(6831 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 713/4) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Mehmet Y. tereke mümessili Ahmet Ö. ile Hazine, K... Belediye Başkanlığı, Hüseyin Y. ve müşterekleri, dahili davalı Orman İşletme şefliği aralarındaki tescil davasının reddine dair İncesu Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 19.11.2002 gün ve 159-267 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile duruşmasız olarak incelenmesi ise; davalılardan Hüseyin,Mustafa, Hava ve Ekrem Y. taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.04.2003 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz edenlerden davacı Mehmet Y. bizzat ve vekili Avukat Erol Y. ile Hüseyin ve Mustafa Y. bizzat, karşı taraftan Hazine vekili Avukat Gülderen Şahin ile Orman İşletme Şefliği vekili Avukat Talat Apaydın geldiler. Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinledikten sonar duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı miras ortaklığı temsilcisi vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın Ali Y. mirascıları adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Orman İdaresi vekili ile davalı Belediye temsilcisi yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece, tescil konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, böyle bir yerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili ile bir kısım davalılar taraflarından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili miras ve kazanmayı sağlayan 65-70 seneyi aşkın zilyetlik nedeniyle tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi, davacılar ve murisinin kazanmayı sağlayan zilyetliği hakkında haber vermiş, tanık Hacı Ali A. taşınmazın Ali Y.'dan çocuklarına kaldığını, kullanma ve taksim hakkında bilgisinin bulunmadığını, taşınmaz içindeki meşelerin kendiliğinden yetişmiş olduğunu, ziraatçı uzman bilirkişi ve teknik bilirkişi tarafından krokisinde A harfi ile gösterilen 18010 m2. ve A1 harfleri ile gösterilen 19986 m2. lik bölümün meşelik olduğu, C harfi ile gösterilen 38121 m2 'nin %30-35 civarında meyilli, çevresi taş duvarlarla çevrili makinalı tarıma elverişli olmayan engebeli ve taşlı tarla niteliğinde bulunduğunu, D harfi ile gösterilen 3849 m2. yer üzerinde üç adet ev ve çevresinin bahçe olarak tasarruf edilen bir yer olduğunu bildirmiş, krokide B harfi ile gösterilen 832.80 m2. lik taşlık alan hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Ormancı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda taşınmazın bulunduğu yerde yetkili orman kadastro komisyonlarınca orman sınırlama çalışmalarının yapılmadığı, memleket haritası ve fiili durumuna göre A ve A1 ile gösterilen yerlerin meşelik. C ile gösterilen yerlerin ormandan açma yapılarak tarla haline getirilen bir yer olduğunu bildirmiştir. Mahkemece ziraatçi ve ormancı bilirkişi raporundaki açıklamalar gözönünde tutularak taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlık alanlardan bulunduğunu, bu nitelikteki yerlerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetlik yolu ile edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Bir yerin kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Gerçektende mahkeme kararında açıklandığı üzere 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılan bir yerin zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün olmaz. Ancak böyle bir sonuca ulaşmak için yapılan incelemenin hüküm vermeye yeterli olması gerekir. Somut olayda yerel bilirkişi ve tanık davacılar ve miras bırakanları Ali Y'un zilyetliğinden haber vermişlerdir. Her ne kadar bilimsel verilere dayalı olarak düzenlenen teknik bilirkişilerin raporları karşısında yerel bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilmez ise de, ormancı bilirkişinin raporu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünden yeterli değildir. Sağlıklı bir sonuca ulaşmak için taşınmazın bulunduğu yöreye ait memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planlarının birer örneğinin getirtilmesi, ayrıca teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokinin bir örneğinin eklenmek suretiyle taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığının Tapu Sicil Müdürlüğünden, taşınmazın bulunduğu çalışma alanında kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığının Kadastro Müdürlüğünden sorulması, ondan sonra yerel ,teknik , ormancı ve ziraatçı bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılmak suretiyle yerel bilirkişi ve tanıktan taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, kazanılmaya elverişli bir yer ise davacı ve miras bırakanlarının bu yer üzerindeki zilyetliğinin olaylara dayalı olarak kendilerinden sorulması, ormancı bilirkişiden taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı hususunda gerekçeli rapor alınması, taşınmazın çevresinde 6831 sayılı Orman Kanunun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılan yerler olup olmadığının araştırılıp belirlenmesi, taşınmazın kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı hususunda ziraatçı uzman bilirkişiden ayrıca rapor alınması, taşınmazların bir bölümü kültür arazisi niteliğinde ise bu bölümlerin belirlenmesi, teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir. Yapılan inceleme ile kazanma koşulları oluştuğu takdirde TMK.nun 713/4. fıkrası hükmü gözönünde tutularak yerel ve gazete ilanlarının yapılması, öngörülen sürelerin dolmasının beklenilmesi, davada vergi kaydı ve benzeri bir belgeye dayanılmadığına göre Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmü uyarınca aynı çalışma alanı içerisinde 26.7.1972 tarihinden sonra davacılar tespit ve tescil edilmiş taşınmazlar bulunup bulunmadığının Tapu Sicil Müdürlüğünden, aynı sebebe dayanılarak dava açılıp açılmadığının aynı yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davacı vekili ile bir kısım davalıların temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 4.960.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 28.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy