(3402 S. K. m. 14)
Dava: Suat ve müşterekleri ile Hatice ( Mehmet Kızı ) ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair A. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 12.02.2002 gün ve 52-6 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Murat ve Bağdagül vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, 182 ada l ve 4, 183 ada 1 ve 4 ile 129 ada 1 parsellerdeki davalıların paylarına ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılardan Murat ile Bağdagül tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu parsellere ait kadastro tutanaklarında, Aralık 1305 tarih 17 nolu tapu kaydı ile gittiklerine dayanılarak 18.5.1992 tarihinde davacılar ile davalılar adına birlikte mülkiyet esasına göre tespit ve tescil edilmiştir.
Dava dilekçesi yeteri kadar açık olmamakla birlikte davacılar, dava konusu taşınmazların miras bırakanları Mehmet oğlu Süleyman tarafından 60 seneyi aşkın zamandan beri tasarrufta bulunduğunu, kadastro tespiti sırasında bir kısım payların davalılar adına yazıldığını bildirmişler, keşifte miras bırakanı Süleyman ile kardeşi Mehmet arasında yapılan taksimden söz etmek suretiyle iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Yerel bilirkişi ve tanıklar taksim hakkında bir açıklamada bulunmaksızın, 1952 yılından buyana davacılar ile miras bırakanlarının zilyet olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece, dava konusu taşınmazların taksimle davacıların miras bırakanı Süleyman'a kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Az yukarıda izah edildiği üzere yerel bilirkişi ve tanıklar taksim hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Mahkemece dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine aykırı olarak taksim olgusunu esas almak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Yukarıda açıklandığı üzere, dava dilekçesi yeteri kadar açık olmadığı gibi, taşınmazların öncesi itibariyle aidiyeti, taksim, zilyetliğin başlangıç ve süreci yönünden davacıların keşif tutanağına geçen beyanları da açık değildir. Bu belirsizlik gözönünde tutularak davacılara iddialarını açıklamak üzere süre ve imkan tanınması ve taşınmazın yakın miras bırakını Süleyman'a kimden kaldığının belirlenmesi, mirasçılık ilişkisi mevcut ise bu hususun mirasçılık belgesi ile kanıtlanması hususunun düşünülmesi, taşınmazların öncesi itibariyle kime ait olduğu, kimler arasında taksim edildiği, davacıların ve miras bırakanlarının zilyetliğinin hangi tarihte başladığının kendilerinden sorulup belirlenmesi, geçerli bir taksim bulunmadığı taktirde öncesi itibariyle tapulu olan bir yerin davacılar tarafından nasıl kazanıldığının tartışılıp değerlendirilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir. Şayet taraflar arasında mirasçılık ilişkisi mevcut ise mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik işlemeyeceğinden davacıların bu yerleri kazanamayacağının gözönünde tutulması gerekir. Bundan ayrı kayıt maliklerinden Bülent in mirasçılarından Nezahat a dava yöneltilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Murat ile Bağdagül vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 16.250.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy