(3402 S. K. m. 14) (4721 S. K. m. 640, 713) (1086 S. K. m. 73, 237)
Dava: Dudu ile Ümmühan aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair İ. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 06.11.2002 gün ve 120/195 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vekil edeni tarafından Nurkadın'dan 06.05.1982 tarihli senetle satın alındığını, dava konusu taşınmazın davalı Ümmühan adına tespit edildiğini ileri sürerek 90 ada 85 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu yerin, davalının murisi annesinden kaldığını davacı ve eşi aleyhine kesinleşmiş mahkeme kararları bulunduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, eklemeli zilyetlik, harici satın almaya dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Uyuşmazlık konusu parsel 03.11.1997 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Ümmühan adına tespiti yapılmış olup ancak Ramazan'ın itirazı üzerine; İ Kadastro Mahkemesi'nde 05.11.1998 tarih ve l998/174-76 esas ve karar sayılı dosyasıyla açılan tespite itiraz davasının reddine karar verilmiş ve karar 01.03.1999 tarihinde kesinleşerek Ümmühan adına tapu kaydı oluşmuştur. Her ne kadar davacı aynı taşınmazı 06.05.1982 tarihli harici satış senedi ile kayınvalidesi Nurkadın'dan satın aldığını belirtmiş ise de; esasen bu taşınmazın Nurkadın tarafından oğlu ve davacı Dudu'nun kocası Yakup'a satıldığı, satış senedi kapsamı, dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları ile saptanmıştır. Bundan ayrı Ümmühan ve Hatice'nin aynı yer Sulh Hukuk Mahkemesi'nde Yakup'a karşı açtıkları ve kesinleşen l986/l esas ve l987/16 karar sayılı müdahalenin önlenmesi davasının 23.02.1987 günlü yargılama oturumunda Yakup, taşınmazın 4'e bölünmesini kabul ediyorum, davacılar ile dava dışı kardeşim Ayşe'ye ait yerden elimi çekiyorum, Sulh olduk, buna göre karar verilsin açıklamasında bulunmuştur. Aynı dosyaya sunduğu aynı tarihli dilekçesinde de benzer beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme, Sulh ve kabul doğrultusundaki beyanları esas alarak ve taraflar arasında elbirliğiyle mülkiyet durumu olduğunu da kabul ederek HUMK. nun 95. maddesi gereğince paya yapılan müdahalenin önlenmesine karar vermiştir. Yakup'un taşınmazın dörde bölünmesi yönündeki beyanı ile miras bırakan Nurkadın'ın dört mirasçısını kastettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece az önce açıklanan ve kesinleşen müdahalenin önlenmesi davasının HUMK. nun 237. maddesi uyarınca kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir. Her şeyden önce müdahalenin önlenmesi davası sulh ve kabulle sonuçlanmış olup, dava dosyasında ise; zilyetlik ve haricen satın alma hukukî sebebine dayanılarak dava açıldığına göre, iki dava dosyası hukukî sebepleri bakımından farklı bulunduklarından somut olayda HUMK. nun 237. maddesi anlamında kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Taraflar arasında geçen harici satış senedinin iptali ve yargılamanın yenilenmesi davaları yönünden de hukukî sebepleri farklı olduklarından, kesinleşen bu dava dosyaları da kesin hüküm oluşturmaz. Ancak yukarıda açıklanan tüm dosyalar kapsamındaki bilgi ve belgeler gözetildiğinde taşınmazın miras bırakan Nurkadın'dan kaldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki, olayda elbirliğiyle mülkiyet şekli söz konusu olup, öncelikle dava koşulu yerine getirilmeden davacı Dudu'nun tek başına tapu iptali ve tescil davası açması mümkün bulunmamaktadır.
O halde Nurkadın'dan davacının ölü eşi Yakup'a gelecek pay yönünden öncelikle Yakup'un veraset ilâmının alınması, dava dışı kalan mirasçılar var ise, bunların açılan davaya karşı olurlarının alınması veya usulüne uygun davaya katılmalarının sağlanması ya da TMK. nun 640. maddesi uyarınca terekesine temsilci atanmak suretiyle dava koşulunun yerine getirilmesi ve onun huzuru ile davanın yürütülmesi gerekir.
Dava koşulu sağlandıktan sonra İ Sulh Hukuk Mahkemesinin kesinleşen müdahalenin önlenmesi dosyasında, yargılama tutanağına geçen sulh ve kabule ilişkin taraf beyanları hukuken kendilerini bağladığı gibi halefiyet kuralı gereğince Yakup'un mirasçılarını da bağlayacağından miras bırakan Nurkadın ve oğlu Yakup'un veraset ilâmları esas alınarak Yakup'un mirasçıları yönünden miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 7.880.000. lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy