş ve dava kendilerine yöneltilmiş bulunduğuna göre Hazine hakkındaki davanın husumet yönünden reddine ve Hazine yararına Avukatlık ücretine hükmedilmiş olmasında Kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davacıların bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile Hazine hakkındaki hüküm bölümünün onanmasına,
İşin esasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince: Davacılar vekili, dava konusu taşınmazın vekil edenlerinin miras bırakanları ve annesi Fatma tarafından 1973 yılında davalı gerçek kişilerin miras bırakanı ve kayıt maliki Ömer P.'den haricen satın ve devralındığını, kayıt malikinin 1976 yılında öldüğünü, o tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile taşınmaza zilyet olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı Hazine Temsilcisi, Hazineye husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek Hazine hakkındaki davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, uyuşmazlık konusu parselin malikinin bilinen bir kişi olduğunu, gaipliğine hükmedilmediğini, MK. nun 639/2. maddesindeki koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın esastan, Hazine hakkındaki davanın husumet noktasından reddine karar verilmiştir. Tapu kaydına göre; uyuşmazlık konusu parsel 14.4.1970 tarihinde kadastro yoluyla Ömer P. adına tapuya tescil edilmiş ve 01.03.2000 dava tarihine kadar intikal görmemiştir. Kayıt maliki Ömer P., 4.2.1976 tarihinde vefat etmiş olup, davalı olarak gösterilen gerçek kişileri mirasçı olarak bırakmıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar; dava konusu parselin kayıt malikinin ölüm tarihinden dava tarihine kadar davacıların zilyetlik ve tasarrufu altında bulunduğunu bildirmişlerdir.
Kural olarak tapulu bir taşınmazın haricen satışı geçerli olmadığı gibi böyle bir yerin kanunda belirtilen istisnalar dışında kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi de mümkün değildir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Kanuni Medenisinin 639/2 ve 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 713/2. maddesinde belirtilen koşullar altında tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. İncelenmekte olan olayda, anılan hükümlerdeki koşullar davacılar lehine oluşmuş bulunmaktadır. Bu nedenle, mahkemenin davalı gerçek kişiler aleyhine açılmış bulunan davanın reddine ilişkin gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Yöntemine uygun bir biçimde taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra kazanma koşullarının oluştuğu göz önünde tutularak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 3.500.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 29.01.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy