(3402 S. K. m. 14, 17) (4721 S. K. m. 713) (6831 S. K. m. 1, 2/B)
Dava: Halil Çetin ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Antalya 5. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.04.2002 gün ve 96-287 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 01.10.2002 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat Yusuf Rıza Çolak ve karşı taraftan Hazine vekili Avukat Faik Tanlık geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Bir kısım eksikliklerden dolayı mahalline iade edilen dosya, tamamlanıp geri çevrilmekle, incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava konusu parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsele ait kadastro tutanağında, 1946 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlama ve 1979 yılında 766 sayılı Tapulama Kanununa göre yapılan tapulama çalışmaları sırasında da, orman sayılan tarafta kaldığı ve 1992 yılında 6831 sayılı Kanunun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca yapılan çalışmalar sırasında nitelik kaybı sebebiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılarak, 2924 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan kullanım kadastrosu ile 20.09.1993 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tutanağın beyanlar hanesinde bu parsel Sadık oğlu Halil Çetin'in kullanımındadır denilmiştir. Davacı vekili dava konusu taşınmazın 1953 senesinde makiye ayrıldığını, o tarihten bu yana vekil edeni ve miras bırakanı tarafından kültür arazisi olarak tasarruf edildiğini ileri sürerek kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece dava konusu taşınmazın bulunduğu çalışma alanında genel kadastro çalışmalarının 1979 yılında tamamlandığı, tespit dışı bırakıldığı bu tarihten kadastro tespitinin yapıldığı 1993 tespit tarihine kadar kazanmayı sağlayan, 20 yıllık sürenin geçmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtayın yerleşmiş ve süreklilik kazanan uygulamalarına göre tespit dışı bırakılan bir yerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 17 ve TMK.nun 713/1. maddesi hükümleri uyarınca tapuya tesciline karar verilebilmesi için tespit dışı bırakıldığı tarihten tespit veya dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edilmiş olması gerekir. Mahkemece bu ilke gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmiş olması doğru ise de, böyle bir sonuca ulaşabilmek için taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihi öncesi itibariyle niteliğinin ve yetkili orman ve genel kadastro komisyonlarınca yapılan işlemlerin bilinmesinde yarar bulunmaktadır.
Taşınmazın orman bakımından incelenmesi; Dosyadaki belgelere göre dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca 1946 yılında yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz sınırlama içerisine alınmış, 1953 yılında 5653 sayılı Kanuna göre yapılan orman ve makilik alanların ortak sınırının tespiti sırasında makiye ayrılmıştır. Kadastro tutanağında açıklandığı gibi 1992 senesinde 6831 sayılı Orman Kanunu'nun değişik 2/B son maddesi uyarınca yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca çalışma yapılmış, taşınmazın bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle nitelik kaybı sebebiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılmış ve 20.9.1993 tarihinde yapılan kullanım kadastrosu sonucu tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş ve bu tespite dayanılarak sicil oluşturulmuştur. Makiye ayrılan bir yerin ormanla bağlantısı kesilmiş olacağından böyle bir yer gerek 3116 ve gerekse daha sonra yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılmaz. Bu nedenle böyle bir yer hakkında nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işleminin hukuken bir değer taşımaması gerekir. Koşulları oluştuğu taktirde böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir.
Genel Kadastro çalışmaları karşısında taşınmazın durumu; Taşınmazın bulunduğu Başköy çalışma alanında kadastro çalışmalarına 1963 yılında başlanmış ve 1978 tarihinde bitirildiği bildirilmiştir. Paftaya göre dava konusu taşınmazın hangi tarihte tespit dışı bırakıldığı belirlenememiştir. Davacı vekilinin temyiz dilekçesine ekli olarak dosyaya sunmuş olduğu bilgilere göre taşınmazın bulunduğu yerde 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümleri uyarınca daha önce çalışma yapıldığı, bu Kanun uyarınca tapuya tescil edilen taşınmazların 1963 ila 1978 tarihleri arasında yapılan kadastro çalışmaları esnasında kayıt malikleri adına tespit, toprak komisyonunca tapuya kaydedilmeyen taşınmazlarında tespit dışı bırakıldığı bildirilmiştir. Somut olayın özelliği ve güçlük arz eden yönü taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 1963 ve 1978 tarihleri arasında kadastro faaliyetlerinin sürdürülmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu yerin bu zaman dilimi içerisinde hangi tarihte tespit dışı bırakıldığının kesin olarak belirlenmesi gerekir. Uyuşmazlığın düğüm noktası burada toplanmaktadır. Dairemizin ve Yargıtay HGK'nun yerleşmiş uygulamalarına göre bir yerin paftasında gösterildiği tarihte tespit dışı bırakılmış olur. Her ne kadar geri çevirme yazısında bu çalışma alanına ait birleşik pafta getirtilerek tespit dışı bırakılma tarihinin belirlenmesi amaçlanmış ise de, paftaya göre tespit dışı bırakılma tarihinin kesin olarak belirlenmesi mümkün olmamıştır. Bu yön gözönünde tutularak 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kurulan Tevzi Komisyonunca düzenlenen pafta ve dağıtım haritasının Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden, Genel Kadastroca düzenlenen bu yöreye ait birleşik paftanın Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilerek dosya arasına konulması, bu paftalar üzerinde dava konusu taşınmazın yerinin ve konumunun belirlenmesi, buna göre tespit dışı bırakılma tarihinin belirlenmesine çalışılması, bu yolda belirlenmediği taktirde komşu parsellere ait kadastro tutanaklarının getirtilerek bunlardan yararlanılması, gerekirse pafta ve komşu parsellere ait belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bu hususun açıklığa kavuşturulması, tespit dışı bırakılma tarihi kesin olarak belirlendikten sonra o tarihten kadastro tespit tarihine kadar kazanma koşulları ve süresinin geçip geçmediğinin gözönünde tutulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulmuş olması yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gözönünde tutularak 250.000.000 TL avukatlık ücretinin davalı Hazineden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve 5.000.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 21.01.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy